Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
  YENİ YAPILANMAYA DOĞRU
      Sovyetler Birliği'nin Dağılması: Yeni Dünya
      Uyduluk'tan Bağımsızlığa: Avrupa'da 1989 İhtilalleri
        Romanya
  » Üst Konu
Baltık Ülkeleri
Beyaz Rusya (Belarus)
Bulgaristan
Çekoslavakya
Doğu Almanya
Kafkaslar
Macaristan
Moldova
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri
Polonya
Romanya
Rusya Federasyonu
Ukrayna
Yugoslavya'da İç Savaş

 
Romanya

 

Bulgaristan'da Jivkov'un yıkılışını Romanya'da Nicolae Ceausescu'nun yıkılışı takip etti. Çünkü Çavuşesku (Ceausescia) da, gerek glasnost, gerek perestroyka gelişmelerine, ve gerek diğer sosyalist ülkelerdeki gelişmelere gözlerini kapayıp, acımasız diktatörlüğünü devam ettirmek istemiştir.

Komünist Blok içinde Romanya'nın tutumu ilginç bir nitelik gösterir. Çavuşesku 1965 yılında Romanya Komünist Partisi'nin başına geçtikten sonra, gerek COMECON içinde ve gerek Moskova'ya karşı belirgin bir bağımsızlık politikası izlemeye başlamıştır. Bunda, 1960'lardan itibaren başlayan "detant"ın da etkisi olduğu şüphesizdir. Çavuşesku'nun bu politikası Batı'da, kendisine önemli sempati kazandırmıştır.

Lakin, aynı yıllarda Çekoslovakya'nın da "insancıl komünizm" diye Moskova'ya karşı mesafe koymaya kalkışması üzerine, bu ülke 1968 Ağustosunda Sovyet ordularının ve tanklarının işgaline uğrayınca, Çavuşesku da, bunun kendisi için de ifade ettiği anlamı kavramakta gecikmedi. Politikasını, Varşova Paktı ile işbirliğine yöneltme yoluna gitti.

1985 yılında Gorbaçov iktidara geldiğinde, Romanya, son derece ağır ekonomik şartlar içinde bulunuyordu ve ekonomik sıkıntılar halkı iyice bunaltmıştı. Üstelik 1986-1990 beş yıllık kalkınma planı da, dış borçları ödemek için, "kemer sıkma" programını benimsemişti. Bunun arkasından, 1987 de Sovyet Rusya'da glasnost ve perestroyka ortaya çıkınca, 1987 Kasımında Braşov'daki kamyon fabrikalarında işçiler, "ekmek istiyoruz", "kahrolsun diktatörlük" diye ayaklandılar. Bu gösteriler ve tepkiler bir süre sonra Braila ve Temeşvar (Timisoara) gibi büyük şehirlere de yayıldı. Bu arada, Romanya Komünist Partisi içinde Çavuşesku'ya yapılan uyarılar, Çavuşesku'nun gayet sert tepkileriyle karşılaştı.

Uyarılar Çavuşesku'nun hoşuna gitmedi. Gösteriler de özellikle Temeşvar'da giderek yoğunluk kazandı. Temeşvar, halkının geniş bir kitlesinin Macar olduğu Transilvanya'nın merkezi durumundaydı.

Temeşvar'daki gösteriler Aralık ayı boyunca devam ederken, hem Temeşvar'da ve hem de Bükreş, Arad ve Braşov'daki gösterilerde, halk ile güvenlik kuvvetleri arasında çatışmalar oldu. Halktan ölenler, yaralananlar oldu. Bazı yabancı ajanslar, Temeşvar çatışmalarında ölenlerin sayısını 2.000 olarak vermiştir.

Bütün bu gelişmelere karşılık, Çavuşesku, 20 Aralık akşamı radyo ve TV'de yaptığı konuşmada, Temeşvar olaylarını, "teröristlerin, faşistlerin, emperyalistlerin, serserilerin ve yabancı casus örgütlerinin işi" olarak gösterdi. Bu sırada Amerikan Hükümeti, gösterilerde polisin "kaba bir şekilde kuvvet kullanmasını" protesto ederken, Sovyet Dışişleri Bakanı da, olaylar için, "hoş olmayan şeyler" deyimini kullanıyor ve üzüntüsünü bildiriyordu.

21 Aralık günü, Bükreş'te binlerce öğrenci ve halkın katıldığı büyük gösteriler yapıldı. Bükreş sokakları polis ve askerlerle doldurulmuştu. Halk, "Kahrolsun Çavuşesku", "Kahrolsun Katiller" diye bağırıyordu. Bu sırada Çavuşesku, Başkanlık sarayının balkonundan halka hitap etmek istediyse de, ıslıklar ve protestolorla karşılandı. Bunun üzerine, güvenlik kuvvetleri ve özellikle gizli polis (securitate) ile halk arasında çatışmalar çıktı. Polis otomatik silahlarla halka ateş açarken, tanklar halkın üzerine yürüdü. Bükreş tam bir savaş alanı haline geldi.

Çavuşesku, 22 Aralık 1989 sabahı yine sarayının balkonundan halka hitap etmek isteyince, halk "Ölüm! Ölüm!" diye bağırarak Saraya hücum edip içeri girmeye başladı. Çavuşesku ve karısı Elena, bu durum üzerine, sarayın damına inen bir helikopterle Bükreş'ten kaçtılar. Fakat aynı akşam, Tirgoviste'de, askerler tarafından yakalandılar. Tirgoviste, Bükreş'in 80 Km. kuzey-batısındaydı. 25 Aralıkta, orada kurulan bir askeri mahkeme tarafından yargılanıp, idama mahkum oldular ve hemen kurşuna dizildiler. Bir komünist diktatör daha böyle alaşağı edilmiş oldu.

Çavuşesku'nun öldürülmesinden sonra göstericiler, Milli Selamet Cephesi'ni kurdular ve başkanlığınıda Moskova Üniversitesinde Gorbaçov ile beraber okumuş olan Ion Iliescu'yu getirdiler. Iliescu eski komünist liderlerdendi. 43 yaşındaki hidrolik mühendisliği profesörü olan Petre Roman başkanlığında da bir geçici hükümet kuruldu.

Milli selamet Cephesi, komünist rejime devam etmekle beraber, liberal ve demoktratik bir yönetim de getirmedi. Özellikle, Iliescu'nun, yıllarca Çavuşesku ile beraber çalışmış olması, komünizm aleyhtarları ile liberal demokrasi taraftarlarının kabul edemediği bir durum oldu. Bu sebeple, Çavuşesku'nun "gitmesinden" sonra da Romanya huzura kavuşamadı ve gösteriler, grevler, çatışmalar, bundan sonra Milli Selamet Cephesi'ne yöneldi.

1990 Martında kabul edilen yeni bir seçim kanunu ile, Mayıs 1990 yapılan ve 88 parti ile 7.300 adayın katıldığı, Millet Meclisi ve Senato seçimlerinden, Milli Selamet Cephesi en büyük güç olarak çıktı.

Millet Meclisi seçimlerinde oyların % 66.3'ünü ve senato seçimlerinde de oyların % 67.0'sini Milli Selamet Cephesi aldı.

Bundan sonra Romanya bir süre daha çalkalanmakla beraber ve 1991 yılına yine bir sürü gösteriler, karışıklıklar ve huzursuzluklar içinde girmesine rağmen, Iliescu, aldığı demokratik tedbirler ve özellikle liberal ekonomi ve pazar ekonomisine yönelmesi ile, ülkeyi belirli bir huzura götürmeye muvaffak oldu. Bu arada Türkiye ile de yakın münasebetler kurmaya da özen gösterdi. Türk özel sektörünün Romanya'daki faaliyet alanı da bir hayli genişledi.

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi