Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
  SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ, 1945-1960
      Rus Emperyalizminin Canlanması-Avrupa'da Sovyet Üstünlüğü
      Türkiye Üzerinde Sovyet Tehdidi
  » Üst Konu
Avrupa'da Sosyalist Blokun Kuruluşu
Çin'de Komünizm
Fin-Sovyet İttifakı
Kominform'un Kuruluşu
Sovyetlerin İran'a Yerleşme Çabaları
Türkiye Üzerinde Sovyet Tehdidi
Yunanistan İç Savaşı

 
Türkiye Üzerinde Sovyet Tehdidi
Daha Potsdam Konferansı sırasında Türkiye üzerinde bir Sovyet tehdidi açık olarak ortaya çıkmıştı. Bu tehdit, bu devletin, Boğazlarda üs istemesi ve Kars ve Ardahan bölgelerinin Rusyaya terkini ileri sürmesi ile ağır bir nitelik kazanmıştı. Fakat 1946 yılında, Türkiye üzerindeki bu tehdidin ağırlığı daha da artmıştır.

Potsdam kararlarına göre, her üç devletin Boğazlar hakkındaki görüşlerini Türk hükümetine bildirmeleri gerekiyordu. Bu karara ilk uyan Amerika oldu ve 2 Kasım 1945 de Türk hükümetine verdiği notada bu konudaki görüşlerini açıkladı. Bu görüş Amerika tarafından daha Potsdam'da da belirtilmişti. Birleşik Amerika Boğazlarda, ticaret gemileri için tam serbesti, Karadeniz'e kıyıdar devletlerin savaş gemilerinin geçişi için geniş serbesti ve Karadeniz'e kıyıdar olmayan devletlerin savaş gemilerinin ise, Karadeniz devletlerinin muvafakkatiyle ve sınırlı tonilato ile geçiş hakkına sahip olmasını istiyordu. Hemen aynı nitelikteki İngiliz görüşü de 21 Kasım 1945 de Türk hükümetine bildirilmiştir. Dışişleri Bakanı Bevin'in 21 Şubat 1946 da Avam Kamarasında "Şunu açıkça söylemeliyim ki, Türkiye'nin bir peyk devlet haline geldiğini görmek istemem. İstediğim şey, Türkiye'nin bağımsız ve hür bir devlet olarak kalmasıdır", demesi İngiltere'nin boğazlar konusunun en esaslı noktası hakkındaki görüşünü açıklıyordu.

Sovyetlere gelince, bu devlet Boğazlar hakkında görüşünü ancak bir yıl sonra bildirecektir. Lakin Sovyetlerin 1925 tarihli Türk-Sovyet tarafsızlık ve saldırmazlık paktını 1945 Martında feshetmesindenberi Türk-Sovyet münasebetlerinde gittikçe artan soğukluk, İstanbul'da meydana gelen bir olayla gerginliğe dönmüştür. Bir süredenberi İstanbul'da yayınlanmakta olan birkaç gazete solcu yayında bulunmaktaydılar. Buna sinirlenen İstanbul Üniversitesi gençliği, 4 Aralık 1945 günü yaptığı büyük bir yürüyüşte, Yeni Dünya, Tan ve fransızca çıkmakta olan La Turquie gazetelerinin idarehaneleriyle, Beyoğlu'nda bir Sovyet vatandaşına ait bulunan Berrak Kitapevi'ni tahrip etti. Sovyet hükümeti bu olayı protesto ederken, olaylarda Türk polisinin de işbirliği yaptığı iddiasını ileri sürüyor ve sorumluluğun Türk hükümetine ait olduğunu bildiriyordu.

Bu olaydan sonra, T.B.M.M.'nde Dışişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken, İstanbul Milletvekili General Kazım Karabekir, 20 Aralık 1945 de Meclis'de yaptığı konuşmada, "Boğazlar milletimizin hakikaten boğazıdır. Ortaya el saldırtmayız. Fakat şu da bilinmelidirki, Kars yaylası da milli belkemiğimizdir. Kırdırırsak yine mahvoluruz"

demiş ve Meclis ve kamu oyu tarafından heyecanla alkışlanmıştı. Bu konuşmanın ertesi günü. 21 Aralık 1945 de başlıca Moskova gazeteleri bir Gürcü profesörünün mektubunu yayınlamışlardır. Bu mektuba göre, Giresun, Gümüşhane ve Bayburt'a kadar olan Doğu Anadolu, Gürcistan topraklarından olması hasebiyle, bu bölgelerin Gürcistan Cumhuriyetine iadesi gerekiyordu. Şimdi Sovyet basını ilk defa olarak Sovyet vatandaşlarının ağzından Türk toprakları üzerinde istekler ileri sürüyordu. Türk basını Sovyet basınının bu gibi baskılarını tabiatiyle cevapsız bırakmadı.

Türk-Sovyet münasebetlerinin bu gergin durumu 1946 yazına kadar devam etti. Fakat 1946 yazında yeniden şiddetini arttırarak bir buhrana girdi. Potsdam kararlarına uygun olarak Sovyetler Boğazlar hakkındaki görüşlerini, Türk Hükümetine 7 Ağustos 1946 da verdikleri bir nota ile açıkladılar. Notada, Türkiye'nin II.Dünya Savaşı sırasında Boğazlardaki yetkilerini kötüye kullandığı ve Mihver'in savaş gemilerine geçiş verdiği belirtildikten sonra, yeni Boğazlar

rejiminin alması gereken şeklin esasları olarak şunlar belirtiliyordu:

1) Ticaret gemilerinin barışta ve savaşta tam geçiş serbestisine sahip olması. 2) Karadeniz'e kıyısı olan devletlerin savaş gemilerine her zaman geçiş serbestisi tanınması. 3) Karadeniz'e kıyısı olmayan devletin savaş gemileri için, -istisnai bazı haller dışında barışta ve savaşta geçiş yasağı konması.

4) Yeni Boğazlar rejiminin yalnız Karedeniz'e kıyısı olan devletler tarafından düzenlenmesi.

5) Ticaret ve geliş-geçiş serbestliği ile Boğazların güvenliğinin, en ziyade ilgili ve bu işe en liyakatli devletler olan Sovyet Rusya ile Türkiye tarafından ortak vasıtalariyle sağlanması.

Bu suretle Sovyetler Boğazların kontrolunu ellerine almak hususundaki isteklerini resmen açıklamış olmaktaydılar. Bunun için Birleşik Amerika 19 Ağustos 1946 da Sovyet Hükümetine verdiği bir nota ile, 4 ve 5'inci Sovyet isteklerine itiraz ederek, kendisinin bunu kabul edemiyeceğini bildirdi. İngiltere de 21 Ağustosta Sovyet Hükümetine verdiği notada 4 ve 5'inci Sovyet isteklerini kabul etmedi ve "Boğazlardaki yegane kara kuvveti olması hasebiyle, Türkiye Boğazların kontrol ve savunmasının sorumlusu olarak kalmakta devam etmelidi" dedi.

Sovyetlerin 7 Ağustos notasına Türk Hükümeti 22 Ağustos 1946 tarihli bir nota ile cevap verdi. Cevapta II.Dünya Savaşında Boğazlar Statüsünün Türkiye tarafından iyi korunmadığına dair ithamlar çürütüldükten sonra, Sovyet isteklerinin 4 ve 5'inci maddeleri reddedilerek, beşinci madde hakkında, bu Sovyet teklifinin "Türkiye'nin hiçbir bakımdan feragat edemiyeceği ve takyidini kabul edemiyeceği egemenIIk haklarına ve güvenliğine aykırı" olduğu bildiriliyor ve bunun Türkiye'nin güvenliğinin imhası demek olacağı belirtildikten sonra şöyle deniyordu: "Tarih Türkiye'nin dahil olup Türk Milletinin memlekete karşı vazifesini yapmadığı hiçbir savaş misali kaydetmemiştir". Bu sonuncu cümle, Türkiye'nin Sovyet tehdidine karşı açık bir meydan okumasıydı. Bununla denilmek isteniyordu ki, Sovyet Rusya Boğazlar üzerindeki ihtiraslarını gerçekleştirmek için kuvvete başvuracak olursa, Türk Milleti buna aynı şekilde karşı koymaktan kaçınmıyacaktır. Bu, Türk Hükümetinin Sovyet tehdidine, her ne şekilde olursa olsun, karşı koyma azminin bir ifadesiydi.

Türkiye'nin bu notasına Sovyetler 24 Eylül 1946'da bir cevap verdiler. Birinci notadaki ithamlar tekrar ediliyordu. Türk Hükümeti 18 Ekimde verdiği ikinci cevapta, 22 Ağustos notasındaki görüş ve azmini tekrar belirtti.

Sovyet Rusya'nın Türkiyeye 24 Eylül notası üzerine, Amerika ve İngiltere 9 Ekimde Sovyetlere verdikleri notalarda, Potsdam kararlarına göre, tarafların Türk Hükümetine ancak birer nota vererek görüşlerini bildireceklerini, yoksa cevaplaşma suretiyle meselenin tartışılmasına girişilemiyeceğini bildirdiler ve Türkiye'nin, Boğazlar savunmasının tek sorumlusu kalması gerektiği hususundaki gürüşlerini tekrar ifade ettiler.

Bu suretle Boğazlar konusundaki tartışma sona eriyordu. Şimdi meselenin bir konferansta görüşülmesi gerekmekteydi. Lakin bu konferans bugüne kadar toplanmamıştır ve Boğazlarda Montreux rejimi egemen olmakta devam etmektedir. Fakat olayın önemli tarafı, şimdi Sovyet tehdit ve tehlikesinin Türkiye'nin üzerine en ağır bir şekilde çökmüş olmasıydı. Sovyetler, Türkiye'nin hem bağımsızlık ve egemenliğine ve hem de toprak bütünlüğüne yönelen istekler ileri sürmüşlerdi. Türkiye tarihinin en buhranlı zamanlarından birini geçiriyordu.

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi