Mimar Sinan'ın doğum tarihini bilmiyoruz. Yüz yaşına kadar yaşa­dığı söylencesi vardır. 1521'de yeniçeri olarak seferlere katıl­maya başladığı ve acemioğlanlık dönemi göz önüne alındığın­da, yüzyıl dönümünde doğmuş, on beş yaşlarında devşirilmiş ve öldüğü tarihte (1588) doksan yaşını bulmuş belki de geçmiş ol­duğu söylenebilir. Mimarbaşı olduğu zaman 40 yaşlarında ol­malıdır. Fakat yüz yaşını geçmiş olduğu rivayetini kabul etmek zordur. Bu yaş tahmini, ünüyle birlikte artmış olmalıdır. Eğer bu doğru olsaydı kendisinin hiç olmazsa yirmi yaşından sonra devşirilmiş olması gerekirdi. Bu yaş devşirme için geç sayıla­bilir. Risale-i Mimariyye'de 107 yaşında, Evliya'nın alışılmış abartmasıyla 170 yaşında öldüğü söylenmesi, daha o zamanlar hakkında efsane üretildiğini kanıtlamaktadır. Fakat ölünceye kadar Mimarbaşı olarak kaldığı kesindir. Kanunî Sultan Süley­man'a mimarbaşı olarak yirmisekiz yıl, ILSelim'e sekiz yıl, III. Murat'a on dört yıl hizmet etmiş olan Sinan'ın türbesinde Sai'nin yazdığı ölüm tarihi H. 996'dır. (1587/88). Hazirenin mezar anıtının başucundaki dua penceresi üzerinde hattat Ka-rahisarî tarafından yazılan kitabede tarih mısraı şudur:

Geçdi bu demde cihandan pir-i mimaran Sinan (996)

Kendisine yazılan en son hüküm 26 Safer 996 (28 Aralık 1587) olduğuna göre 1588 kış aylarında öldüğü söylenebilir. Sinan'ın kendisine yaptırdığı türbe ve hazire Süleymaniye kül­liyesinin kuzeydoğusundadır. Fakat özgün biçimi restorasyon­larda değişmiştir.

Sinan'ın biyografilerinde resmî yaşamına ilişkin bu bilgiler vardır, ama özel yaşamına ilişkin bilgi azdır. Konyalı'nın ya­yımladığı belgeler bir Osmanlı büyük memuru olarak Sinan Ağa'nın sosyal yaşamına ışık tutan bazı bilgiler içermektedir. Sinan'ın soyağacını çıkaran Konyalı, vakfiyelere dayanarak, beş kızı, iki oğlu olduğunu yazar. Torunu Derviş Çelebi ikinci vak­fiyesinde vakıf mütevellisi olarak belirtilmiştir. Sinan H. 971 (1563) tarihli vakfiyesinde o sırada sağ olan karısı Gülruh'a bazı gelirler bırakmıştır. İkinci vakfiyesinde Mihri adlı ikinci karısının da adı geçmektedir. Konyalı, Sinan'ın türbesindeki ikinci mezarın bu karısına ait olduğu kanısındadır. Torunu Mehmet Bey'ın kızı Fatma Hanımın mermer mezarı da Edir­ne'de Nazır Çeşme'si mezarlığında bulunmuştur. Çok güzel ve az bulunur bir tasarımı olan bu mezar, Sinan ailesinin Osman­lı toplumunun itibarlı, üst katlarında bulunduğunu belgeleyen bir yapıttır.

Sinan'ın 971 tarihli vakfiyesinde 25 yıl kadar hassa başmimarlığı yaptıktan sonra hatırı sayılır bir mal varlığına sahip olduğu görülüyor. Bu vakfiyede 23 ev, 34 dükkân,! 1 değirmen, 1 bostan, 1 kayıkhane, 2 menzil, 5 çeşme, 3 mektep ve 1 mescitten söz edilmektedir. Köle ve cariyelerine ilişkin bir vakfiyesi daha vardır. Bunların sayısı anlaşılmıyor. Fakat kendisi öldükten sonra azad edilmelerini vasiyet etmiştir. Sinan'ın vakfiyelerinde sahip olduğu ev­lerin arasında Süleymaniye'de türbesinin yanında olan büyük evi özellikle yeğlediği vakfiyesinden anlaşılmaktadır. Bu, onun kendi­sine yaygın ün kazandıran büyük külliyeye duygusal bağının ifa­desi olarak görülebilir. Yaptırdığı mescit ise eski İmaret Camisi'nin yanında kışlık ve yazlık bölümleri, küçük fakat özgün bir mimarisi olan ve bugün mevcut olmayan bir yapıdır. Sonradan, kendisinin vasiyetine göre bir minber konularak camiye çevrilmiştir.