Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
BLOKLARDA YAPI DEĞİŞİKLİĞİ
  Doğu Bloku Gelişmeleri
      Çin'de Proleter Kültür İhtilali ve Sonrası
  » Üst Konu
Çin'de Proleter Kültür İhtilali ve Sonrası
Çin-Amerikan Münasebetlerinin Düzelmesi
Moskova Komünist Partiler Konferansı
Moskova-Pekin Çatışması
Romanya'nın Bağımsızlık Politikası
Sovyet Rusya'nın Çekoslovakya'yı İşgali

 
Çin'de Proleter Kültür İhtilali ve Sonrası


Brejnev, biraz önce sözünü ettiğimiz ve kendi adını alan doktrini ortaya atan konuşmasının bir yerinde, Çinlilere ve Mao Tse-tung'a da çatmış ve Çinlileri "şovinizm" ve "dar kafalılık"la itham ederek, onları "solcu" cümleler arkasına saklanan "revizyonistler" olarak vasıflandırmıştı. Bu, sebepsiz değildi. Çünkü, Brejnev'in bütün ümitlerine rağmen, Kruşçev'in 1954 Ekiminde düşmesinden sonra Sovyet-Çin münasebetleri düzelemediği gibi, 1966 yılından itibaren yoğunlaşan Çin'deki Büyük Proleter Kültür İhtilali, gittikçe şiddetlenen gelişmeleri ile, Sovyet-Çin münasebetlerini daha da gerginleştirmiş ve Çin, Sovyet Rusyayı bir düşman olarak görmeye başlamıştır. Zira, biraz aşağıda göreceğimiz gibi, Proleter Kültür İhtilali, ideolojik ve doktriner, açıdan Sovyet Rusya'nın eline, Çin'i bol bol tenkit etmesi için yeni kozlar vermiştir. Bir halde ki, bir ara Çin, Amerika ile Sovyet Rusyayı, kendisine karşı işbirliği yapan ortak düşmanlar olarak görmüştür. Lakin, Çin'in Sovyetlerle yeni bir çatışmaya girmesi ve aynı zamanda Proleter Kültür İhtilali gelişmelerinin sert, yıkıcı ve ihtilalci havası, Çin'e sempati duyan bir çok ülkede Çin'e karşı bir korku ve ürkeklik doğurmuş ve Çin bir diplomatik yalnızlık içine itilmiştir. Gayet enteresandır, bu iki durum veya faktör, Çin'i Sovyet Rusyaya değil, aksine Amerikaya yanaşmaya sevketmiş ve bir Çin-Amerikan yakınlaşması ortaya çıkmıştır ki, nasıl Çin'de komünist rejimin kurulması günümüz dünyasının bir dönüm noktasını teşkil etmiş ise, 1970'lerden itibaren başlayan Çin-Amerikan yakınlaşması da, dünya politikasının global stratejisi açısından fevkalade mühim hadise olmuştur. Tabiatiyle bu, aynı zamanda, sosyalist bloktan, neticesi çok yoğun olan bir kopmayı da teşkil emekteydi.

