banner bilim
 
Ana Sayfa « E-tarih.org    
   
Osmanlılarda Bilim
  Bilim Adamları
      İslam dünyasında mimarlık
        ANADOLU SELÇUKLULARI (1060-1308)
  » Üst Konu
HZ. MUHAMMED DÖNEMİ
DÖRT HALİFE DÖNEMİ (632-660)
EMEVİ HALİFELERİ DÖNEMİ (661-750)
ENDÜLÜS EMEVİLERİ DÖNEMİ (756-1031)
ENDÜLÜSTE TAVAİF-İ MÜLUK DÖNEMİ (1031-1090)
ENDÜLÜS'TE MURABITLAR (1090-1147) ve MUVAHHİDLER (1147-1248) DÖNEMİ
GIRNATA SULTANLIĞI (1232-1492)
KUZEY AFRİKA EMİRLİKLERİ
AGLEBÎLER DÖNEMİ (800-969)
MURABITLAR (1030-1269) ve MUVAHHİTLER (1056-1147) DÖNEMİ
MERÎNÎLER DÖNEMİ (1195-1470)
ABBASİ HALİFELERİ DÖNEMİ (750-1258)
TOLUNOĞULLARI DÖNEMİ (868-905)
FATIMÎLER DÖNEMİ (969-1170)
EYYUBÎLER DÖNEMİ (1174-1250?ler)
MEMLÛKLAR DÖNEMİ (1250-1517)
İRAN ve HORASAN
İLHANLILAR DÖNEMİ (1256-1344)
TİMURLULAR DÖNEMİ (1370-1501)
SAFEVÎLER DÖNEMİ (1502-1736)
HİNDİSTAN ve ÇİN
İSLÂM?IN YÜKSELEN YILDIZI: TÜRK MİMARLIĞI
BÜYÜK SELÇUKLULAR (1000?ler-1157)
ANADOLU SELÇUKLULARI (1060-1308)
ANADOLU BEYLİKLERİ DÖNEMİ MİMARLIĞI
OSMANLI İMPARATORLUĞU
20. YÜZYILDA İSLÂM MİMARLIĞI

 
ANADOLU SELÇUKLULARI (1060-1308)

http://www.sivas.bel.tr/images/photoalbum/g%C3%B6kmedrese.jpg


Selçukluların Anadolu’daki mimarlık eserlerini anlatmadan evvel Anadolu’nun Selçuk öncesi durumuna bakmakta yarar vardır. Anadolu bir uygarlıklar beşiğidir. Cilâlı taş döneminden Hacılar, Göbekli Tepe, Çatalhöyük buluntuları vardır. Antik dönemde, Troya, Hitit, Frig, Sümer, Lidya, Likya, Karya, İon, Roma ve daha birçok uygarlıkları yaşamıştır. Hıristiyanlık, bu topraklarda gelişmiş, güney-doğuda Antakya, Urfa, kuzeyde Trabzon, batıda Efes, İznik, Konstantinopolis önemli dini merkezler olmuştur. XI. Yüzyıl Anadolu’suna Doğu Roma İmparatorluğu hâkimdi. 1054’ten sonra kilise, batıdan, Papalıktan ayrılmış, kendi Ortodoks kilisesini kurmuştu. Bizans yönetimindeki Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde çeşitli halklar yaşıyordu. Anadolu’nun batı bölgesinin hâkim unsuru Grek halkı idi. Karadeniz bölgesinde Pontus Grekleri, doğuda Ermeniler, Gürcüler, dağlık bölgelerde Kürtler, güneyde Asuriler/ Süryaniler ve Araplar yaşardı. Bir de tarih boyunca yaşanan Pers ve Moğol istilâlarından kalan halklar vardı.

Antik Yunan uygarlığının mirasçısı Roma, sonra Bizans, dönemin en önemli mimarlık eserlerini yaratmıştı. Antik Yunandaki ileri geometri bilgisine karşın bilinmeyen kemer ve kubbe elemanı, Roma mimarlığının ana öğesi oldu. Nitekim Konstantinopolis’te 537 yılında açılan Ayasofya’nın mimarlık üslûbu başat üslûp olacak, kubbe çapına bin yıl sonra bile erişilemeyecektir. Keza doğal renkli taşlarla işlenen mozaik sanatı da bir Bizans özelliği olarak kalacaktır. Geç Roma mimarlığı ve erken Hıristiyan mimarlığı, Bizans mimarlık üslûbunun yaratıcısı olmuştur. Doğu Anadolu’da, 300’lü yıllarda Hıristiyanlığı kabul eden Ermeniler, X. Yüzyıldaki krallıkları döneminde, başkentleri Ani’de, Van Gölü içindeki Ahtamar adasında ve Anadolu’nun önemli kentlerinde inşa ettikleri katedral, manastır ve kiliselerde konik kubbeleri ile dikkati çeken bir mimarlık üslûbu kullandılar. Bu kiliselere XI. Yüzyıldan sonra çan kuleleri ilave edildi.

Anadolu’ya giren Selçuklular kendilerine yabancı bir sosyal yapı ve mimarlık üslûbu ile karşılaştılar. Erken Selçuklu mimarlığı Orta Asya gelenekleri ile birleştirilmiş İran mimarlık üslûbuna dayanıyordu. Gerçi bazı Türkmen boyları Malazgirt savaşından evvel de Anadolu’ya gelmişlerdi. Abbasi Halifeleri Güneydoğu Anadolu’ya Bizans’a tampon olarak Oğuz boylarını yerleştirmişlerdi. (IX. ve XI. yüzyıl Ermeni-Gürcü-Süryani vakanüvislerinden biliniyor.) Yine 1010’dan sonra Aras-Çoruh nehir boyları ile Ahlat’a ve Van’a, 1040’larda Pasinler, İspir, Muş, Gümüşhane, Sivas, Afşin bölgelerine Oğuzlar ve Yabgu Oğuzları yerleşmişler, yöre kültürü ile tanışmışlardı. 1071 Malazgirt savaşı, Türkmen boylarına daha geniş olanaklar açtı. Orta Asya’daki Moğol baskısı da göçleri hızlandırdı. Yerli halkla göçmen boylar arasında talanlar ve çıkar çatışmaları, düşmanlıklar ve dostluklar, kanlı savaşlar ve barışlar birbirini takip ediyor, zaman içinde Türk boyları çoğunluğu elde ediyordu. Doğaldır ki savaşlarda halkın tümü kılıçtan geçirilmiyor, yerli halk hizmet sektöründe ve üretimde kullanılıyor, işbirlikçiler üst makamlara yükselebiliyor, kızlardan yeni ve melez bir nesil yetişiyordu. Selçuklu yönetimi ile İslâm dini ve Türk kültürü ülkede başat unsur oluyor, ticaret gelişiyor, halklar Anadolu potası içinde eriyor, ama Hıristiyanların din ve kimliklerine saygı duyuluyordu. Bu arada Bizans ve Haçlı orduları, Anadolu’nun eski düzenini ve Hıristiyanlığını korumak ve kurtarmak adına Selçuklu’ya karşı seferler düzenliyor, yer yer mağlup, yer yer başarılı oluyorlardı. Ancak Sultan II. Kılıçaslan (1156-1192) döneminde 1176’da, Miryakefalon’daki (Afyonkarahisar – Dinar arasında) savaş sonunda Bizans ordusunun bozguna uğraması ile Selçuklu Türk Devletinin Anadolu hâkimiyeti tescil edilmiş oluyordu. Artık, ‘’Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanmış bu memleket bizim’’di.

Selçuklu, yeni ülkede Bizans’la sıkı ilişkiler kurdu. Sosyal ilişkiler, Selçuklu’nun düşünce sisteminde değişiklikler yaptığı gibi, sanat ve mimarlık alanında da gelenekleri terk etmeden değişik karakter ve yeni üslûbun yaratılmasına vesile oldu. XI. ve XIV. Yüzyıllar arasında kuzeyde Karadeniz’den güneyde Akdeniz’e kadar hüküm süren devletin başkenti Konya idi. En değerli Selçuk mimarlık eserleri bu alan arasındaki Anadolu kentlerinde oluştu. Kentlerdeki zengin Bizans ve Ermeni eserleri etkilerine karşın, yeni Selçuk mimarlığı daima köklerine bağlı kalmış, bu gün de takdirle andığımız büyük bir mimarlık üslûbu yaratmıştır. Şaşmaz bir kuraldır ki, büyük devletlerin sanatı ve mimarlığı da büyük oluyor.

Selçuk mimarlığında sadece camilere, dini tesislere değil, eğitim ve sağlık tesislerine de çok önem verilmiş, konaklama ve yaşam tesisleri de büyük yapılarla yer almıştır.

Yazımın başlarında Türk mimarlığını Arap mimarlığından farklı kılan unsurun, anıtlarda sadece din tesisleri ile sınırlı kalınmayıp, sosyal tesislere de önem verilmesi olduğunu belirtmiştim. Selçuk eserlerini sıralarken cami ve kümbetler yanında medreselere, kervansaraylara, kalelere de yer vereceğim.