Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
      Batılıların Avrupa'da Dengeyi Kurması
      Sosyalist Blokta Sarsıntılar
        Macar Milli Ayaklanması
  » Üst Konu
20. Kongre
Çekoslovakya'da Pilsen Ayaklanması
Doğu Berlin Ayaklanması
Macar Milli Ayaklanması
Polonya'da Poznan Ayaklanması
Romanya Gelişmeleri
Sovyet Rusya'da İktidar Mücadelesi

 
Macar Milli Ayaklanması

 

Polonya'da işlerin Sovyetler için 20 Ekimden itibaren iyiye gitmesinden bir aç gün sonra, Macaristan'da patlak veren milli ayaklanma, Sovyetlerin başına milletlerarası bir dert oldu ve bir Macar gazetecisinin dediği gibi, 13 gün süre ile adeta Kremlin'i temelinden salladı. 

  Stalin'in ölümü ve 17 Haziran 1953'teki Doğu Berlin ayaklanması Macaristan'a da tesir etmekten geri kalmamış ve Haziran sonlarında Macaristan'ın bazı fabrikalarında işçiler ayaklanmışlardı. Sebep, her yerde olduğu gibi, ekonomik hayattan şikayet idi. Bu durum Sovyetleri endişelendirdi ve Macar Komünist Partisi lideri ve Başbakan Rakosi'yi Moskova'ya çağırdılar. Matyos Rakosi koyu bir Stalinci idi. Sovyet liderleri Rakosi'ye Başbakanlığı bırakmasını ve sadece Parti liderliği ile yetinmesini bildirdiler. Sovyet liderliğinin Başbakan adayı Imre Nagy (Naj okunur) idi.

  Gerçekten Rakosi 28 Haziranda Başbakanlıktan çekildi ve Imre Nagy onun yerine Başbakan oldu. Kollektif liderlik Sovyet Rusya'da olduğu gibi Macaristan'da da tatbik ediliyordu. 

  Nagy başbakan olur olmaz komünist rejimin bir çok sert tatbikatıhemen yumuşattı. Köylülerin kollektif çiftliklere girme mecburiyetini kaldırdı ve köylüye toprak mülkiyetini tanıdı. Tüketim malları üretimine hız vererek, halkın ekonomik sıkıntılarını karşılamaya çalıştı. Din konusunda daha geniş bir musamaha gösterdi. Bunlara benzer daha bir çok yumuşama tedbirleri alan Nagy kısa sürede halkın sevgisini kazandı

  Fakat Nagy'ın bu yumuşak komünizmi bu sefer Sovyet liderlerini korkuttu. "Şovenizm" ve "küçük burjuva demagojisi" yapmakla suçlanan Nagy, 1955 Nisanında Başbakanlıktan alındığı gibi, Komünist Partisi Merkez Komitesi üyeliğinden de çıkarıldı. 

  Nagy'ın azli, halk ve bilhassa aydınlar tarafından tepki ile karşılandı. Aydınlar, yazarlar ve öğrenciler arasında birdenbire bir hürriyetçilik akımı başladı. Bu akımın merkezi Petöfi Kulübü idi. Petöfi Kulübü 1955 yılında genç aydınlar tarafından kurulmuştu. Bu Kulübün faaliyetleri her gün artarken, üyeler de sık sık Nagy'ı ziyaret ederek kendisi lehine açık ve gizli sempati gösterileri yapıyorlardı. 

  Bir yandan halkın Nagy'a karşı artan sevgi gösterileri, öte yandan 28 Haziran 1956 da Polonya'da Poznan ayaklanmasının çıkması Sovyet liderlerini endişelendirdi. Bunun üzerine Rakosi'yi feda etmeye karar verdiler. 18 Temmuzda istifa eden Rakosi'nin yerine Parti Genel Sekreterliğine Erno Gerö, yardımcılığına ise, Titoizm yapmaktan dolayı beş yıldır hapiste bulunan Janos Kadar getirildi. Gerö'nün ilk işi Nagy ile temasa geçmek oldu. Macaristan'da yeniden bir yumuşama devri açılmak isteniyordu.

