banner bilim
 
Ana Sayfa « E-tarih.org    
   
  Bilimin İslam Dünyasından Avrupaya Akış Yolları
      İslam Ülkelerine Yapılan Seyahatler
  » Üst Konu
Avrupalı Mütercimler
Endülüs
Haçlı Seferleri
Hristiyan Ailelerin Müslüman Ailelerle Akrabalık Kurması
İslam Ülkelerine Yapılan Seyahatler
Sicilya

 
İslam Ülkelerine Yapılan Seyahatler
İslâm bilginleri tarafından yazılan eserlerin Avrupa ülkelerine intikalini takip eden yıllarda. Avrupa’da bilim ve teknolojide önemli gelişmeler başlamıştır. Eser nakillerinde en önemli faktörlerden biri de, bilim heveslisi İspanyol seyyah öğreneler ile ticaret erbabı bazı kimselerin gayretleridir.
Önceleri, 10. yüzyıl başlarından itibaren bilim heveslisi İspanyol seyyah öğrenciler, İslâm ülkelerinde bulunan medreselere öğrenim gayesiyle guruplar halinde gelmeye başlar. Bu öğrenci gurupları medreselerde öğrendikleri bilgileri ve ilginç gördükleri eser ve aletleri Endülüs’e (İspanya’ya) intikal ettirmişlerdir (götürmüşlerdir).
Müteakip yıllarda uzman seviyesindeki kimseler ile ticaret erbabı kisvesi altındaki şahsiyetler İslâm ülkelerindeki eserleri Endülüs’e intikal ettirmek gayesiyle Bağdat, Şam, Basra, Kahire, İstanbul... gibi şehirleri adım adım dolaşarak elde ettikleri ilmî eserleri sandıklar içerisinde Endülüs’e nakletmişlerdir.
Bu tarihi gerçeklerden diğerlerini şu şekilde özetlemek mümkündür.
Afrikalı Constantine (Kartaca -Tunus- doğumlu olduğu için bu isim ile tanınır, 1016–1087) bir doğu seyahatine çıkar (11. yüzyıl ortaları). Mısır, Arabistan ve Hint bölgelerini adım adım dolaşır. Bağdat’ta uzun yıllar ikamet eder. Burada tıp öğrenimi yapar (tamamlar). Avrupa’ya döndüğünde Avrupa’nın en eski tıp okulunun bulunduğu Napoli Krallığının bir şehri olan Salemo’ya (İtalya) yerleşir. Burada yanında getirdiği Arapça yazılmış 76 elyazma (manüskri) eseri Latinceye tercüme etmiştir.
Constantine, Salerno’da bazı eserlerin yazarı olarak da karşımıza çıkar. Bunlardan birisi Liber Viatcium ismini ta¬şıyan «seyahat kitabı.» diğeri ise Liber Pantegni isimli eserdir.
Tıp tarihçilerinin belirttiğine göre, bu iki kitap Cerrahi, anatomi, kırık-çıkık tedavisi, bademcik, göz tababeti, çıbanların yayılması ve tedavisi, tanapaze, kılcal damarlar, idrar, sıtma, perhiz, kimya... gibi konular da zamanı için orijinal bilgiler ihtiva eder.
Bu iki eserin yazılmasını takip eden 40 – 50 yıl sonraları ilk haçlı seferleri başladı (1095). Bu yıllarda Avrupa’da uzman seviyesinde Arapça bilenlerin sayısı da çoğalmaya başlar.
Bu dil uzmanlarından, Salerno’da üç yıl tıp öğrenimi yapmış olan Pizalı Stephan ilk haçlı seferleri sırasında Antakya’ya uğrar. Burada Ali bin Abbas’m (? —994) Kitab’ül Meliki isimli eserinin bir nüshasını ele geçirir. Neticede bu eseri Latinceye tercüme edip Batı bilim dünyası¬na kazandırır.
Pizalı Stephan, konu ile ilgili araştırmaları sonucu şu gerçeği tesbit ederek tıp dünyasına açıklar: “Afrikalı Constantine’in Liber Pantegni isimli eseri. Ali bin Ab¬bas’ın Kitab’ül Meliki isimli eserinin orijinalidir (kopyasıdır).”  Ali bin Abbas, Kitab’ül Melikî isimli eserini, Büveyhi Hükümdarı (Meliki) Adud’ud Devli Fenne Hüsrev (949–983) adına telif etmiştir. Bu sebepten bu eser Doğu’da Sultan Kitap veya Kamil’üs-Sınaat-it Tıbbiye (Tıp İlim ve Sanatını İçine Alan Hazine) isimleri ile tanınır. Batı dünyasında ise Liber Reguis olarak bilinmektedir.
Burada şu gerçeği de belirtmek icap eder. Pek tabidir ki, Ali bin Abbas Grek bilginlerinden Hipokrat (M.Ö. 460 377) ve Galen (M.S. 121 -201) tarafından hazırlanan eserler ile İslâm Dünyasının ünlü bilgini Ebu Bekir el-Râzî (864 – 925) tarafından yazılan el-Hâvî ve el-Mansur isimli eserleri görmüş ve incelemiş olabilir. Ancak, Ali bin Abbas’ın Kitab’ül Meliki isimli eserindeki bilgilerin, zamanı için orijinal olduğu hakkında tıp tarihçilerinin hemfikirdir.
Kitab’ül Melikî adlı eser Latince dışında, müteakip yıl¬larda Fransızca ve Almancaya da tercüme edildi. 1294 yılında da Kahire’de basıldığını görmekteyiz. Bergama Kadısı tarafından da 1453 yılında bir kısmı Türkçeye tercüme edilmiştir.
Adı geçen eser, İbn-i Sina’nın (980–1037) Tıp Kanunu adlı eserin Latince tercümeleri ortaya çıkıncaya kadar, Batı dünyasında en itibar edilir kaynak eser olarak değe¬rini korumuştur.
Başka bir örnek ise: Fetih yılları sırasında hümanist Giovannî Ausria’nın (1368–1460), 238 elyazma eseri, Bizans’tan Venedik’e naklettiği de tarihi bir gerçektir. İstanbul’un özel kitaplıklarında gizli kalmış birkaç elyazma eser müstesna, İstanbul kütüphanelerinde de elyazma eserlerden fazla bir şey kalmamış gibiydi.