Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
TÜRK DIŞ POLİTİKASI 1960-1980
  Türk-Yunan Münasebetleri
      Ege'de Hava Kontrol Sahası
  » Üst Konu
Ege'de Hava Kontrol Sahası
Karasuları Meselesi
Kıt'a Sahanlığı Meselesi

 
Ege'de Hava Kontrol Sahası

Ege hava kontrol sahası konusundaki anlaşmazlık, doğrudan doğruya 1974 Kıbrıs buhranının ortaya çıkardığı bir mesele olup, buhran geçtikten sonra, boyutlarını daha da genişletmiştir.

Hava kontrol sahası meselesinin iki unsuru vardır. Biri, Yunanistanın Ege adaları üzerindeki milli hava sahasının yüksekliği, diğeri de, FIR (Flight İnformation Region) denen, uçakların Ege üzerinde uçarken, hangi kontrol kulesine bağlı olacakları ve uçuş bilgilerini nereye, Atina'ya mı, yoksa İstanbul'a mı verecekleri meselesidir.

Lozan Antlaşması Ege'de karasularının genişliğini 3 mil olarak kabul etmiş iken, Yunanistan 1936 yılında karasularını 6 mile çıkarmış ve Türkiye buna itiraz etmemiştir. 1964 yılında Türkiye de karasularını 6 mile çıkardı. Milletlerarası hukuk kurallarına göre, adalar üzerinde milli hava sahasının yüksekliği de ancak karasularının genişliği kadar olabilirdi. Dolayısıyla, Ege adaları üzerinde yunan milli hava sahasının yüksekliği de 6 mili geçemezdi. 6 milin üzerindeki hava sahası milletlerarası hava sahası idi. Fakat 1974 krizinden sonra Yunanistan Ege adalarının karasuları genişliğini 12 mile çıkarmak suretiyle, milli hava sahasını da 12 mil yüksekliğe ulaştırmak istedi. Hem hava sahası ve hem de karasuları bakımından Türkiye'nin çok aleyhine olan bu yunan teşebbüsü Türkiye'nin şiddetli tepkisiyle karşılaştı ve Türkiye Yunanistana, karasularını 12 mile çıkardığı takdirde, bunun bir savaş sebebi (casus belli) olacağını bildirdi. Bunun üzerine, Yunanistan, sözünü çok etmesine rağmen, karasularını ve dolayısıyla milli hava sahasını 12 mile çıkarmaya bugüne kadar cesaret edemedi. Keza Amerika da, karasularının 6 milden fazla olmasını kabul etmemektedir.

FIR meselesine gelince: Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilatının (İnternational Civil Aviation Organization-ICAO), Türkiye ve Yunanistan'ın da katılmasiyle 1952 de yaptığı bölge toplantısında, Ege üzerinde uçan bütün uçakların, uçuş bilgilerini Atina'ya vermesine ve ancak Türk karasularına girerken, bu bilgileri İstanbul'a bildirmesine karar verilmiş ve o zamanki Türk-Yunan münasebetlerinin samimi atmosferi dolayısıyla, Türkiye de buna ses çıkarmamıştı.

Yalnız şunu da belirtelim ki, dünyanın neresinde olursa olsun, FIR hatlarının çizilmiş olması, o hava sahası üzerinde o devlete hiçbir şekilde bir egemenlik hakkı doğurmamaktadır. Egemenlik hakkı milletlerarası hukuk kurallarına tabidir.

1974 krizinde Türk-Yunan münasebetleri bir savaş durumuna gelince, Türkiye ciddi bir mesele ile karşılaştı: 1952 FIR anlaşmasına göre, Ege üzerinden gelen uçaklar, ancak karasularımıza girerken, yani ancak bir-iki dakika önce İstanbula bilgi vereceklerdi. Bu ise, Türkiyeyi havadan gelebilecek sürpriz baskınlara karşı savunmasız bırakıyordu. Bunun için, Türk hükümeti 6 Ağustos 1974 günü yayınladığı 714 sayılı NOTAM (Notice To All Airmen Bütün Havacılara Tebliğ) ile, Ege hava sahasını kuzey-güney istikametindeki bir çizgi ile ortadan ikiye ayırdı ve bu çizgiye gelen uçakların uçuş bilgilerini İstanbula vermeleri gerektiğini bildirdi. Bu ise Türkiyeye, bir sürpriz baskın için 10-15 dakikalık zaman kazandırmaktaydı.

Ege Denizini kuzeyden güneye ortadan bir çizgi ile ikiye ayırma prensibinin, kıt'a sahanlığı meselesinde de Türkiye'nin görüşü olduğunu hatırlatalım.

Yunan hükümeti 7 Ağustosta yayınladığı 1018 sayılı NOTAM ile, bütün pilotlara, Türkiye'nin 714 sayılı NOTAM'ını gözönüne almamalarını bildirdi ise de, sonra bundan vazgeçti ve 13 Eylül 1974 günü yayınladığı 1157 NOTAM ile, Ege hava sahasının tehlikeli hale gelmesi dolayısıyla, Ege üzerindeki bütün uçuş koridorlarını kapadığını ilan etti. Böylece Ege Denizi üzerinde her türlü hava trafiği durmuş oldu.

1975 Mayısı sonunda Brüksel'de Türk ve Yunan başbakanlarının buluşmalarından sonra kıt'a sahanlığı konusunda iki taraf uzmanlarının buluşmalarında, hava kontrol sahası meselesi de ele alındı. Bu buluşmalar, 1975 Haziranında Ankara'da, 1975 Temmuzunda Atina'da, 1975 Aralık ayında İstanbul'da ve 1976 Ocak ayında da Atina'da yapılmış, fakat bir netice çıkmamıştır. Bu buluşmalarda Türk tarafı, Ege hava kontrol sahasının kuzey-güney istikametinde ortadan bölüşülmesi görüşünde idi.

1976 Ocak ayındaki toplantıdan sonra, 1976 Temmuz ve Kasım aylarında da görüşmeler devam etti. Lakin bir netice alınamadı. Çünkü, Türkiye'nin görüşlerini Yunanistan kabul etmedi. Halbuki, Yunanistan bu arada, Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilatı kurallarını çiğneyen bir tatbikat içine girmişti. Yunanistanın bu keyfi tutumu Türkiyeyi güvenlik bakımından endişelendirmiştir. Mesela, Yunanistan, ICAO kurallarına aykırı olarak, Limni adası etrafında ve üzerinde 3.000 mil karelik bir hava kontrol sahası tesis etti. Bu milletlerarası hukuk kurallarına da aykırı idi. Limni adasının 186 mil kare olduğu göz önüne alınırsa, Yunanistanın bu ada üzerinde 3.000 mil karelik hava kontrol sahası tesis etmesinin, milletlerarası hukuk kurallarına ne kadar aykırı düştüğü kolaylıkla anlaşılır.

Türkiye 1977 Martında, Ege hava sahasının Yunanistanla müşterek kontrolu hususunda bir teklif yaptı ise de, Yunanistan bunu da kabul etmedi ve görüşmeler kesildi.

1978 yılının ikinci yarısında, konu bir taraftan yine iki tarafın uzmanları, diğer taraftan iki taraf Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreterleri tarafından ele alındı ise de, bir anlaşma ve uzlaşmaya varmak mümkün olmadı. Bir uzlaşma, 1980 yılında ancak NATO vasıtasiyle mümkün olabilmiştir ki, buna biraz aşağıda temas edeceğiz.

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi