Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
  BLOKLARDA YAPI DEĞİŞİKLİĞİ
      Batı Bloku Gelişmeleri
      Fransa'nın NATO'dan Uzaklaşması
  » Üst Konu
1958 Berlin Buhranı
Fransa'nın NATO'dan Uzaklaşması
Küba Füzeleri Buhranı
NATO'nun Güney-Doğu Kanadında Çatlama
U-2 Hadisesi
Vietnam Savaşı ve Batı

 
Fransa'nın NATO'dan Uzaklaşması

Batı Bloku içinde 1960'ların en mühim hadisesi, Fransa'nın 1966 yılında NATO'nun askeri entegrasyonundan çıkarak NATO ile bağlarını ehemmiyetli ölçüde zayıflatmasıdır. Hadisenin kökeninde de Gaulle'nin deyimi ile bağımsızlık politikasının olması, Batı Bloku'nun dayanışmasında şüphesiz bir sarsıntı, bir çatlak meydana getirmekte idi.

Fransa'nın "bağımsız" politikası; 1958 de V'inci Cumhuriyet Fransasının başına geçen de Gaulle ile başlar.

Franso II. Dünya Savaşı'ndan sonra, iç politika istikrarsızlıklarının yanında, dışarda iki sömürge problemi ile karşı karşıya kalmıştır. Bunlardan biri Hindiçini meselesi idi. Bu meseleyi Fransa, bu topraklardan çekilmek suretiyle 1954 yılında halletti. Fakat, Hindiçini meselesi biter bitmez. hemen arkasından, 1954 Kasımından itibaren, Cezayir sömürgesi bağımsızlık için ayaklandı.

Fransa'nın Kuzey Afrika'da üç sömürgesi vardı: Tunus, Cezayir ve Fas. Fransa Tunus ve Fas'a 1956 da bağımsızlık verdi. Çünkü, zaten Tunus'a 1882 de ve Fas'a 1904 de yerleşmişti ve bu iki ülke üzerinde "himaye" rejimine sahip olduğu için, her ikisi de bir dereceye kadar bir bağımsızlık statüsüne sahipti. Lakin Cezayir'in durumu bunlardan çok farklı idi. Fransa, Osmanlı Devleti'nin toprağı olan Cezayir'i 1830 da işgal etmiş ve burasını tam bir sömürge olarak idare etmişti. Bu sebeple de sanki Fransa Cezayir ile adeta bütünleşmiş idi. Dolayısiyle, Fransa Cezayir'in bağımsızlığını kolay kolay kabullenmek istemedi. 1954 Kasımından itibaren Cezayir mücahitleri ile Fransa arasında silahlı mücadele başladı. 1958 yılı geldiğinde, Fransa bu mücadelenin kendisi için sonuç vermiyeceğini anlayınca, Cezayir Milli Kurtuluş Cephesi ile anlaşmak istedi. Fakat bu sefer de, Cezayir'deki Fransız subayları Fransa'nın karşısına çıktılar. Bunların lideri General Salan idi. Bunlar Fransa'nın Cezayir'den çekilmesine karşı idiler. Neticede bu subaylar Fransız hükümetine karşı ayaklandılar. Fransa'nın kendi içi de karıştı. Bu güç ve karışık durumda Fransızlar köşesine çekilmiş bulunan II. Dünya Savaşı kahramanı General Charles de Gaulle'ü işbaşına çağırdılar. De Gaulle 1958 de V'inci Cumhuriyet Anayasası denen yeni bir anayasa ile "başkanlık" (Presidentiel) sistemine benzer bir sistem kurdu ve Fransız parlamentosu tarafından da cumhurbaşkanlığına seçildi.

De Gaulle ile beraber Fransa'nın dış politikasında yeni bir dönem açılıyordu. De Gaulle'ün 1958'den itibaren tatbike ve gerçekleştirmeye çalıştığı dış politikanın esasları şu şekilde belirtilebilir:

1) Evvela, milletlerarası politika düzeni "iki kutuplu" olmaktan, yani Birleşik Amerika ile Sovyet Rusya gibi iki "süper devlet"e dayanmaktan çıkarılmalıdır. Böyle ikili bir sistem hem Fransa'nın ve hem de Avrupa'nın güvenliğine ters düşmektedir. Bu iki büyük devletin çalışması veya işbirliği, hem Fransa'nın ve hem de diğer devletlerin güvenliğinin de kaderini tayin etmektedir. Milletlerarası münasebetlere bu iki sistem hakim olduğu için, küçük devletler de bunlardan birine katılmak zorunda kalmakta ve dolayısiyle siyasi bağımsızlıklarından da çok şey kaybetmektedirler.

2) Bilhassa bu ikili sistemin Avrupa'da hakim olmasına da son verilmelidir. De Gaulle'e göre Avrupa'nın bir yarısı Amerika'nın ve diğer yarısı da Sovyetlerin nüfuzu altındadır. Bu sebeple, Amerika Batı Avrupa'dan, Sovyet Rusya da Doğu Avrupa'dan elini çekmeli ve Avrupa kendi şahsiyetini bulmalıdır. Avrupa bu iki süper-devletten yakasını kurtarıp, "Avrupalı bir Avrupa" olmalıdır. Diğer yandan, bu Avrupa'nın dengesi Sovyet Rusya ile Fransa'ya dayanmalıdır. Fransa'nın bunu yapabilmesi için de bir an önce kendi bağımsız nükleer gücüne sahip olması gerekir.

3) Fransa eski "büyüklüğü"nü (grandeur) tekrar kazanmalıdır. Bunun temel şartı ise, Fransa'nın büyük kuvvetler karşısında bağımsızlığını korumasıdır. Fransa şu veya bu ittifaka da dahil olsa bile, yine de bu ittifak içinde bağımsızlığını korumalıdır.

4) Bütün bu söylenenleri Fransa'nın gerçekleştirebilmesi için, kendi "milli savunmasını kurması gerekir. Bu "milli savunmanın temel unsuru ise, Fransa'nın kendi nükleer gücü olmalıdır. Fransa kendi nükleer gücüne sahip olmak zorundadır. De Gaulle buna, Fransa'nın kendi "vurucu gücü" (force de frappe) diyordu. Nükleer silahlar konusunda da Gaulle'ün inancı şuydu: "Başkaları sahip iken, bir büyük devlet bunlara sahip değilse, kendi mukadderatına da hakim değil demektir. Kısacası De Gaulle'e göre, büyük devlet olmanın da, bağımsız dış politikanın da, çok kutuplu bir milletlerarası politika düzeni yaratmanın da temel şartı "Nükleer güç" idi.

Şunu da ilave edelim ki, de Gaulle başlangıçta İngiltereyi de kendi Avrupa tasarılarının içine sokmuş ise de, İngiltere'nin Amerika'nın dümen suyundan çok fazla gittiğini görünce, İngiltereye karşı da cephe almış ve İngiltere'nin Ortak Pazar'a girme teşebbüslerini 1963 ve 1967 de olmak üzere iki defa veto etmiştir. Yani, de Gaulle İngiltereyi Avrupa içine almak istememiştir.

De Gaulle'ün bu esasları ihtiva eden dış politika felsefesi tatbikatta dört safhadan geçmiştir. Birnci safha, 1958'den itibaren NATO içinde Fransa'nın rolünü ve sesini yükseltme çabası olmuştur. Bunun içinde de Gaulle, NATO içinde bir Amerika-İngiltere-Fransa saçayağını kurmak istemiş fakat muvaffak olamamıştır. Çünkü de Gaulle nükleer silahların, kullanılmasında Amerika'dan başka İngiltere ve Fransa'nın da veto hakkı olmasını istemiştir ki, ne Başkan Eisenhower ve ne de Kennedy bunu kabule yanaşmamışlardır. Bunun üzerine de Gaulle Fransa'nın NATO içindeki yükümlülüklerine yan çizmeye başlamıştır.

1961 veya o sıralarda başlayan ikinci safhada ise de Gaulle, Ortak Pazar'dan hareketle bir Avrupa Birliği kurmak ve NATO'yu münhasıran Avrupa Birliği üzerine oturtmak istemiştir. Bu suretle Amerika'nın NATO üzerindeki tesiri ve hakimiyeti azaltılacaktı. Fakat bu da mümkün olmadı ve de Gaulle, Amerika'nın NATO'daki hakimiyetine karşı adeta savaş açtı. NATO'nun çok fazla "entegre" hale geldiğinden ve savunma konusunda üyelerin milli egemenlik haklarına kısıtlamaya başladığından şikayet etti.

1965 de başlayan üçüncü safhada da, Avrupa'da Sovyet tehdidinin artık azaldığını ileri sürerek, Sovyet Rusya ve Doğu Avrupa'daki sosyalist ülkelere yanaşmaya başladı. Düşüncesi "Atlantik'ten Urallara bir Avrupa" kurmak ve "Pan-Avrupa güvenliği"ni gerçekleştirmekti. Bunun için önce NATO ile bağlarını koparması gerekliydi ki, bunu da 1966 Martında yaptı. Mart başında Amerika ve diğer NATO üyelerine gönderdiği notalarda, NATO Başkomutanlığı emrindeki Fransız askeri kuvvetlerinin geri çekileceği bildirildi ve NATO Başkomutanlık karargahı dahil bütün NATO üs ve tesislerinin Fransız topraklarından çekilmesi istendi. 29 Martta yapılan açıklamada da, Almanya'da bulunan iki tümenlik kuvvet ile hava filolarının bu ülkeden geri çekileceği açıklandı. Bunların arkasından da Fransa'daki Amerikan üslerine ait beş anlaşma da feshedildi. De Gaulle nihayet NATO ile bağları koparmıştı. Tabiatiyle Fransa NATO'dan çıkmıyor, ancak askeri kanadından çekiliyordu. Yoksa Fransa'nın NATO üyeliği devam ediyordu. Fakat, NATO bir siyasi organizasyondan fazla bir askeri ittifaktı. Bir savunma sistemi idi. Fransa'nın çekilmesi bu bakımdan ehemmiyetli idi.

Hemen belirtelim ki, de Gaulle NATO ile bağlarını iyice azaltırken, bazı dayanaklara artık sahip bulunuyordu. Zira Fransa 1 Mayıs 1962 günü kendisinin yapmış olduğu 60 kilotonluk ilk atom bombasını Büyük Sahra'da patlatmış ve 1963'den itibaren bu bombaların üretimine geçmişti. Yine 1963'den itibaren Fransa Miroge-İV denen ve bir atom bombası taşıyabilen uçakların da üretimine başlamıştı. Bu uçakların hızı o sırada 2.2 Mach olup 26.000 fite çıkabiliyorlar ve uçuş mesafeleri 2.500 mildi.

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, de Gaulle nükleer bomba yapma meselesine o kadar ehemmiyet veriyordu ki, Amerika'nın nükleer silahsızlanma konusundaki her teşebbüsünü, Fransa'nın nükleer güç olma çabalarını önlemek için hazırlanmış bir oyun olarak görmekteydi. Bundan dolayı da, 5 Ağustos 1963'de Amerika, Sovyet Rusya ve İngiltere arasında imzalanan nükleer denemelerin durulması anlaşmasını imza etmediği gibi, 1 Temmuz 1968 de Washington’da Birleşik Amerika, Sovyet Rusya, İngiltere ve 53 devlet tarafından imzalanan Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme (Non-Proliferation) Anlaşmasını imzalamayı da reddetti.

De Gaulle politikasının dördüncü safhası'nda 1968-1969 yılları mühimdir. De Gaulle 1960 Nisanında işbaşından ayrıldı. Fakat ayrılmadan önce politikasının başarısızlığını da gördü. Bilhassa 1968 Ağustosunda Çekoslovakya'nın Sovyet Rusya tarafından işgali, herhalde pek çok gerçeğide de Gaulle'e gösterdi. Yine bu yıllarda Fransa ağır ekonomik sıkıntılar içine düştü. Bu da Fransa'nın prestiji için hiç de iyi olmadı.

Kısacası de Gaulle aşırılığa gitmişti. Daha ziyade hislerine yenilip, bir çok gerçeği gözden kaybetmişti. Bu duygusallıkta de Gaulle'ün geçmişinin büyük rolü vardı. II. Dünya Savaşı'nda, 1940 Haziranında Fransa Almanya'nın işgaline uğradığı zaman, de Gaulle Fransa dışındaki Fransız kuvvetlerinin başına geçerek Hür Fransa'nın lideri olmuştu. Müttefikler arasında Fransa'nın adı "Dört Büyükler" seviyesinde geçmekle beraber, de Gaulle, bilhassa Amerika ve İngiltere tarafından hiç bir zaman "büyük" muamelesine muhatap olmamıştır. De Gaulle daima küçük görülmüştür. Bu dönem de Gaulle'ün hafızasından hiç silinmemiştir. 1958 de başlayan dış politikası sanki Amerika ve İngiltere'ye dönük bir intikam hareketi idi.

Kendisinden sonra gelen Georges Pompidou, Giscard d'Estaing ve sosyalist François Mitterand bu hatayı ve gerçekleri gördükleri için NATO'nun askeri kanadına dönmeseler bile, gerek Amerika ve gerek NATO ile dayanışmaya tekrar ağırlık vermeye başlamışlardır

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi