Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ, 1945-1960
BLOKLARDA YAPI DEĞİŞİKLİĞİ
YUMUŞAMAYA (DETANT) DOĞRU
ASYA GELİŞMELERİ
DÜNYA POLİTİKASINDA ORTA DOĞU 1960-1980
TÜRK DIŞ POLİTİKASI 1960-1980
YENİ YAPILANMAYA DOĞRU

 
Ana Sayfa
 Türk-Yunan Münasebetleri
  1960-1980 arasındaki Türk-Yunan münasebetlerini, 1974 öncesi ve 1974 sonrası diye iki kısımda ele almak gerekir. 1974 öncesindeki münasebetler hemen tamamen Kıbrıs meselesi etrafında dönmüş ve Batı Trakya Türkleri, Ege adalarının silahlandırılması gibi meseleler daha geri planda kalmış iken, 1974 sonrası Türk-Yunan münasebetlerinin meseleleri Kıbrıstan uzaklaşmış ve esas itibariyle Ege Denizi üzerinde yoğunlaşmıştır. Bunlar da kıt'a sahanlığı, karasularının genişliği, hava kontrol sahası gibi meselelerdir. Keza, Lozan Antlaşmasına aykırı olarak Yunanistanın Ege adalarını silahlandırmış olması da, Türkiye'nin daima üzerinde durduğu ve duracağı bir başka meseledir.   1954-1959 arasındaki Kıbrıs meselesi, Türk-Yunan münasebetlerini bir hayli sarsmış ise de, bilhassa NATO'nun aracılığı ile gerçekleştirilen 1959 Londra ve Zürich anlaşmaları ve Kıbrısın bağımsız bir cumhuriyet olarak ortaya... Devamı

 Amerika'nın Tepkileri
1963-1964 Kıbrıs krizindeki Johnson mektubundan sonra, 1974 Kıbrıs krizi Türk-Amerikan münasebetlerine ikinci bir tahrip edici darbe indirmiştir. Bu ikinci darbenin tesiri ise, hem çok derin ve hem de çok daha uzun olmuştur. O kadar ki, Türk-Amerikan münasebetleri ancak 1981 yılından itibaren, yani Reagan idaresi ile kendine gelmeye başlayacaktır. Fakat bu iki hadisenin Türk kamu oyunda yarattığı güvensizlik faktörünün tamamen ortadan kalktığı söylenemez. 1974 Kıbrıs buhranının Türk-Amerikan münasebetlerine indirdiği darbe, Amerikan Kongresinin, bilhassa 5 Şubat 1975'ten itibaren Türkiye'ye tatbik ettiği silah ambargosu, yani Amerika'nın Türkiye'ye hiç bir şekilde silah yardımında bulunmamasıdır. NATO içinde müttefik durumunda bulunan iki devletten birinin diğerine silah ambargosu tatbik etmesi tarihte eşine rastlanmayan bir gariplik örneği olmuştur. Mamafih bu amba... Devamı

 Çekoslavakya
Çekoslavakya'daki 1953 ayaklanmalarından sonra, bu ülkenin tarihindeki en önemli olay, Dubçek liderliğindeki "milli komünizm", "insancıl komünizm" gibi liberal sayılabilecek hareketlerin başlaması üzerine, Sovyetlerin 1968 Ağustosunda bu ülkeyi askerleriyle işgal etmesidir. Bu olaydan sonra, Çekoslovakya komünizmin karanlığına gömüldü. Fakat 1975 Helsinki Nihai Senedi'ni değerlendirmede ilk harekete geçen de Çekoslovakya oldu. 1 Ocak 1977 de 242 aydın ve milliyetçi tarafından imzalanan ve "Charter 77" veya "77 Misakı" denen bir belge, hem Çek hükümetine verildi ve hem de Batılı hükümetlere gönderildi. Belgede, Çekoslovakya'da insan haklarını gerçekleştirilmesi isteniyordu. "Charter 77" hareketi böyle başladı. Liderleri arasında Prof. Jiri Hayek, Dr. Vaclav Havel ve Prof. Jan Patocka ile Du... Devamı

 Rusya Federasyonu
Resmi adı ile "Rusya Sovyet Sosyalist Federal Cumhuriyeti" olan Rus Federasyonu, 17 milyon Km.kare yüzölçümü ile Sovyetler Birliği'nin en büyük cumhuriyeti olduğu gibi, 146 milyon nüfusu (1988 sayımı) da,Sovyetler Birliği nüfusunun yarıdan fazlasını teşkil etmekteydi. Rusya Federasyonu'nda 16 özerk cumhuriyet bulunmaktaydı ki, bu cumhuriyetler etnik azınlıklara aitti. Başkır, Tatar, Çeçen-İnguş, Yakut, v.s. gibi... Diğer taraftan, Rusya Federasyonu, doğal kaynakları bakımından en zengin bir Cumhuriyetti. Sovyetler Birliği'nin doğal gaz ve petrolünün % 80'i bu cumhuriyetten çıkıyordu. Baltık cumhuriyetlerindeki Halk Cephesi hareketleri, diğer Sovyet cumhuriyetleri gibi, Rusya Federasyonu'nu da etkilemiş ve bazı Rus aydınları, 1989 Ekiminde, Rusya Federasyonu Halk Cephesi'ni kurmuşlardır. Amaçları arasında demokrasi ve hür sendikacılık yer almaktaydı. Bununla beraber, Rusya... Devamı

 Sonuç
  1954-1959 arasındaki Orta Doğu buhranlarının en mühim neticelerinden biri, hiç şüphesiz, Sovyet Rusyayı Orta Doğu politikasının aktif bir unsuru haline getirmiş olmasıdır. Bunun tek sebebini, Batı'nın bu bölgede yapmış olduğu hatalarda görmek yanlıştır. Şüphesiz bu hataların bir tesiri olmuştur. Fakat esas faktör; 1952 Temmuzunda Mısır'da monarşinin yıkılmasından sonra Başkan Nasır'ın takip etmiş olduğu çok geniş amaçlı ve hatta Mısır'ın kendi güç ve imkanlarını aşan geniş çerçeveli politikasıdır. Denebilir ki, Nasır başlatmış olduğu politika ile, kendi kontrolunu aşan gelişmelere sebep olmuş ve bu gelişmeler de Orta Doğu'da milletlerarası politikanın karmaşık bir yapı alması neticesini vermiştir. İşte bu karmaşıklıktır ki, Sovyet Rusyayı bu bölgede milletlerarası politikanın, bundan sonra daima hesaba katılması gereken bir unsuru haline getirmiştir.    Sovyet Rusya'nın Orta Doğu'd... Devamı