konular banner

Ana Sayfa
Biyografiler Tarih Sözlüğü Haberler Makaleler Görüş ve Önerileriniz Kütüphane Linkler Arama Kaynakça

Silahlar Sorularla Osmanlı Tarihi Eserler Tablolar Osmanlıca Sözlük
Beraber yaşanır, dövüşülür beraber, ama herkes kendi payına ölür   Nazım Hikmet

  Ana Menü  
Osmanlı Devleti ve Komşuları

Osmanlı İmparatorluğu

Balkan Savaşları

Sırp-Yunan Anlaşması

 

E-Tarih.org
farkedermi@Web
  Konular  
Balkanlılar Arasında İlk Düşmanlık Belirtileri

Balkanlıların Bırakışma Şartları

Batı Azerbaycan işleri

Büyük Devletlerin Başarı ile Aracılık Edememelerinin Sebepleri

Çatalca Bırakışması

Çatalca Çatışması

Garp (Batı) Ordusu, Adalar

Genel düşünceler

Lüleburgaz Vuruşmasından Çatalca Vuruşmasına Kadar

Lüleburgaz Yenilgisinin Avrupa'da Yankıları

Lüleburgaz Yenilgisinin Sonuçları

Mısır İşleri

Osmanlı Hükümetinin Büyük Devletlere İkinci Başvurması

Osmanlı Hükümetinin Büyük Devletlere İlk Başvurması

Osmanlı Hükümetinin Büyük Devletlere Üçüncü Başvurması

Osmanlının İç Durumu

Rusyanın Boğazlar İşinde Aldığı Durum

Savaşın Başından Lüleburgaz Vuruşmasına Kadar

Barış Görüşmeleri

Londra Konferansına Doğru

Osmanlı ve Balkan Delegelerinin İlk Buluşmaları

Tartışmalar

Rusya'nın Osmanlı Üzerinde Baskıda Bulunması

Puankare'nin İki Demeci

Balkanlıların Barış Şartları

S. J. Konferansı'nın 4'üncü Toplantısı

Kral Ferdinand'ın Çar Nikola'ya Başvurması

S. J. Konferansı Dışında Bazı Görüşmeler

İstanbul'da Gizli Osmanlı-Bulgar Görüşmeleri

Barış Şartlarının Bildirilmesinden Önceki Başvurmalar

Osmanlı Hükümetinin Barış Şartları

Büyükelçiler Konferansı'nın Adalar İşi Üzerindeki Kararı

Barış Görüşmelerinin Kesilmesi

Görüşmelerinin Kesilmesiyle Babıâli Baskını Arasında Geçen Diplomatik Olaylar

Balkanlılar Arasındaki Durum

Osmanlı Hükümetine Karşı Baskı Yapılması

Bazı Deniz Savaşları

Bab-ı Âli Baskını

İkinci Balkan Savaşı - Babıâli

İç Durum

Siyasal Görüşmeler

Savaş Olayları ve Barış İçin Görüşmeler

Edirne'yi Kurtarmak Ümidi Kalmadıktan Sonra

Edirne'nin düşmesi

Edirne Düştükten Sonraki Bulgar Tehdit ve İstekleri

Londra Antlaşmasına Kadar

Londra Barışından Sonraki İç Durum

Çarın Berlin'e Gidişi

Adalar ve Arnavutluk İşleri

Arnavutluk'un Karadağ ve Sırbistan'la Sınırlarının Saptanması

Arnavutluk'un Örgütlendirilmesi Sorunu

Ege Adaları Sorunu

İtalya'nın Yunanistan-Arnavutluk Sınırı İşini Oniki Ada İşine Bağlaması

Balkan Devletlerinin Aralarında Savaş Çıkması

Bulgaristan - Romanya gerginliği

Sırp-Yunan Anlaşması

Balkanlılar Arası Savaşa Doğru

Edirnenin Geri Alınması

Londra Antlaşması Sınırına Kadar İlerleme Kararı

Rusya'nın Balkanlılar Arasında Aracılık Denemesi

Edirne Sorununun Ortaya Çıkması

Bulgarların Koruyucu Aramaları

Edirneyi Geri Alma Kararı

Edirne'nin Geri Alınmasından Sonraki Durum

Büyük devletlerin, Osmanlı'yı Edirne'den Çıkarmak İçin Maddi Teklifler Yapmaları

Bükreş Antlaşması

Genel Barış Sorunu

Bükreş Antlaşması ve Sonuçları

Batı Trakya'da Bir Türk Yönetimini Yerleştirme Denemeleri

İstanbul Antlaşması

 

E-Tarih.org
farkedermi@Web

E-Tarih.org


 
 
25 Kasım 2007 13:25
e-Posta   Yazdır

 
Sırp-Yunan Anlaşması

Sırp-Yunan anlaşması ve bunların Romanya ile Osmanlı'yı kendilerine çekmeye çalışmaları

Sırp, Yunan ve Bulgar işlerine dönelim.

Yunan Dışişleri Bakanı Koromilas, Belgrad'daki elçisine 9/3/1913'te çektiği bir telde, bir Sırp-Yunan anlaşmasına yol açmak üzere, kendi öz düşüncesi imiş gibi, Sırp hükümetine şunları söylemesini bildirir (1):

İlerde barışın korunmasını sağlamak ve yakın bir âtide (gelecekte) Yunanistan ve Sırbistan'a çatmak isteyebilecek çok büyük bir Bulgaristan'ın kurulması tehlikesini önlemek için en iyi yol Sırbistan'la Yunanistan'ın aralarında anlaşmalarıdır; bu, Sırbistan'a tutumsal asılar (ekonomik çıkarlar) da sağlayabilir. Anlaşmanın amacı, savaşla elde edilmiş yerlerden Sırp ve Yunan paylarının karşılıklı inancalanmasıdır (güvence altına alınmasıdır). Atina'daki Sırp elçisi ise Koromilas'la bu iş üzerinde görüşürken paylaşmanın herkesin aldığını elinde tutması ilkesi üzerinde yapılmasını ileri sürer: Bu, Üsküp ve Manastır Sırp'ta, Selanik ve Yanya Yunan'da ve Edirne (alınınca) Bulgar'da kalsın demekti.

10. Mart'ta Sırp veliahtı Aleksandr (sonra kral olup Marsilya'da öldürülen) ile Yunan Kralı Corc'un üçüncü oğlu Nikola Manastır'da buluşurlar; Prens Nikola'ya verilen yönergede şunlar vardır (2):

Arada varılacak anlaşma, Sırbistan ve Yunanistan'dan her birinin, öbürünün Bulgaristan'la olan sınırını, gerekirse silahla, korumasını da kapsamalıdır- Biz Bulgaristan'a diyeceğiz ki, paylaşma işi, onun dilediği gibi, ikişer ikişer görüşmelerle çözülenemez ve 4. bağlaşığın hep birden bu iş için konuşmaları gerekir; bu konuşmalarda biz Sırp ve Yunanlılar hep söz birliği yaparız. Bulgaristan da eğer Yunanistan ve Sırbistan'ın ikisiyle birlikte savaşa tutuşmak istemezse onların dileklerine onaşmak (yanaşmak) zorunda kalacaktır.

Yukarda dediğimiz gibi şunu da unutmamalıdır ki Sırp ve Yunanlıların istedikleri yerler onların elinde bulunduğu için Bulgaristin oraları onlarda bırakmak istemezse saldırgan bir savaşı göze almak zorundadır.

İşbu mart ayının sonlarında (yani Edirne düştükten sonra) Yunan Kralı kendisine vedanamesini veren Romen elçisine, Bulgar Slavlarına karşı bir Yunan-Romanya bağlaşması yapılması üzerine konuşur, daha sonra 19/4/1913'te Romanya Başbakan ve Dışişleri Bakanı Majoresko'yu gören Sırp elçisi, Sırbistan'ın Bulgaristan'la olan çekişmelerini anlattıktan sonra eğer arada savaş sakınılmayacak bir şey olursa Romanya'nın nasıl bir durum alacağını ve Bulgaristan'a karşı Sıribstan'la yalnız savgal (savunma) bir bağlaşma yapmaya onaşıp onaşmayacağını (yanaşıp yanaşmayacağını) Paşiç adına sorar.

Majoresko bu sözleri krala sunacağını ve Petersburg'da büyük devletlerin Romanya ve Bulgaristan arasındaki hakemlik işi dolayısıyla karşılığının gecikebileceğini elçiye söyler.