  Poznan ayaklanması Macar halkı tarafından nasıl hararetle desteklendi ise, 20 Ekimde Gomulka'nın Polonya'da işbaşına getirilmesi de büyük heyecan uyandırdı. 23 Ekim günü Budapeşte'de büyük gösteriler başladı. Kalabalık bir kaç saat içinde 200.000 kişiyi bulmuştu. Göstericiler eski Başbakan Nagy'ın evinin önüne gitti. Nagy balkona çıkıp "Yoldaşlar" diye halka hitap etmek istediği zaman, halk "Biz yoldaş değiliz!" diye bağırdı. Halkın ellerinde taşıdığı bayrakların ortası delikti. Çünkü bayraklardaki orak-çekiç'i çıkarmışlardı. Göstericiler o gece radyo binasını ele geçirmek için harekete geçince, güvenlik kuvvetleri halkın üzerine ateş açtı. Buna rağmen halk gösterilerine devam etti. Stalin'in büyük boydaki heykelini bir kamyona bağlayan halk, heykeli devirdi ve parçaladı. Bu sırada Macaristan'ın üçüncü büyük şehri olan Debrecen'de de halk ayaklanmıştı. 

  Bu durum karşısında Macar Komünist Partisi, 24 Ekim sabahı Imre Nagy'ı tekrar başbakanlığa getirdi. Nagy hemen radyoda yaptığı bir konuşmada, kamu hayatının daha geniş şekilde demokratize edileceğini ve sosyalizmin inşasında Macar milli karakterinin gözönünde tutulacağını bildirerek, halktan silahlarını bırakmasını istedi. Halk bu isteğe uymadı, çünkü bu sırada, (nasıl olduğu hala tartışmalıdır), güya hükümetin isteği üzerine Sovyet tankları Budapeşte sokaklarını tutmuşlardı. 

  25 Ekim sabahından itibaren gösteriler ve genel grevler Macaristan'ın her tarafına yayılmıştı. Macaristan tümüyle kaynıyordu. Sovyet adını alan komiteler bütün şehirlerde idareyi ele almışlardı. Halk, hürriyet ve Sovyet askerlerinin Macaristan'dan çıkmasını istiyordu. 

  Yine aynı gün, Erno Gerö Parti Genel Sekreterliğinden ayrıldı ve yerine Janos Kadar Genel Sekreter oldu. Kadar'ın radyodan halka hitaben yaptığı yatıştırıcı konuşmalar da fayda vermedi. Aksine, o gün paniğe kapılan Sovyet tankları halkın üzerine ateş açtı ve bir çok kişi öldü. Şimdi milli ayaklanma kana boyanıyordu.

  27 Ekimde yeni bir kabine kuruldu ve kabineye, Rakosi zamanında lağvedilmiş bulunan eski partilerden, Köylü Partisi ile Küçük Emlak Sahipleri Partilerinden de üye alındı. Sosyal Demokratlar bu kabineye girmedi. Fakat bu tedbirler halkı yumuşatmadı. 28 Ekim günü Budapeşte'de çarpışmalar devam ediyor ve taşranın büyük smında da milliyetçiler duruma hakim bulunuyordu. Taşradaki milliyetçiler Budapeşte üzerine yürümeye hazırlanınca, Başbakan Nagy, bir yandan halkı yatıştırmaya çalışırken, bir yandan da güvenlik kuvvetlerine, kendilerine ateş edilmedikçe karşılık vermemeleri talimatını verdi. 

  Bu sırada, ayaklananlar bir Milli İhtilal Komitesi kurmuşlardı ve başkanlığına da Macar Generali Pal Maleter'i getirmişlerdi. Macaristanın bütün şehirlerinde de milli ihtilal komiteleri kurulmuştu. Kısacası, Macaristan bir iç savaşa sürüklenmişti. Lakin şu farkla ki, bu iç savaş, bir ülkenin iki ayrı grubu arasında değil, emperyalist ve işgalci bir kuvvet ve onu destekleyenlerle milli bağımsızlık mücadelesi verenler arasında idi. 

  Bu arada, gerek Gomulka, gerek Tito, Nagy'a mesajlar göndererek işin kıvamında bırakılmasını ve hareketin daha ileriye götürülmemesini tavsiye ettiler. Lakin ok yaydan çıkmıştı. Bu şartlar içinde Nagy'ın bu milli hareketi, bilhassa bu karışık durum içinde durdurması mümkün değildi. 

  Sovyet Rusya da işin ciddiyetini gördüğü için, 30 Ekim akşamı bir deklarasyon yayınladı. Sovyet kuvvetlerinin Macaristan da Varşova Paktı gereğince bulunduğu söylenen bu bildiride, ilk defa olarak bir "sosyalist milletler topluluğu"ndan söz edilmekte idi. Böylece Sovyetler 1968 Kasımındaki Breinev doktrini'nin temellerini daha 1956 da atmış olmaktaydılar. Çünkü bu bildiriye göre, Varşova Paktı çerçevesinde bir sosyalist ülke diğerinin işlerine askeri müdahalede bulunubilecekti. 

  Mamafih, deklarasyon veya bildiri, aynı zamanda ortalığı teskin etmek amacını da güdüyordu. Çünkü deklarasyona göre, Macar hükümetinin gerekli gördüğü anda ülkedeki Sovyet kuvvetlerinin geri çekilebileceği ve bu ülkede Sovyet kuvvetlerinin bulunmasının Macar hükümeti ve "diğer Varşova Paktı üyeleri ile" müzakere edilebileceği bildiriliyordu. Ayrıca, deklarasyon, "sosyalist milletler topluluğu"na dahil ülkeler arasındaki münasebetlerin, tam bir hak eşitliği, toprak bütünlüğü, siyasal bağımsızlık ve egemenliğine saygı ve birbirlerinin içişlerine karışmama ilkesine dayanması gerektiğini söylüyordu. 

  Tarihin hiç bir döneminde bu kadar iki yüzlülük görülmemiştir. Bu, komünizmin başlıca vasıflarındandır. 

  Fakat Sovyet hükümetinin bu demeci için vakit çok geçti. Çünkü Macaristanın her yerinde mahalli hükümetler kurulmaya başlamış ve bu hükümetler artık Imre Nagy'ı bile tanımaz olmuşlardı. Bu mahalli hükümetler şimdi Birleşmiş Milletlerin Macaristan'a müdahale etmesini istemekteydi.
 
  Bu geli
şme karşısında Janos Kadar ve arkadaşları yeni bir Komünist Partisi kurdular. Bunun adı Sosyalist İşçi Partisi idi. Lakin bunlar ayaklanmanın devam etmesinin de aleyhinde idiler. 

  30 Ekim deklarasyonuna rağmen, Sovyet tankları 31 Ekimden itibaren Budapeşte'yi tamamen muhasara altına aldılar. Sovyetler müdahaleye kararlı görünüyorlardı. Bu durum karşısında Imre Nagy, Sovyetlerin Varşova Paktı'nı ve 30 Ekim deklarasyonunu ihlal ettiklerini belirterek, Macaristan'ı Varşova Paktı'ndan çıkardığını ve tarafsızlığını ilan etti. Nagy, 2 Kasımda da Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine gönderdiği mektupta, Macaristan'ın "tarafsızlığının" B.M. tarafından garanti edilmesini istedi. Nagy, bugün Sovyetler Birliği'nin lideri olan ve o sırada Budapeşte büyükelçisi bulunan Yuri Andropov'u da makamına davet ederek alınan kararı bildirdi ve şöyle dedi: "Tanklarınız Budapeşteye girerse, sokağa ineceğim ve çıplak ellerimle size karşı döğüşeceğim". Ne yazık ki, Ruslar Imre Nagy'a bu imkanı vermediler.

   Başbakan Imre Nagy, 3 Kasımda Sovyet Büyükelçisi Yuri Andropov'u tekrar makamına davet ederek, hem Sovyet askerlerinin Macaristan'dan çekilmesini ve hem de Macaristan'ın Varşova Paktından çıkması meselesini müzakere etmek istediğini bildirdi. İşte bu müzakereler hem Imre Nagy'ın ve hem de Macar milli ayaklanmasının sonunu getirdi. Zira, 4 Kasım akşamı Başbakan Imre Nagy ile Savunma Bakanı Pal Maleter, Tuna nehrindeki Csepel adasında bulunan Sovyet karargahına müzakereler için gittiklerinde Sovyet gizli polisi tarafından tutuklandılar. Bundan sonra Pal Maleter ve Imre Nagy'dan haber alınamayacak ve yalnız 17 Haziran 1958 de bir Sovyet hapishanesinde idam edildikleri açıklanacaktır. 

  4 Kasım sabahından itibaren yüzlerce Sovyet tankı Budapeşte'ye amansız bir şekilde girmeye başladı. O kadar acımasız ve amansız davrandılar ki, bir gıda mağazasının önünde kuyruk yapmış olan ev kadınlarını bile makinelı tüfek ateşine tutmaktan çekinmediler. Sovyet tanklarının bu kanlı baskını üzerine onbinlerce Macar, kadın ve erkek, genç ve ihtiyar, ülkelerinden kaçmak için değil, komünizmden kaçmak için yollara döküldüler. Macar Milli ayaklanması bitmişti. Yakın tarihin kanlı bir yüz karası kapanmakta idi. 

  Macar milli ayaklanmasının en hazin tarafı, Batı'nın bu hadise karşısındaki tutumudur. Bu tutumun iki veçhesi vardır. Birinci veçhesi, Batı basın ve yayın organlarının bu iki haftalık süre içinde yaptıkları yayınlarda, sanki her an Batılı ülkeler ve bilhassa Amerika'nın Macar Milliyetçilerinin yardımına geleceklermiş gibi bir intiba vermeleri ve Macarları komünizme ve Sovyet Rusyaya karşı kışkırtmaları idi. Halbuki gerçekte böyle bir şey söz konusu değildi. Gerçekten Amerika'nın teşebbüsü ile Macaristan meselesi Birleşmiş Milletler'e intikal ettirildi ve Genel Kurul da bir takım kararlar aldı. Fakat bu kararlardan hiç bir şey çıkmadı. Çünkü bu durumun ikinci bir veçhesi vardı. Sovyet Rusya'nın Macaristan'da başının derde girmesinden yararlanmak isteyen İngiltere ve Fransa, aynı günlerde Süveyş Kanalına asker çıkararak fiilen Mısırı işgal teşebbüsünde bulundular. Bu şartlarda Doğu'nun saldırganlığı ile Batı'nın saldırganlığı arasında bir fark kalmamıştı ve her iki tarafın da birbirine söyleyecek sözü yoktu. 

  Macar milli ayaklanmasının ve bu hadisede Sovyetlerin tutumunun diğer sosyalist ülkelerdeki tepkilerine gelince: Çekoslovakya, Bulgaristan ve Arnavutluk, bu meselede Sovyetleri tam anlamı ile desteklemişlerdir. Bulgaristan Komünist Partisi'nin organı Rabotnichesko Delo'ya göre, Sovyetlerin Macaristan'da yaptıkları, sosyalist kampa değerli bir yardımdı. Arnavutluk lideri Enver Hoca ise Pravda gazetesinde yayınlanan bir yazısında, Macaristan meselesine hiç değinmeden, "Sovyetler Birliği ile dostluk, halkımızın hür varlığının ve Arnavutluk Halk Cumhuriyeti'nin bağımsızlık ve egemenliğinin temelinde yatmaktadır" diyordu. Çekoslovak Komünist Partisi'nin organı Rude Pravo'da 1 Kasım günü yayınlanan yazı ise, çok daha ilginçti. Çekoslovak Komünist Partisi, 12 yıl sonra, 1968 Ağustosunda başına gelecek olanı, farkında olmadan şu sözlerle hazırlamaktaydı:

"Bir kere daha belli olmuştur ki, ihtilalci sosyalist hareketin gücü ve belli bir ülkede sosyalizmin kaderi, her Komünist Partisi'nin, sadece kendi milleti ve ülkesinin kaderi için değil, fakat aynı zamanda bütün sosyalist hareketin, sosyalizmin ve komünizmin kaderi içinde sorumluluğa sahip olmasına bağlıdır." 

  Gomulka ise, işbaşına geçtikten bir kaç gün sonra patlak veren Macar milli ayaklanmasının ve Sovyetlerin bu ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırmasının, Polonya'da yeni bir Sovyet aleyhtarlığını canlandırmasından korkmuş ve halkı devamlı olarak yatıştırmaya çalışmıştır. 

  Çin Halk Cumhuriyeti ise, Polonya ve Macaristan ayaklanmalarıhaklı bulmuş ve bu iki ülkedeki hadiselerin Sovyetlerin hatalı politikasından doğduğunu belirtmiştir. Ve aynı zamanda Çin, sosyalist ülkeler arasında da barış içinde birarada yaşamanın beş ilkesinin hakim olmasını kabul eden, Sovyetlerin 30 Ekim 1956 Deklarasyonunu da hararetle desteklemiştir.

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi