konular banner

Ana Sayfa
Biyografiler Tarih Sözlüğü Haberler Makaleler Görüş ve Önerileriniz Kütüphane Linkler Arama Kaynakça

Silahlar Sorularla Osmanlı Tarihi Eserler Tablolar Osmanlıca Sözlük
Yumruk, kafaya tâbi olmak zorundadır.   Necip Fazıl Kısakürek

  Ana Menü  
Osmanlı Devleti ve Komşuları

Osmanlı İmparatorluğu

Balkan Savaşları

Çatalca Bırakışması

 

E-Tarih.org
farkedermi@Web
  Konular  
Balkanlılar Arasında İlk Düşmanlık Belirtileri

Balkanlıların Bırakışma Şartları

Batı Azerbaycan işleri

Büyük Devletlerin Başarı ile Aracılık Edememelerinin Sebepleri

Çatalca Bırakışması

Çatalca Çatışması

Garp (Batı) Ordusu, Adalar

Genel düşünceler

Lüleburgaz Vuruşmasından Çatalca Vuruşmasına Kadar

Lüleburgaz Yenilgisinin Avrupa'da Yankıları

Lüleburgaz Yenilgisinin Sonuçları

Mısır İşleri

Osmanlı Hükümetinin Büyük Devletlere İkinci Başvurması

Osmanlı Hükümetinin Büyük Devletlere İlk Başvurması

Osmanlı Hükümetinin Büyük Devletlere Üçüncü Başvurması

Osmanlının İç Durumu

Rusyanın Boğazlar İşinde Aldığı Durum

Savaşın Başından Lüleburgaz Vuruşmasına Kadar

Barış Görüşmeleri

Londra Konferansına Doğru

Osmanlı ve Balkan Delegelerinin İlk Buluşmaları

Tartışmalar

Rusya'nın Osmanlı Üzerinde Baskıda Bulunması

Puankare'nin İki Demeci

Balkanlıların Barış Şartları

S. J. Konferansı'nın 4'üncü Toplantısı

Kral Ferdinand'ın Çar Nikola'ya Başvurması

S. J. Konferansı Dışında Bazı Görüşmeler

İstanbul'da Gizli Osmanlı-Bulgar Görüşmeleri

Barış Şartlarının Bildirilmesinden Önceki Başvurmalar

Osmanlı Hükümetinin Barış Şartları

Büyükelçiler Konferansı'nın Adalar İşi Üzerindeki Kararı

Barış Görüşmelerinin Kesilmesi

Görüşmelerinin Kesilmesiyle Babıâli Baskını Arasında Geçen Diplomatik Olaylar

Balkanlılar Arasındaki Durum

Osmanlı Hükümetine Karşı Baskı Yapılması

Bazı Deniz Savaşları

Bab-ı Âli Baskını

İkinci Balkan Savaşı - Babıâli

İç Durum

Siyasal Görüşmeler

Savaş Olayları ve Barış İçin Görüşmeler

Edirne'yi Kurtarmak Ümidi Kalmadıktan Sonra

Edirne'nin düşmesi

Edirne Düştükten Sonraki Bulgar Tehdit ve İstekleri

Londra Antlaşmasına Kadar

Londra Barışından Sonraki İç Durum

Çarın Berlin'e Gidişi

Adalar ve Arnavutluk İşleri

Arnavutluk'un Karadağ ve Sırbistan'la Sınırlarının Saptanması

Arnavutluk'un Örgütlendirilmesi Sorunu

Ege Adaları Sorunu

İtalya'nın Yunanistan-Arnavutluk Sınırı İşini Oniki Ada İşine Bağlaması

Balkan Devletlerinin Aralarında Savaş Çıkması

Bulgaristan - Romanya gerginliği

Sırp-Yunan Anlaşması

Balkanlılar Arası Savaşa Doğru

Edirnenin Geri Alınması

Londra Antlaşması Sınırına Kadar İlerleme Kararı

Rusya'nın Balkanlılar Arasında Aracılık Denemesi

Edirne Sorununun Ortaya Çıkması

Bulgarların Koruyucu Aramaları

Edirneyi Geri Alma Kararı

Edirne'nin Geri Alınmasından Sonraki Durum

Büyük devletlerin, Osmanlı'yı Edirne'den Çıkarmak İçin Maddi Teklifler Yapmaları

Bükreş Antlaşması

Genel Barış Sorunu

Bükreş Antlaşması ve Sonuçları

Batı Trakya'da Bir Türk Yönetimini Yerleştirme Denemeleri

İstanbul Antlaşması

 

E-Tarih.org
farkedermi@Web

E-Tarih.org


 
 
24 Kasım 2007 20:04
e-Posta   Yazdır

 
Çatalca Bırakışması

Bu bırakışma için yapılan görüşmelerde Osmanlı'dan Başkomutan Vekili ve Harbiye Nazırı Nâzım Paşa, Ticaret ve Ziraat Nazırı Mustafa Reşit Paşa ve Kurmay Albay Ali Rıza Bey; Bulgardan Kamutay (Meclis) Başkanı Danef, Başkomutan Vekili General Savof ve Genelkurmay Başkanı General Fiçef bulunmuştur; bunlar Sırbistan ve Karadağ adına da imza edebileceklerdi; Yunanistan adına, Sofya'daki Yunan elçisi ve Yunan ataşemiliteri daha sonra gelecek ve çabucak gidecektir.
Görüşmelere 28 sonteşrinde (kasımda) başlanılır.
Bırakışma için Çatalca'da yapılmış olan görüşmelerin zabıtlarını veya bunları hükümete anlatan belgeleri Hazine'de bulamadım, eğer zabıt tutulmuşsa askeri dosyalar arasında kalmış olmalıdır. Mustafa Reşit Paşa'nın anlatışından şu çıkmaktadır ki hükümete bir kere önemli bir şey bildirmek gerekmiş ve onu da Mustafa Reşit Paşa kendisi İstanbul'a giderek bildirmiştir; dolayısıyla Hazine'de ayrıca belge bulunmamasına o zamanın genel usullerine göre pek şaşmamalıdır.
Bu bırakışma görüşmelerini anlatan ve satılığa çıkarılmış olan tek yazı Mustafa Reşit Paşa'nın ''Bir Vesikai Tarihiye'' adlı eseridir; bunun olayları anlatan kısmı, kitabın çıktığında işin içinde bulunmuş veya işi, içinde bulunmuşlardan dinlemiş pek çok kişi sağ olduğundan ve ona karşın bir şey yazılmamış olduğundan genel olarak doğru sayılabilir. Son olay, yani bırakışmanın sonda aldığı biçimi, Nâzım Paşa'nın hükümete sormadan imzalamış olması ise, hariciyeden büyükelçilere yazılmış genelgelerle de görülmektedir. Eser iş başında bulunan bazı kimselerin sinir gevşeklik ve bozukluğunu, nazırlar arasındaki birilerini çekememezlikleri ve öyle bir anda akla gelmemesi gereken bir sürü özel düşünceleri açığa vurması dolayısıyla da ayrıca önemlidir.
Buna göre 28.11.1912'de başlayan bırakışma görüşmeleri şöylece gelişmiştir:
İlk karşılaşmada Bulgarlar bir yana bırakılacağı söylenilmiş olan ilk şartlarını yeniden ileri sürerler, Edirne'nin hemen kendilerine bırakılmasında direnirler ve ancak Çatalca'nın boşaltılması dileğini yenilemezler.
Osmanlılar ise o andaki durumu değiştirmeyecek bir bırakışmada direnir ve bu olmayacaksa görüşmeleri keseceklerini bildirirler.
Bunun üzerine Bulgarlar başka bir yola sapıp Osmanlıları kandırmaya kalkışır ve onlara bir sürü adançta bulunmaya koyulurlar; güya bundan böyle iki ulusun asıları (çıkarları) bir olacak, siyasaları ona göre döndürülecek ve arada içten dostluk olacakmış; bunun için arada pürüzlü bir sorun kalmamalı ve dolayısıyla Edirne işi ortadan kalkmalı imiş; Edirne Osmanlı'da kaldıkça işbu devlet Bulgar'a karşı saldırgal (saldırgan) bir siyasa güdebilirmiş; sözün kısası, bütün bunlardan ötürü, Edirne Bulgar'a verilmeli imiş.
Buna karşı Osmanlılar derler ki: yüzlerce yıldan beri biz hiç saldırgal (saldırgan) bir siyasa gütmedik, dolayısıyla Edirne'nin bizde kalmasından sizce korkulacak bir şey olamaz, bunun tersine olarak İstanbul ve dolaylarının korunması için Edirne'nin bizde kalması gerekir ve onu istemekte direnirseniz biz sizin saldırgal düşünceler beslemenizden kuşkulanabiliriz. (s. 12-14)
Bu sorun daha çözülmeden Bulgarlar Karadeniz ablukasının kaldırılmasını ve Çatalca'daki ordularına, Edirne'den geçerek, demiryolu ile gereç yollamak hakkını isterler.
O gün ayrılınır, Osmanlı oruntakları (makamları) aralarında deniz ve demiryolunu Bulgar'a açalım, şu şartla ki o da bize İstanbul-Edirne yolunu açsın diye konuşurlar ve buna göre yani Edirne'den Bulgar trenlerinin geçmesi karşılığı olarak Osmanlı'nın kuşatılmış kurganlarına (engellerine) ve hatta Garp (Batı) Ordusu'na yiyecek yollayabilmesinin ve Karadeniz'deki Osmanlı ablukasının kalkmasına karşılık da Ege Denizi'ndeki Yunan abluka ve deniz yoklamasının kalkmasını isteyen bir tasarı yapılır. O sırada Edirne Komutanı Şükrü Paşa'dan: Bulgar bizi çok sıkıştırıyor, kurgan (engel) düşebilir, bundan önce bırakışma olsun diye bir telsiz alınır.
Çatalca'nın dayanması işinde ise, yeni Yemen'den gelmiş ve Bahriye Nazırı Salih Paşa'nın yerine Nâzım Paşa'ya muavin olmuş olan Ahmet İzzet Paşa'nın düşüncesi şu yoldadır:
''Hali hazırda Çatalca müdafaa olunabilir. Hattın yarılması düşman tarafından büyük toplar bulunmasına mütevakkıftır (bağlıdır). Fakat, Edirne sukut eder (düşer) ve Bulgarlar orada bulunan büyük çaptaki muhasara (kuşatma) toplarını buraya getirirlerse hattı yarıp geçerler (1)''.
Ertesi gün, Osmanlı oruntaklarının (makamlarının) kafaları bu gibi düşünce ve kaygılarla dolu olarak, tasarı Bulgarlara gösterilir; onlar da buna eygin (yatkın) görünürler, ancak Danef, yine kurulacak dostluk sözünü yeniledikten sonra, Yunan oruntaklarının (makamlarının) yakında geleceklerini, onların da bunu görmeleri gerektiğini söyler ve imzanın iki gün geciktirilmesini ister; şunları da ekler: çok sanırım ki onlar Yanya'nın hemen kendilerine verilmesinde direnecekler ve Ege Denizi ablukasını kaldırmak istemeyeceklerdir. Mustafa Reşit Paşa buna karşılık olarak biz de deniz ve demiryolunu açmayız der. Osmanlı ve Bulgar generalleri Yunan istemezse de biz imzalarız derler ve Danef de bu düşüncede bulunur. Verilen karar iki gün sonra buluşulması ve Yunan istese de istemese de tasarının imzalanması ve arada Mustafa Reşit Paşa'nın İstanbul'a gidip bu tasarıyı hükümete göstermesidir.
Ayrılırken, kendisiyle azıcık yürüyen Mustafa Reşit Paşa'ya Danef, Yunan'ın Yanya'yı istemesinden ve bu böyle olursa Bulgarların da Edirne'yi istemesinden korktuğunu ve buna bir çare düşündüğünü söyler ve ayrılıncaya kadar hep Edirne üzerinde konuşur.
Nâzım Paşa ise bu tasarının kabul edildiği sanında kalmıştır ve Babıâli'ye iş öyle bildirilir (2).
Mustafa Reşit Paşa anıklanmış (hazırlanmış) tasarıyı İstanbul'da Meclisi Vükelâ'ya gösterir ve herkes bu işten hoşlanır (3). Yunanlılar direnirlerse ne yapılacağı sorusuna Sadrazam Kâmil Paşa: ''Yunanlılar metalibi malûmelerinde ısrar eyledikleri halde bundan dolayı mütareke işini bozmayınız, onları hariç bırakarak Bulgar, Sırp ve Karadağlılarla akdi mütareke ediniz'' der (1).
Sözün kısası şudur: Nâzım Paşa'nın yazı ile ve Mustafa Reşit Paşa'nın kendisi gelerek bildirdiğine göre Osmanlı hükümeti sanmıştır ki ordular bulundukları yerlerde durarak bir bırakışma olacak, bu sürdükçe Osmanlı, Karadeniz ve Yunan,
Ege Denizi ablukasını kaldıracak, Bulgarlar Edirne'den geçerek demiryolu ile Çatalca'daki ordularını besleyebilecekler, Osmanlı da kuşatılmış kurganlarını, Garp (Batı) Ordusu'nu ve en çok Edirne'deki ordusunu demiryolu ile besleyebilecektir. M. Reşit Paşa'nın yazdığına göre (2) buna yalnız Hariciye Nazırı pek inanır gibi görünmemiştir. M. Reşit Paşa ile onun arasında bir özel önürdeşlikten doğduğu görülen bazı aytışmalar (ayrılıklar) olur. Bu görüşmelerden sonra M. Reşit Paşa Çatalca'ya döner. Buluşma gününde (18.11.1912) yalnız General Fiçef gelir ve henüz Yunanlılar gelmediği için iki gün daha beklemek gerektiğini, ancak onlar istemeseler de Bulgarların bırakışmayı imzalayacaklarını ve Danef'in bir tasarı anıkladığını (hazırladığını) - ağızdan kaçırarak - söyler. M. Reşit Paşa önceki tasarı değişti mi diye sorunca Fiçef önemsiz değişiklik yapıldı der. O gittikten sonra Nâzım Paşa ile konuşmalarını M. Reşit Paşa şöyle anlatır (3):
''(Nâzım Paşa'nın)... fakat mütarekeden vazgeçmek de işimize gelmez. Bugün İzzet Paşa sağ cenahı teftişten geldi, kendisiyle görüşmediniz mi'' yolundaki ifadesine: ''İzzet Paşa Hazretlerini yalnız Sancaktepe'den hareketimiz esnasında görmüş isem de kendisiyle mükâlemeye (konuşmaya) vakit bulamamış olduğumu'' beyan eyledim. Ve müşarünileyhin neticei teftişatı hakkında istifsarı (sorarak) malûmat ettim. Nâzım Paşa, ''İzzet Paşa şu teftişten memnun avdet etmedi. Edirne kumandanlığından aldığımız telgrafname meali de malûmunuzdur. İstanbul ahvali de şayanı memnuniyet olmadığını haber alıyorum. Divanıharb Reisi tebdil olunmuş (değişmiş), beni bu bapta istimzac etmediler (benim bu konuda görüşümü almadılar). Bazı tevkifat da icra olunuyor imiş, bunlar ne demek? Şu mütareke işi de uzadıkça uzadı. Bunu artık bitirmeliyiz ki ben de İstanbul'a avdet edebileyim (dönebileyim). Şayet Bulgarlar tarafeyn orduları için tesis etmek istediğimiz muamelei mütesaviyeyi (eşit) reddedecek bir teklifte bulunurlar ise protokole erzak irsali (yiyecek gönderilmesi) maddesini tarihi imzadan on gün sonraya talik edecek bir kayıt derç ve ilâve ederiz, işi bitiririz'' dedi. ''Ya bu on gün zarfında Edirne açlıktan teslim olmak mecburiyetinde bulunur ise ne yaparız?'' dedim; cevaben ''Edirne'de zahire vardır, müzakeratı sulhiye hitam (son) buluncaya kadar bile Edirne erzaksızlık yüzünden sukut etmez (düşmez), halbuki mütareke işini bozar da muhasamatı iade (tekrar silahlı çatışma) eder isek, Edirne harben sukut edebilir (düşebilir). O da pek fena bir şey olur, şu hale göre şayet Bulgarlar bu erzak maddesinden dolayı müşkülât (zorluk) çıkarırlar ve ısrar ederler ise dediğim gibi erzak irsali maddesini on gün sonraya talik ederek bugün şu mütareke işini bitiririz, hayırlısı budur'' dedi. ''Öyle yapmaktan ise Bulgar ordusuna berren ve bahren (karadan ve denizden) erzak irsaline muvafakatimizi Edirne'ye erzak ithali şartlarının kabulüne talik edelim. Bunu kabul etmedikleri halde biz de muvafakat ettiğimiz şarttan nükûl eylediğimizi (vazgeçtiğimizi) beyan ederiz. Vakaa bu suret Edirne'ye erzak irsali hakkındaki arzumuzu temin etmez ise de bu suretle de bir muamelei mütesaviye (eşit) tesis etmiş oluruz'' dedim. ''Pekâlâ böyle bir teklifte bulunuruz fakat Bulgar ordusunun arkası açık olduğundan kendileri için erzak tedariki (sağlamak) çaresi mevcuttur, şu halde bizim nükûlümüz Bulgarları teklifimizi kabule icbar (zorunlu) edecek bir kuvvette değildir'' diyerek ve biraz düşünerek ''en iyisi dediğim gibi erzak maddesini tarihi mütarekeden on gün sonraya tehir etmektir, hele kendileriyle görüşelim de bakalım protokol müsveddesini nasıl tadil etmişler (değiştirmişler) görelim, herhalde bugün bu işi bitirmeliyiz.''
Nâzım Paşa'nın bu sözleri arasında onun iç düşüncelerini göstermesi dolayısıyla en önemlisi İstanbul'da olan bitenler ve kendisinin bir an önce bırakışma yapıp oraya gitmek istediği yolundakilerdir.
Unutulmamalıdır ki Nâzım Paşa ''İttihat ve Terakki'yi'' devirenlere az çok elebaşlığı etmiş, ondan sonra Harbiye Nazırlığı'na geçerek iç ve dış durum ve örfi idare yüzünden ülkede en etkili bir uzkişi olmuş ve anlaşılan İstanbul ve orduda önemli yerlere adamlarını yerleştirerek kendine göre bir örgüt kurmuştu; bu örgüt ile Dahiliye Nezareti arasında çekişmeler olduğunu yukarda gördük. Savaştaki bir sürü başarısızlığından sonra İstanbul'daki adamlarına dokunulması, onda dayanakları ortadan kaldırılarak kendisinin de hükümetten çıkarılacağı kuşkusunu uyandırmışa benziyor; dolayısıyla o, artık ne olursa olsun bir bırakışma yapıp İstanbul'a gitmek ve durumunu sağlamlaştırmak kaygısına düşmüş görünüyor. Ancak şunu da söylemek gerekir ki olaylar, Edirne için söylediklerini doğru çıkarmıştır; çünkü bu kurgan (belde) açıktan değil bir saldırı yüzünden zorla düşmüştür; dolayısıyla Nâzım Paşa kendi özel durumu kaygısıyla Edirne'yi düşmana bıraktığı sözü, doğru değildir; doğru olan şudur ki: o, siyasal amaçlar güderek her şeyi göze alacak bir duruma girmiştir, az aşağıda göreceğimiz gibi, hükümete danışmadan, ona bildirmiş ve onu onaştırmış (onaylamış) olduğu şartlar dışında imza vermeyi işten bile saymayacaktır.
Bizce Nâzım Paşa'nın bu sözlerinde, onun iki ay kadar sonra ölümüyle sonuçlanan olayın ilk izleri sezilebilir.
M. Reşit Paşa ile yaptığı yeni uzun bir aytışmada (görüşmede) Nâzım Paşa bu Edirne işinde hiç korkusuz çok kesin ve güvenlidir, ona yeniden der ki (1):
''Evvelce de dediğim gibi Edirne bu müddet zarfında zahiresizlik yüzünden sukut etmez (düşmez), hatta değil on gün zarfında sulhun akdine değin bile bu yüzden sukut etmez. Ben bunu bilerek söylüyorum, itimadediniz. Müzakeratı sulhiye aylarca devam etmez ya! Halbuki mütareke akdolunamaz ise Edirne harben sukut edebilir, bu takdirde Çatalca hattının ve payitahtın tehlikede bulunacağını heyetimizde cereyan eden mükâlemattan (görüşmeden) da anlamışsınızdır.''
Osmanlı oruntakları (makamları), Fiçef'le son görüşmeleri üzerine düşmüş oldukları kaygılı durumu ve içlerindeki kuşkuları hükümete bildirmezler ve onların Fiçef'le görüştükleri gün (1.12.1912) Hariciye Nezareti'nden Osmanlı elçilerine yollanılan bir genelgede, bırakışma görüşmelerinin sonuçlandığı, imzanın Yunanlılar yüzünden geciktiği, kuşatılmış kurganlarımıza (beldelerimize), (Edirne, Şkodra, Yanya) bırakışma sürdükçe yiyecek yollamak hakkını elde ettiğimiz bildirilmektedir.
3 ilkkânunda (aralıkta) Bulgar ve Yunan oruntakları (makamları) Osmanlı oruntaklarıyla buluşurlar; Yunanlıların kesin olarak ileri sürdükleri dilekler şunlardır (2):
1) Karadeniz'de kalmış olan Yunan tecim (ticaret) gemilerinin Boğazlar'dan geçebilmesi.
2) Osmanlı hükümetince el konulmuş olan Yunan gemilerinin geri verilmesi.
3) Yunan deniz ablukasının barışa kadar sürmesi.
4) Yunan hükümetinin Osmanlı gemilerini yoklayadurabilmesi.
5) Yanya'nın ve bütün adaların kendilerine verilmesi.
Bulgar oruntakları durumlarıyla, bu Yunan dileklerine karşı olduklarını göstermektedirler. Bu dilekleri abanınca Yunanlılar çıkıp giderler; bundan sonra olanı Mustafa Reşit Paşa şöyle anlatmaktadır (1):
"Yunanlılar henüz vagondan inmiş iken Bulgar askeri murahhasları, 'bırakınız varsınlar gitsinler biz mütarekeyi akdedelim, onu müteakip müsalahanın akdinde sizinle biz anlaşacağız. Onlar o vakit hallerini anlarlar. Güya muharebede büyük muzafferiyetler kazanmış gibi davranıyorlar' dediler. Mösyö Danef refiklerini tasdiken 'Yunanlılar Selanik'i güya kendi kuvvetleriyle zaptettiler. Biz işin içyüzünü ve neler döndüğünü biliriz; onları oradan çıkarmak işten bile değildir' sözlerini beşuşane ve Yunanlıları müzeyyifane bir tavır ile söyleyip generaller bu sözü tasdik ile beraber bu işi başa çıkarmak için lazım gelen kuvvetler tefrik edilmiş olduğunu ve badelmüsalaha Osmanlı ve Bulgar orduları müttefikan hareket ederek Yunanlılar'a müstahak oldukları dersi tedibi vereceklerini söylediler, Nâzım Paşa da güya bu bapta bir mukavelename akit ve imza olunmuş ve hemen iki ordu da müttefikan hareket etmek üzere bulunmuş gibi bu sözlere tamamıyla inandı. Ve generallerle şöyle yaparız böyle biçeriz yolunda müdavelei efkâra başladı. Ne saf adamlarız!"
Ancak şunu da gözden kaçırmamalıdır ki, az sonraki olayların göstereceği gibi Bulgar-Yunan düşmanlığı gerçek olmakla birlikte, Yunan'ın ablukayı kaldırmaya yanaşmaması Bulgarlar bakımından kârlı bir işti, çünkü Osmanlı sıkıntısı böylece süregelecekti.
Yunanlılar toplantıdan çekildikten sonra Danef yeniden Edirne'nin boşaltılmasını ve oradaki Türk askerinin onurla oradan çıkmasını ister ve bunun kralın son buyruğu olduğunu söyler.
Bu dilek abanınca ortalığı sessiz bir soğukluk kaplar. Bu durumu Danef, kendi anıklamış olduğu protokolü yüksek sesle okumakla bozar; orada Bulgar'a, deniz ve demiryollarının açılması yazılı olup kuşatılmış Osmanlı kurganlarına yiyecek yollanılması unutulmuştur.
Bunun üzerine Osmanlı oruntakları Edirne'yi açıkla almak istiyorsanız bunu bırakmayız derler, Bulgarlar da orada yiyeceğin bol olduğunu, yalnız tuz ve gaz eksikliği duyulduğunu söylemekle Edirne'nin iç durumunu iyicene bildiklerini gösterirler (1).
Mustafa Reşit Paşa Bulgarların önce bizim tasarıyı beğenmiş gibi görünüp işi dört gün geciktirmelerini, arada Edirne'yi almaları için Rusya ve öbür büyük devletlerden izin koparmak düşüncesinden geldiğini yazar (s. 29). Ancak yukarıdaki belgelerden anlaşıldığı gibi Edirne'nin Bulgar'a geçmesini iyi görmeyen tek devlet olan Rusya'nın orasını ona bıraktığını bildireli 14 gün olmuştur. Dolayısıyla Danef'in 4 günlük geciktirmesi eğer gerçekten Yunanlıları beklemek yüzünden değildi ise kendi hükümetiyle danışmak, İstanbul'da esen havayı öğrenmek ve Osmanlı sinirlerini denemek ve gevşetmek için yapılmış olmalıdır.
Danef'in bu durumuna karşılık olarak Mustafa Reşit Paşa, öyle ise biz de sizin deniz ve demiryolundan yiyecek geçirmenize izin vermeyiz der. Bunun üzerine General Savof, biz sizin durumunuzda değiliz, çünkü açık başka yollarımız var, biz yalnızca kolaylık göstermenizi istiyoruz, yenilen yenene hep böyle kolaylık gösterir, dolayısıyla bu son isteğinizi kabul edemem, bize kolaylık göstermek ilerdeki Osmanlı siyasal asılarına da uygundur, der (1).
Reşit Paşa'nın, bırakışma statüko üzerine olur, bu işte anlaşamaz isek hükümetlerimize bildirelim, barış görüşmelerine girişsinler, demesi üzerine (ki daha yukarıda gördüğümüz gibi Grey, Tevfik Paşa'ya, iş buraya varırsa böyle yapınız demişti), Reşit Paşa'da, barış işine büyük devletleri karıştırıp onlar arasındaki önürdeşlikten (görüş ayrılığından) asılanmak (yararlanmak) ümidini sezen Danef, barışın da baş başa yapılacağını söyler (2).
M. Reşit Paşa daha önce Nâzım Paşa ile bir konuşmasında onun ileri sürmüş olduğu bir düşünceyi ortaya atar; o da iki yanca da öbür yanın elinde veya egemenliği altında bulunan yollardan geçerek kendi ordusuna yiyecek yollayabilmesi işinin bırakışmadan 10 gün sonra başlamasıdır.
Danef hemen peki der ve yazıcısını çağırıp ona Bulgarca yönerge (talimat) verir: İşbu yazıcı ona göre yazarken Bulgar oruntakları (makamları), hep kurulacak olan dostluk ve Yunan'ı nasıl Selanik'ten kovacakları üzerinde konuşur ve biteviye Nâzım Paşa'ya koltuk verirler.
Yazıcı işini bitirip getirince görünür ki 10 gün sonra iki yanca da birliklerine yiyecek yollanabilme işi, yalnız Bulgarlar için yazılmıştır. Bunun üzerine M. Reşit Paşa, Danef ve Nâzım Paşa arasında, M. Reşit Paşa'nın anlattığına göre şu sözler geçer (s. 34-35):
''Binaenaleyh protokolün yeniden olveçhile tashih ve tebyiz edilmesini talebederim'' dedim. Mumaileyh, ayağa kalkarak: ''Bu olamaz, bunca fedakârlıklarla Çatalca'ya kadar gelmiş olan Bulgar ordusu bundan başka bir suretle akdi mütareke edemez. Bulgar ordusunun Edirne muhafızları gibi mahsur (kuşatılmış) bulunmadığını hatırınızdan çıkarıyorsunuz. Bizim için ordumuza erzak irsaline imkânsızlık yoktur. Sizden istediğimiz bir teshilattan (kolaylıktan) ibarettir. Bu esas üzerine tanzim olunan (düzenlenen) protokolden başka şartları havi (içeren) bir protokol kabul ve imza edemeyiz. İfadem katidir. Bu protokolü ret ile işi neticesiz bırakmak ve muhasamanın (düşmanlığın) iadesi tarafına gitmek isteyişiniz doğrusu mucibi istiğraptır (gariptir). Mamafih o da sizin bileceğiniz şeydir. Biz başka türlü hareket edemeyiz'' demesi üzerine Nâzım Paşa ''protokolü reddetmiyoruz, kabul ediyoruz. İmza edelim de artık iş bitsin'' dedikten sonra bana hitaben Türkçe olarak ''Zaten size yolda gelirken söylediğim böyle idi, siz yanlış anlamışsınız. Bulgar ordusuna berren ve bahren (karadan ve denizden) erzak irsaline (gönderilmesine) müsaade tarafımızdan teshilat (kolaylaştırma) iraesinden ibarettir. Bulgar ordusunun arkası kapalı değildir'' demesiyle ''Ben yoldaki ifadenizi böyle anlamadım. Benim anladığım ve istediğim bir muamelei mütesaviye (eşit işlem) esasıdır'' demiş isem de mükâlemeye (konuşmaya) karışan Bulgar generallerinin ''mahsurlar muhasırlara nispetle daha kuvvetlidir'' demelerini Nâzım Paşa tasdik edip ''ben burasını size söylememiştim, askercesi böyledir'' dediği ve Bulgarlarla beraber protokolü imzaya kalktığı sırada yanına sokularak ''Bu şart ile mütarekenin akdine ne derler'' dediğimde ''beğenmezler ise tasdik etmezler'' cevabını verip protokole imzasını vaz'eyledi (koydu).
Bundan sonra M. Reşit Paşa kendisinin de şaşa ve donakalarak istemeyerek kâğıdı imzaladığını söyler ve Bulgarlar gittikten sonra Nâzım Paşa ile olan görüşmesini ve öyle bir durumda hatıra gelmemesi gereken özel düşünceleri şöyle anlatır (s. 36):
''Mütarekeyi başka türlü akdetmek mümkün olamayacak idi. Gördünüz ya, müzakerat (görüşmeler) az daha munkatı olacaktı (kesilecekti). Şu imkânsızlık karşısında Bulgar protokolünü kabul ve imza zaruri ve mecburi idi, size biddefaat (çeşitli kereler) temin ettiğim gibi Edirne, müzakeratı sulhiyenin hitamına değin (sonuna kadar) erzaksızlık yüzünden teslim olmak mecburiyetinde bulunmayacaktır. Onu beyhude endişe edinmeyiniz. Sulh müzakeratının icrasına başlandığı vakit Edirne'nin tahlisi (boşaltılması) çaresine bakılır. Şayet Heyeti Vükelâ şeraiti beğenmez ise mütarekenameyi tasdik etmez. Kabul veya ret Meclisi Vükelâ'nın yeddi ihtiyarındandır. Şu hale göre mütarekenamenin imzalanmış olmasından tamiri gayrikabil bir netice hasıl olmaz. Heyeti Vükelâ reddeder, muhasamat (çatışma) yeniden başlar. Zaten biz kabul ve imza etmeyeydik müzakerat kat'edilecek (kesilecek) yine muhasamat avdet eyleyecek değil mi idi?'' demesine mukabil (karşılık) ''evet netice yine muhasamatın avdeti olacak idi. Fakat şimdi iş değişti. Çünkü Bulgar ordusunca erzak tedarik etmek mümkün olduğunu ve kabul ettiğimiz şart bir teshilattan ibaret bulunduğunu kimse düşünmeyecek; muaddel (geçici) protokolü kabul edişimiz Bulgarların sahai siyasette bir muvaffakıyeti ve bizim bir mağlûbiyetimiz olmak üzere telakki edilecek, herkes enine boyuna çekecek ve şu netice bizim beceriksizliğimize hamlolunacak (yorumlanacak); müzakeratı sulhiyenin de ne kadar devam edeceği şimdiden kestirilemez'' dedim. Nâzım Paşa ''siz böyle şeyleri düşünerek muazzep olmayın (üzülmeyin); mütarekenin akdolunması pekâlâ oldu. Sulh da akdolunur, Edirne de kurtulur, endişe edecek bir şey yok; mütarekenin akdi her halde lâzım idi. Ben de iki güne kadar İstanbul'a gitmek üzere hazırlanacağım'' dedi.
Bu bırakışma görüşmelerini ayrıntılarıyla anlatışımız bu sırada dış ve iç siyasa bakımından ilerde görülecek birçok olayların ilk izlerinin o sırada belirmesidir: Bulgar'ın Yunan'a karşı düşmanlığı (o anda Bulgar Sırp'a karşı düşmanlığını çok iyi saklamıştır veyahut da aralarındaki bağlaşma ile yapılmış olan paylaşma tasarısının değiştirilmesi için henüz Sırplarca açıktan açığa bir dilek ileri sürülmemiş olduğu için Bulgarların onlara karşı o sırada düşmanlık göstermesi için bir sebep yoktu) - Bulgarların öbür Balkanlılara karşı üstün bir durumda bulunmak için Osmanlı ile işbirliği yapmak isteyeceği - Nâzım Paşa'nın bazı tasarı ve düşünceleri, bu belirtiler arasındadır.
Hükümet önce kendisine bildirilmiş ve kendisince onaylanmış olan temeller dışında imzalanan bırakışmayı tanımayabilirdi; ancak Edirne'nin bu yüzden açlıkla düşürülemeyeceği doğru olduktan sonra, ki önce de dediğimiz gibi olaylar bunun doğruluğunu göstermiştir, bu iş üzerinde direnmekte büyük bir ası (yarar) yoktu, belki bunun tersine olarak, Nâzım Paşa'nın söylediği ve ilerde görüldüğü gibi Edirne o sırada bir saldırı üzerine düşebilirdi.
Şeyhülislam Cemalettin Efendi Nâzım Paşa'nın bu işi Meclisi Vükelâ'ya bildirmesinin şöyle olduğunu yazar (1):
''.....Halbuki Çatalca istihkâmatında topların gülleleri kalmadığından muhasamaya (çatışmaya) devam olunursa 2-3 günden ziyade mukavemete imkân olmadığı cihetle maazallahu Taalâ (Allah göstermesin) düşmanın payitahtı işgal etmesi tabii bulunduğuna binaen eyyamı mütarekede nevakısımızı ikmal ederek (eksiklerimizi tamamlayarak) ledelhace (gerekli, önlemleri alarak) istinafı harb (yeniden savaş) edebilmek üzere bütün mesuliyeti uhdesine alarak şartı mezkûru kabul ile mütareke senedini o suretle tasdik ve imza eylediğini ve umum kumanda uhdesinde olduğu cihetle bu salahiyetin ve bundan mütevellit mesuliyetin şahsına ait olduğunu marez (bildiren) cevapta dermeyan eyledi.''
Hariciye Nazırı Gabriel Efendi, kuşatılmış Osmanlı kurganlarına (mevzilerine) yiyecek gönderileceği yollu 1.12.1912 tarihli genelgesiyle bunun bırakışmada bulunması arasındaki karşıtlığın neden ileri geldiğini soran Paris Büyükelçisi Rifat Paşa'ya verdiği 20.12.1912 tarihli karşılıkta şöyle demektedir:
''Çatalca'da kararlaştırılıp Babıâli'ce onaylanmış olan ilk bırakışma tasarısında kuşatılmış kurganlarımızın beslenileceği yazılı idi. Daha sonraki bir toplantıda Bulgarlar bu hükmün bulunmadığı bir metni ortaya koyarlar. Murahhaslarımız bunu bir sorun yapmak istemez ve Babıâli'ye sormadan bırakışmayı imzalarlar, çünkü Bulgarların hiç vakit kaybetmeden barış yapmak istediklerine inan etmişlerdi.''
Reşit Paşa ile Cemalettin ve Gabriel Efendilerin yazılarının her biri bırakışmanın bildiğimiz biçimde yapılmış olmasındaki türlü etkenleri aydınlatmaktadır: Edirne'nin açlıktan değil saldırı ile düşürülmesi korkusu - Çatalca'nın cephanesizlik yüzünden bir saldırı sonucunda düşmesi korkusu - Bulgarların Osmanlı ile işbirliği yapacaklarına az çok inan - Nâzım Paşa'nın bir an önce İstanbul'a gidip kendi siyasal durumunu düzeltmek ve berkitmek (sağlamlaştırmak) istemesi.....
İmzalanan bırakışmanın ana çizgileri aşağıdadır:
Barış görüşmelerine başlanılabilmesi için bir yandan Osmanlı öbür yandan Bulgar, Sırp ve Karadağ orduları arasında bırakışma yapılmıştır, bu bir barışa varılmasına veya barış görüşmelerinin kesilmesine kadar sürecektir.
Barış görüşmeleri Londra'da yapılacak ve bırakışmanın imzasından 20 gün sonra başlayacaktır.
Barış olmazsa bırakışmanın bitme gün ve saatini her iki yan dört gün önce ötekine bildirecektir.
Arada yansız bir bölge olacaktır.
Osmanlı hükümeti Karadeniz limanlarının ablukasını kaldıracak ve Bulgar askerinin bu yolla beslenmesine engel olmayacaktır; yine Bulgar askeri trenleri Edirne içinden geçip Çatalca ile Bulgaristan arasında işleyebileceklerdir.
İşbu bırakışmanın imzası günü, Belgrad'daki Bulgar elçisinin, Fransız elçisine bırakışma şartları altında, ilerdeki Osmanlı-Bulgar sınırını saptayacak olan barış temellerinin saklı bulunduğunu söylemesi, Bulgar hükümetinin bu bırakışmayı nasıl anladığını gösterir.
Bu bırakışma işini geçmeden önce Bulgarların Osmanlı'ya dostluk önergesinde (önerisinde) bulunmalarının Almanya'da bazı çevrelerde uyandırmış olduğu düşünceleri göstermek isteriz.
Yukarıda gördüğümüz bu yoldaki ilk sözü Bulgarlar 28 Sonteşrin (kasım) toplantısında söylerler; bir gün sonra 29 Sonteşrin'de (kasımda) İstanbul Alman Büyükelçisi bunu öğrenmiş ve hükümetine şu teli çekmiştir (1):
"İnalımız (güvenilir kişi) bildiriyor:
''Bugün padişah; kendisine bilhassa yakın olan Gazi Muhtar Paşa'yı çağırdı ve Bulgaristan'ın savgal ve saldırgal bir bağlaşma önerdiğini ve Türkiye ile doğrudan doğruya anlaşabilecek olursa Türkiye ile öteki bağlaşıkları arasında asıda (yarar) bulunan sorunlardan Bulgaristan'ın ilgisini kesmeyi adançladığını (amaçladığını) bildirdi.''
Vangenhaym bir gün sonra 30 Sonteşrin'de (kasımda) bir ikinci tel çeker, bunda (1):
''İnal, en sağlam askeri kaynaklardan öğrenmiştir ki Bulgaristan'la bağlaşma imzası yetkili askeri çevenlerde hemen olmak üzere görünmektedir. Bağlaşma imza edilir edilmez Türkiye Bulgaristan'ın Trakya ordusunun beslenmesini üzerine alıyor.''
Bu iki tel o sırada İstanbul'daki Alman Büyükelçiliği'nin ne kadar iyi kurulmuş bir çaşıtlık (casusluk) örgütü bulunduğunu ve nasıl sarayda ve orduda olan biten her önemli işi günü gününe öğrendiğini göstermektedir.
Yine işbu ''not''a göre Kiderlen bu telleri aldıktan sonra 3 İlkkanun'da (aralıkta) Bulgaristan'ın bağlaşıklarını bir yana bırakarak Türkiye ile savgal-saldırgal bir bağlaşma imzasını, güya Avusturya'nın kışkırtması üzerine önerdiği yollu dolaşan sözün doğru olup olmadığını Viyana ve Sofya'dan sormuştur. Sofya'dan 5 İlkkanun'da (aralıkta) gelen karşılıkta: ''Bulgaristan'ın, yalnız olarak Babıâli'ye savgal-saldırgal bir bağlaşma önerip önermediği açıklanılamamıştır'' denilmektedir.
Bu bağlaşma işini duyunca Alman İmparatoru'nun gösterdiği coşkunluk çok dikkate değer; o sırada Donavşingen'de bulunan Kayser hemen 1 İlkkanun'da (aralıkta) Alman Dışişleri Bakanlığı'na şu teli çeker (1):
''Ferdinand'ın bağlaşma önergesi (önerisi) hakkındaki Türkiye haberine şaşmadığım gibi, Ferdinand'ın bağlaşıklarına karşı ihanetine de şaşmadım. Bu, dâhiyane ve büyük ufuklu bir düşüncedir: Rusya'ya, Bulgaristan'la birlikte karşı koymak ve Sırpları yenmek için düşmüş ve yeniden canlanan Türkiye'nin hamisi ve önderi olmak (2). Avusturya, Türk-Bulgarlarla bir askeri bağlaşma imza etmelidir, biz de her ikisinin güçlenmesine ve yeniden hayat bulmasına yardım etmeliyiz. Bu kuvvetin ağırlığı sayesinde Yunanistan, hatta Sırbistan, kurtuluşsuz olarak Avusturya'nın kucağına düşeceklerdir. Böylece Avusturya, Balkan ve Doğu Akdeniz'de önderliği elde edecek; İtalyan ve yenileşmiş yahut yeni kurulması gereken Türk-Bulgar donanması ile birlikte İngiltere'ye karşı kudretli bir karşı ağırlık doğacak; böylece İngiltere'nin İskenderiye yolu da tehdit edilmiş olacaktır. O zaman Üçlü Bağlaşma devletleri Akdeniz'de egemendirler, halife onların ellerinin altındadır, dolayısıyla bütün İslam dünyası da (Hindistan); Sırbistan adamakıllı sinecek, o zaman biz de Türkiye politikamızı yeniden ele alabiliriz.''
Alman belgelerini çıkaranlar Kayser'in bu teli dolayısıyla şu notu yazmışlardır:
''Bulgar bağlaşması hakkındaki ilk ve henüz berkitilmemiş (doğrulanmamış) olan bir haber üzerine ve Türkiye ile Bulgaristan arasında kardeşleşmek işinin iç güçlüklerine rağmen - (bu kardeşlik ancak cihan harbinin baskısı altında vüdut (dostluk) bulabilmiştir) - hemen ''İspanya'da şatolar'' kurmak, Kayser'in karakterini göstermek bakımından pek çok dikkate değer. Bu defa da görülmüştür ki bu gibi sathi (yüzeysel) düşüncelere Alman Dışişleri Bakanlığı asıl değerini biçmiştir. Vakaa Dışişleri Bakanlığı, yukarıki telgrafın bir ardalası olarak, 2 İlkkanun'da (aralıkta) Kayser'den apaçık bir emir gelince, Bulgar bağlaşma önermesinin kabulünden yana Babıâli'ye direnerek demeçte bulunmasına dair İstanbul Büyükelçisi'ne yönerge (talimat) vermekten geri duramamış (karşılaştırınız: No. 12469, x ile birlikte) fakat bu o kadar ölçemli (ölçülü) biçimde yapılmıştır ki, bundan ötürü Alman siyasasının bozulması tehlike altına girmemiştir. Kayser'in 1 İlkkanun (aralık) tarihli ''fantastik'' telinin bir sonucu çıkmamıştır.''


 
 

Sayfa Başına Dön

 
     

Sitemiz bilgilendirme amaçlıdır, kesinlikle ticari bir amaç gütmemektedir.
Bu sayfa En iyi 1024x768 boyutlarında Görüntülenmektedir. E-Tarih.org - Farkedermi@WebTeam