Majoresko'nun bu işteki öz düşüncesi şudur (1):

"İki hükümet (Sırp ve Yunan) açıktan açığa Bulgaristan'la olan bağlaşmalarını bozmadıkça ve arada gerçekten savaş başlamadıkça, onların bizimle yapacakları bağlaşma görüşmelerinin yalnızcana Bulgarları Sırp ve Yunan dileklerine karşı daha uysal kılmaya ve Romanya'nın zararına olarak bugünkü bağlaşmalarını berkitmeye (sağlamlaştırmaya) yaramasından korkulur.

"Biz ancak Sırp, Yunan ve Bulgarlar arasında silahlı çarpışma başlayınca işe karışabiliriz. O anda barışı zorla kabul ettirebilmek için ellerimiz şimdiden bağlanmamış bulunmalıdır." Bükreş'teki Yunan elçisi iki kere, 15 Mayıs ve 8 Haziran'da Majoresko'ya bir bağlaşma önermesinde (önerisinde) bulunacaktır, ikincisinde Türkiye'nin de bu bağlaşmaya alınması sözü vardır. Majoresko iki defada da, işi geciktirici biçimde karşılık verecek ve Türkiye için onun iç durumunun sağlamlaşmasını beklemenin daha doğru olacağını söyleyecektir (1).

Bu yazılar, bir yandan Bulgaristan'ı ödün almak için sıkıştıran Romanya'nın, Sırp ve Yunan'la bağlaşma işinde güttüğü siyasayı aydınlatır.

Nisan 1913 içinde bir yandan Sırp ve Yunanlılar ve öbür yandan Bulgarlar arasındaki gerginlik bütün çetinliğiyle ve tehlikeleriyle ortadadır. Sırbistan'ın Bulgaristan'dan, antlaşmada yapılmasını istediği değişiklik üzerinde anlaşılamamıştır. Sırbistan, Rus çarının hakemliğine bırakılan yerlerden artık olarak Köprülü, Pirlipe ve Manastır kentlerini kapsayan bir yerin de kendisinde bırakılmasını istemektedir (2).

14 Nisan'da Osmanlı ile bırakışma yapan Bulgaristan, ordusunu Batı'ya, bağlaşıklara karşı taşımaya koyulmuştur; bunun üzerine daha Türklerle barış olmadan bile Bağlaşıklar arasında kavga çıkmasından korkan Sazonof, Sofya Rus elçisine şu yolda bir tel çeker (3):

Petersburg'da, Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan arasındaki sınırların saptanması işi dolayısıyla doğan büyük gerginlik yüzünden çok kocunma vardır -bir an için bile bir kardeşler savaşı olasılığı göze alınmak istenilmiyor - Atina ve Belgrad'a usluluk öğütleri verilmekle birlikte bağlaşıklarıyla girişilecek bir savaşın ne kadar korkunç sonuçlar verebileceği Bulgaristan'a anlatılmak isteniliyor. Bulgaristan için Türkiye ve Romanya yönünden gelebilecek tehlikeler de vardır - Rusya Bulgaristan'ı, arkasından gelebilecek bir saldırıya karşı korumak için elinden geleni yapmıştır, ancak bir kardeşler arası savaş çıkarsa Rus kamuoyu, Bulgaristan'dan yüzünü çevirir ve Rusya seyirci kalıp yalnız kendi asılarını (çıkarlarını) korumakla uğraşır - Eğer bağlaşıklar arasında savaş olursa Makedonya paylaşılması işinde Bulgar haklarının temeli olan 1912 antlaşması (Sırp-Bulgar Bağlaşması) suya düşmüş olur -Böyle bir savaş Bulgaristan'ın mali asılarına (çıkarlarına) da dokunur ve ona borçlanma kapılarını kapar - Bulgar basını yatıştırılmalı, bundan sonra da Geşof'un Paşiç'le buluşması gerekir.

Sazonof'un bu teli okunurken şurası gözden kaçırılmamalıdır ki, yukarda da gördüğümüz gibi, Edirne düştükten birkaç gün sonra Rusya, Bulgarlar Çatalca'yı da zorlar ve İstanbul'a girerler korkusuyla onlara Sırp-Bulgar antlaşmasıyla saptanılmış olan sınıra Sırpların saygı göstermelerini sağlamayı üzerine almıştı (1).

Sazonof'un bu teline Geşof 26 Nisan'da Petersburg Bulgar elçisine çektiği bir telle karşılık verir; bunda Geşof, hem Sazonof'un yazdıklarına hem de Paşiç'in veya öbür Sırp devlet adamlarının söz ve yazı ile ileri sürdükleri savlara karşılık vermektedir (1); Geşof özet olarak der ki (2):

Gösterdiği ilgi dolayısıyla Sazonof'a teşekkür - Bizi Makedonya paylaşılması işi dolayısıyla çıkan gerginlik işinde bağlaşıklarımızla bir tutmasına üzüldük - Bizim bu işin çıkmasında payımız yoktur - yansız bir araştırma, aradaki basın aytışmasına (tartışmasına) Sırp ve Yunan basınlarının başlamış olduğunu gösterir - Sazonof bilir ki antlaşmayı değiştirme işini Paşiç 29.1.1913 tarihli mektubuyla açmıştır - Yine Venizelos'tur ki, bunda Demidof (Atina'daki Rus elçisi) bize şahittir, Londra'da Danef'e ve Atina'da Demidof'a kesin bir sınır önermişken (yukarda anlatılmıştı) şimdi Kavala'nın batısında bulunan Rumların oturdukları bütün yerleri bizden kapmak amacıyla belirsiz bir sınır öneriyor; Sırp Maliye Bakanıdır ki kamutayda sınırlar işi çözülenmeden seferberliğin sona erdirilemeyeceğini söylüyor; Sırp Kurmay Başkanıdır ki Selanik, Manastır, Üsküp ve Tetovo'ya tumturaklı geziler yapıyor - Bağlaşıklarına karşı yeni bağlaşık arayan, bütün bağlaşıkların asıları (çıkarları) uğrunda öbürlerinkinden 2-3 defa daha çok özveride bulunmuş olan Bulgaristan değildir ve hele bütün bunların da üstünde olarak biz Çatalca ve Bolayır'da tıkanmış olan kocaman Türk ordularını yalnız kendi göğüslerimizle ve hiçbir yardım görmeden yerlerinde tutmak için ulusumuzu ve ordumuzu yıpratırken Sırp ve Yunanlılar Türk'e karşı değil bize karşı asker yığıyorlar. 7 Yunan tümeni Selanik yanlarında yer almıştır, Edirne'den dönen 2 Sırp tümeni bize karşı kullanılmak üzere Pirot'un yanlarında duruyorlar; Sırp ordusunun bütün kalan kısmı yine hep bize karşı Komanova ile Manastır arasına yığılmıştır - Eğer bütün bunlardan başka olarak Sazonof bizim uysallığımıza kesin bir kanıt istiyorsa onu da vermeye anıkız (hazırız) - Bu çıkmazdan kurtulmak için Sırp-Bulgar antlaşmasının gizli ekinin 4'üncü maddesine göre Rusya'nın aramızdaki anlaşamamazlığı kesin olarak söküp atmasını diliyoruz (yani Rusya bu madde gereğince hakemliğini yapsın) - Sırp görüşü Paşiç'in sözü geçen mektubunda bulunmaktadır; biz kesin olarak bu görüşe karşınız (karşıyız); biz antlaşmanın yürütülmesini istiyoruz - Yunanistan'la olan anlaşmamızla da uğraşmaktayız; bu yolda da bir anlaşmaya varılması için Sazonof'a ne söylemeniz gerekeceğini size ayrıca bir telle bildireceğim. - Sazonof'tan dileriz ki Sırp ve Yunanlıları bizim tasarılarımız dolayısıyla çabuk yatıştırsın ve bu devletlerin asker yığmaktan vazgeçmeleri ve Balkanlılar için çok kötü sonuçlar verebilecek girişitlerden (girişimlerden) sakınmaları için onların yanında dirensin.

Sazonof 30.4.1913'te Sofya ve Belgrad elçilerine çektiği bir telde (1) Sırp-Bulgar gerginliğinin biteviye artması dolayısıyla işkillendiğini bildirmekte ve aradaki antlaşmaya göre iki devletin de Rus hakemliğine başvurmalarının gerekeceğini anlatmaktadır. Ancak telgrafın metni Bulgarları kuşkulandıracak biçimdedir, onun bu sorunla ilgili kısmı aşağıdadır.

"Sırbistan'la Bulgaristan'ı birbirinden ayıran anlaşamamazlıklar, antlaşmalarını nasıl yorumlamak gerektiği sorununda toplanmaktadır.

"Bu böyle olunca ve bu an için ilke sorununun incelenmesine girişmeyerek ve bu işte her iki yana karşı tam bir yansızlık gözetmeye çalışarak, antlaşmanın herhangi bir yormada (yorumda) değerini kaybetmemesi gereken bir hükmünü iki devlete hatırlatmak isteriz; o da şudur ki antlaşmanın veya askeri anlaşmanın yorumlanmasında veya yürütülmesinde çıkacak herhangi bir karşınlığın (muhalefetin) çözülenmesi, eğer iki yandan biri doğrudan doğruya yapılacak görüşmelerle bir anlaşmaya varmayı olanaksız gördüğünü bildirirse, Rusya'nın kararına bırakılacaktır."

Buna karşılık olarak Geşof bu önermeden hoşlanmış olduğunu ve buna onaştığını (razı olduğunu) Rus elçisine söylerse de (1), Rus hükümetinin iç düşüncelerinden ve Nekliudof'un konuşuşundan veya yukardaki metnin yazılış biçiminden kuşkulanmıştır. Sofya'daki Fransız elçisine söylediğine göre (2); kendisinin bütün işlerde Rus hakemliğini istemiş olmasına karşılık olarak Sazonof atlatıcı bir dil kullanmış ve antlaşmada bazı düzeltmeler yapılacağını bildirmiştir. Geşof bu yüzden Panafiyö'ye çok sızlanır ve bir ay önce Rus hükümetinin Çatalca'ya saldırmasının önüne geçmesi için kendisine yalvarmış olduğunu (supplié) ve işbu hükümetin, Sofya'daki Rus elçisi yolu ile, Sırbistan'la olan karşınlıkta Rus tinsel (psikolojik) yardımını adançladığını (söz verdiğini) ve kendisinin (Geşof) yalnız ve yalnız bu adanç yüzünden Çatalca'yı zorlamak isteyen kral ve Karargâhı Umumi'yi bu işten vazgeçirebildiğini; o sırada elde bulunan kuvvetlerle barışı İstanbul'da imzalayabileceklerini, yana yakıla anlatır ve artık işbaşında kalamayacağını ve çekilmesinin gerekeceğini söyler.

Rus'un Sırp'a eyginliği (yakınlığı) Belgrad'da da duyulmuştur (3).

Bu böyle olmakla birlikte Sırp-Bulgar antlaşmasının açıklığı ve ne de olsa, Bulgar savlarına çok hak vermesi dolayısıyla olacak, Sırbistan sonuna kadar açık ve kesin olarak: "Rus hakemliğini kabul ediyorum" diyemeyecek ve biteviye işi Yunanistan'la birlikte Bulgarlarla doğrudan doğruya görüşmeye ve bir anlaşmaya varılamazsa "antlaşmaya göre savlarını ve yorumlarını Rus hükümetinin hükmünü sunmaya anık (hazır) olduğu" yolunda (1) karşılıklar verecektir.

Sırbistan bir yandan Rusya'ya böyle atlatmaya benzer karşılıklar verirken öbür yandan Yunanistan'la yakınlaşmasını ilerletmektedir.

5 Mayıs'ta Yunanistan'la Sırbistan, aralarında bir bağlaşma antlaşması adancını (ön sözünü) kapsayan bir protokol imzalarlar (2), ana çizgileri aşağıdadır:

1) İki devlet 20 gün içinde aralarında bir savgal (savunma) anlaşma antlaşması yapacaklardır.

2) Bu antlaşmada her iki devletin Vardar'ın batısında ortaklama bir sınırı olması ve yeni sınırların, her yerin onu edimsel olarak elinde tutanda kalması ve üç devlet arasında bir denklik olması ilkesine dayanılarak, çizilmesi kararlaştırılacaktır. (Bundan sonra sınırın ayrıntıları konulmuştur: Bunlara göre Sırp-Yunan sınırı Ohri gölünün güneyinden Gevgeli'nin 3 km. güneyine gider.

Yunan-Bulgar ve Sırp-Bulgar sınırları da bu ilkeye göre saptanacaktır.

Sırp-Bulgar sınırı Gevgeli'den başlayıp Vardar ve sonra Bergalaiça suları boyunca gidip eski Türk-Bulgar sınırına ulaşacaktır.

Yunan-Bulgar sınırı Gevgeli'nin güneyinden başlayacak Kılkış'ın güneyinden ve Nigrita'nın kuzeyinden geçerek Takinos gölüne ulaşacak. Angista deresi boyunca (Takinos gölünün doğusuna dökülür) ilerleyip Elöterai limanının doğusunda (Kavala'nın az batısı) denize varacaktır.

3) İki devlet Rumeli'nin paylaşılması için girişilecek görüşmelerde ve yukarda sözü geçen sınırların sağlanılmasında birbirine yardım edecektir.

4) Bu sınırlar dolayısıyla Bulgaristan'la karşınlık (muhalefet) çıkar ve bir anlaşmaya varılamazsa, karşınlığın (muhalefetin) aracılık veya hakem yolu ile çözülenmesini her iki devlet hep birlikte Bulgaristan'a önerecektir; Bulgaristan bunu kabul etmez ve işi tehdit veya savaşa götürürse her iki devlet birbirine askerlikçe yardım edecek ve ancak hep birlikte barış yapacaktır.

5) Arada bir askeri anlaşma da yapılacaktır.

7) Yunan hükümeti elli yıl için Sırbistan'ın Selanik limanıyla Selanik-Üsküp ve Selanik-Manastır demiryollarından her iki yöndeki tecimi (ticareti) için tam bir özgürlükle asılanmasını (yararlanmasını) sağlayacak ve ona bu işte her türlü kolaylığı gösterecektir.

8) Bu belge kesin olarak gizli kalacaktır.

14 Mayıs'ta da, onaylanmaya bağlı olarak, bir askeri anlaşma yapılır (1).

İşbu 5 ve 14 Mayıs'ta imzalanan belgelerin birer kesin antlaşma olmayıp protokol biçiminde veya ilerde onaylanmaya bağlı bir anlaşma olmasındaki başlıca iki sebep şunlardır:

a) Bulgaristan Osmanlı ile yaptığı 14 Nisan bırakışmasından beri ordusunu batıya, Sırp ve Yunan orduları karşısına taşımaktadır, dolayısıyla boş bulunmamak ve ona karşı ölçemler (önlemler) almak gerekmektedir.

b) Henüz resmen Bulgaristan'la bağlaşık bulunulduğu ve Osmanlı ile savaş bitmemiş olduğu için Bulgar'a karşı resmen antlaşmak ve bağlaşmak istenilmemiş veya Rus ve Avrupa kamuoyunun, bunu öğrenirse, kötü görmesinden çekinilmiştir.

Londra'da Osmanlı ile barış imzalandıktan iki gün sonra 1 Haziran'da Sırp-Yunan bağlaşma antlaşması resmen imzalanır (1); yukardaki protokolun genişletilmişidir. Yine bu günde askeri anlaşma da imzalanır (2).

Bu antlaşma ve anlaşmalar Sırbistan'ın neden Rus hakemliğini şartsız olarak kabul edemediğini ayrıca da anlatmaktadır.

27 Mayıs'ta Sazonof, Belgrad ve Atina elçilerine çektiği telde Rus hakemliğinin açıkça kabul edilmemiş olması dolayısıyla yeniden sızlanmış ve Sırp ve Yunan hükümetlerinin tehlikeli bir oyun oynadıklarını bildirmişti (3); o sıralarda Sazonof Üçlü Anlaşma'nın hakemliğini ileri sürmeyi de düşünmüş idiyse de Fransa'nın Yunan'ı tutmasından (4) çekinen Bulgaristan buna eyginlik (yatkınlık) göstermez. Sazonof da Bulgara bir kere daha Sırplara karşı bazı özverilerde bulunmak öğüdünü verir (5).

Bunun üzerine yani Rusya'nın Bulgar-Sırp antlaşmasındaki paylaşma hükümlerinin değiştirilmesine eyginliğini (yatkınlığını) açıkçana göstermiş olması dolayısıyla, Sofya'da durum karmakarışır ve Geşof'un çekilmesi sakınılmaz olur (6). Onun krala verdiği çekilme mektubu 30 Mayıs tarihlidir, ancak o, birkaç gün daha iş başında kalacaktır.

Bu çekilme işi üzerinde az sonra daha yazacağız.

Sırp ve Yunanlıların Londra barışı anında Bulgarlara karşı duygularını göstermesi dolayısıyla önemli olan bir yön de, bazı Sırp ve Yunan oruntaklarının (delegelerinin) Türkiye'nin barışı imzalamaması için Tevfik Paşa'ya başvurmuş olmalarıdır (1). Keza Tevfik Paşa'nın Prens Lihnovski'ye söylediğine göre (2): Sırp oruntağı (delege), Bulgar'a karşı işbirliği yapılmasını kendisine önermiş ve Balkan dağlarının Türkiye'nin doğal sınırları olduğunu belirtmiştir (yani, hep birlikte Bulgar'ı yenelim ve onu aramızda paylaşalım, siz de Şarki (Doğu) Rumeli'nin bir kısmını geri alırsınız demek istemiştir).

Bu yolda Osmanlı ile anlaşma denemeleri Yunanlılarca Berlin'de de yapılır. Mahmut Muhtar Paşa'nın Londra barış antlaşmasının imzasından 3 gün önce 27/5/1913'te Babıâli'ye çektiği bir telde şunlar vardır:

Atina'dan gelen Çalıkis Efendi: Bazı politikacılarla ve Venizelos'la birkaç kere görüştüğünü, bunların, Türkiye Bulgaristan'a karşı bir bağlaşma yapmak isterse birkaç adadan ve savaş ödencesinden (tazminat) vazgeçmeye anık (hazır) olduklarını ve bu işi konuşmak için kendilerince tanınmış birinin gösterilmesini istediklerini, söylemiştir. Bunu bildirdikten sonra Mahmut Muhtar Paşa, bu sözler doğru ise bundan bizim için olağanüstü asılar (yararlar) çıkabileceğini ve böyle yaparsak Almanya'nın dileğine göre iş görmüş olacağımızı (agirions selon vues Allemagne) (3) söylemekte ve hükümet bunu onayorsa (onaylıyorsa) kendisine Berlin'deki Yunan elçiliği ile görüşme izninin verilmesini istemektedir.

Sait Halim Paşa 28 Mayıs'ta karşılık verir: Şimdiki durumun çok saknılı (ihtiyatlı) davranmamızı ve dolayısıyla bu biçimde her türlü kombinezonu bir yana bırakmamızı gerektirdiğini bildirir.

30 Mayıs'ta yani Londra antlaşmasının imzalandığı günde Berlin'den Mahmut Muhtar Paşa yine bu iş üzerinde şöyle bir tel çeker:

Arjantin elçiliğinde büyükelçilik müsteşarımıza rastlayan Yunan işgüderi ona dedi ki: ''Atina'dan gelen haberlere göre orada, Türkiye'ye karşı Balkanlarla bağlaşılmakla işlenilmiş olan ağır yanlışı düzeltmek için büyük bir eyginlik (yakınlık) vardır; dolayısıyla çarçabuk da olsa Türkiye ile anlaşıp bağlaşmak istenilmektedir, Venizelos bu işe çok önem veriyorsa da bunu nasıl ve kimin yolu ile başarabileceğini kestirememektedir; o, anlaşmak ve şartları saptamak için Babıâli'nin bir oruntağının (delegesinin) gelmesini bekliyor.''

Bu başvurmada, bir Osmanlı oruntağını (delegesini) Atina'ya çekmek ve onunla düşünülen yolda konuşmalara konularak işbu devleti barış yaptığı sırada, barışacağı devletlerden birine karşı el altından yeni bir savaş anıklamak (hazırlamak) gibi bir dolana girişmiş göstermek isteği kolay sezilmektedir; bu konuşmada Yunan'ın Osmanlı ile anlaşma istemekteki içtenliği gerçektir, ancak, bu işe atılmış olmak suç veya soravını (sorumluluğunu) kendi üzerine almayıp Osmanlı üzerinde göstermek isteyişi de apaçıktır; öyle olmasaydı kendisi İstanbul'a bir oruntak (delege) yollamayı önerebilirdi.

Sait Halim Paşa 1/6/1913'te Mahmut Muhtar Paşa'ya üç gün öncekine benzeyen ve sakınganlık gerektiğini bildiren bir karşılık yollar.

Londra barışının öngününde Babıâli'nin bu iş üzerindeki düşüncesini aydınlatması dolayısıyla Vangenhaym'ın Sait Halim Paşa ile bir konuşması üzerine ''tamamen gizli'' imiyle Berlin'e çektiği bir teli aşağıya koyuyoruz (1):

''Esat Paşa'nın kardeşi (Vehip Bey) Venizelos'tan aldığı talimatla Atina'dan buraya gelmiş ve bağlaşma önermesini (önerisini) yenilemiştir. Bu hususta sadrazam bana şu mülahazalarda (görüşlerde) bulundu: Benim Yunanistan'la birleşme hakkında ileri sürdüğüm sebepler üzerinde, arada geçen zamanda  esaslı  surette  düşünmüş.  Şunu göz önünde tutmalı imiş ki, Türkiye'de 1.200.000 Rum kalmaktadır ve Türkiye, Yunanistan'la bağlaşırsa, bunlar daha az tehlikeli olacaklardır. Karşılık olarak Arnavut Hellenler ve Patriklik lehine bazı şeyler yapabilirmiş. Savaştan sonra, Bulgarlar Sırplardan daha zayıf olacaklarmış. Zira Sırpların altı yedi milyon saf Sırp nüfusları olacakmış, halbuki Bulgar nüfusu, daha ziyade Rumlarla artacakmış (burada bir şifre grubu eksiktir); bu Rumlar da Atina'dan gelecek emirlere boyun eğeceklermiş. Onun içindir ki Yunanistan Bulgaristan'dan daha iyi bir bağlaşık imiş; bundan maada (başka), adalar hakkında, Venizelos'la uyuşabileceğini umuyormuş. Adaların özgürlüğü üzerinde de konuşup görüşmek mümkünmüş. Yunanistan, kralının tesiri altında gün geçtikçe daha ziyade Almanya'ya yaklaşacak ve Almanya ile Türkiye arasında rabıta olabilecekmiş. Bu kombinezona Bulgaristan'ın yanaşması anı, bir gün herhalde gelecekmiş. Bugünlük korkulacak biricik şey, Venizelos'un Bulgarları ürkütmek maksadıyla kendisiyle müzakere etmekte olması ihtimali imiş. Onun içindir ki, Venizelos'un, Atina'ya bir müzakereci göndermek önermesine (önerisine) olumlu karşılık vermeyecek, buraya bir delegenin gelmesini isteyecekmiş; bir de önce Yunanistan'ın, şartlarını bildirmesinde ısrar ediyormuş. Tabii ancak savgal (savunmaya) bir bağlaşmaya onaşırmış (razı olurmuş); onun için de Yunanistan'la Bulgaristan arasındaki savaş tehlikesi ortadan kalkıncaya kadar bekleyecekmiş.

''Sadrazam, bizim diplomasimizin, Türk-Yunan yaklaşmasına yardım etmesini dilemektedir.''  19 Haziran'da, yani Londra barışı ile Balkanlılar arası savaşın çıkması arasında geçen süre içinde, Mahmut Muhtar Paşa'nın bir teli daha vardır; bunda büyükelçi bir gece önce bir alayın bayramı dolayısıyla imparatorla bir yerde bulunup onunla konuştuğunu ve Kayser'in kendisine şunları dediğini bildirir:

Buradan geçmekte olan Yunanistan'ın eski Berlin Elçisi Teotokis'e Türkiye ile anlaşmasını çok tapşırdım (istedim) ve Yunanlıların buna eygin (yatkın) bulunduklarını gördüm, bu iyi eyginlikten asılanmamız (yararlanmamız) gerekir.

Sıralaçlarda bu tel üzerine ne yapıldığını gösteren bir belgeye rastlamadım.

 
 

Sayfa Başına Dön

 
     

Sitemiz bilgilendirme amaçlıdır, kesinlikle ticari bir amaç gütmemektedir.
Bu sayfa En iyi 1024x768 boyutlarında Görüntülenmektedir. E-Tarih.org - Farkedermi@WebTeam