Çin'de "Kültür İhtilali" nedir? Bu soru dolayısiyle hemen şunu söyleyelim ki, başlangıçta adece "Kültür İhtilali" diye ortaya çıkan hareket, daha sonra "Proleter Kültür İhtilali" ve daha a sonra "Büyük Proleter Kültür İhtilali" olmuştur. Bu da gösteriyor ki, 1966-1969 yılları arasında Çin'de yeri göğü sarsan ve ülkeyi tam bir karışıklık içine iten bu hareket, belirli bir programdan hız alarak ortaya çıkmış değildir. Hareketin başlangıcını 1960'ların başına götürmek mümkün olduğu gibi, Mao Tse-tung ve arkadaşları da, hadiselerin arkasından yetişerek, hadiselere ve gelişmelere bir şekil ve muhteva vermeye çalışmışlardır. Bu sebeple "Kültür İhtilali"nin tarifini onlar da yapamamışlardır. Mesela, 1966 yılı ilkbaharından itibaren hadiseler hareketlenmeye başladığı zaman, Çin Komünist Partisi Merkez Komitesinin 1-12 Ağustos 1966 günlerinde yaptığı toplantı sonunda yayınladığı ve Mao'nun kendisi tarafından hazırlanmış olan kararlara bakacak olursak, Kültür İhtilalinin amacı, bilhassa yüksek öğrenimde burjuva kültürünün bütün kalıntı ve tesirlerinin yokedilmesi ve gerçek anlamda bir "ihtilalci-proleter" bir gençlik yetiştirmekti. Yani mesele başlangıçta bir eğitim ve kültür meselesi idi. Fakat hadiseler giderek öyle bir yola döküldü ki, eğitim, öğretim, öğrenci profesör, köylü, tarım, işçi, endüstri, bürokrat, devlet mekanizması, ordu, toplumun tüm üyeleri, "Büyük Proleter Kültür İhtilali"nin ülkeyi karmakarışıklığa sürükleyen düzensiz çarkları içine itildi. Bu şartlarda Kültür İhtilalinin ne olup olmadığını tayin ve tarif Mao için bile mümkün olmadığı gibi, toplum tam bir anarşi içine süreklenerek, Mao aleyhtarı unsurlar açıkça kafa tutmaktan çekinmediler.

Mamafih, biraz geriye giderek, 1950'lerin sonundan itibaren Çin'in geçirdiği iç gelişmelere bir genel açıdan bakacak olursak, Kültür İhtilali'nin sebeplerini de, mahiyetini de daha berrak olarak görmek mümkün olur.

Mao Tse-tung'un, Karl Marx ve Lenin'den, Sovyet Rusya ve Doğu Avrupa'daki sosyalist ülkelerin tecrübelerinden çok farklı bir doktriner düşüncesi olmuştur. Veya pratikten doğan bir zaruretle karşılaşmıştı. Şöyle ki: Sovyet Rusya ve diğer Doğu Avrupa sosyalist ülkeleri, Marksizm-Leninizm prensiplerine uygun olarak, komünizme geçebilmek için önce sosyalist sistemi kurmaya çalışmışlardı. Yani feodalizm-sosyalizm-komünizm, aşılması gereken esas merhalelerdi.Ne var ki, bu ülkelerde esasen daha önce bir endüstri mevcut olduğu için, bunlar feodalizmden sosyalizme geçişte büyük problemlerle karşılaşmamışlardı. Halbuki Çin için durum böyle değildi. 1950'lerin başındaki Çin; tam anlamı ile ve bütün unsurları ile "feodal" bir ekonomik yapının içindedir. Buna karşılık, 30 yıl süren çabalardan sonra Çin'in idaresini eline alan komünizm, 800 milyonluk bir kitleye en kısa sürede bir şeyler vermek zorundadır. Başka bir deyişle, Çin en kısa sürede ve en kısa yoldan feodal çizgiden sosyalist çizgiye atlamak zorundadır. Hatta ve hatta Mao, mümkün olursa, sosyalizm merhalesini de atlayarak, feodalizmden komünizme geçişi sağlamayı düşünmektedir. Bu sebeple, 1950'lerin başından itibaren Mao'nun çeşit çeşit denemelere giriştiğini görmekteyiz.

Bu denemelerin ağırlık noktası, sosyalizm dönemini mümkün olduğu kadar kısaltmak ve hızla feodalizm'den komünizme geçmek endişesi idi. Bu sebeple Mao, bu konuda aydınların düşünce ve tekliflerinden yararlanmak istedi ve 1956 başlarından itibaren Yüz Çiçek Dönemi'ni açtı. Dönemin esası, serbest tartışmayı hedef alan "Bırakın yüz çiçek açsın ve yüz düşünce okulu çekişsin" prensibine dayanmaktaydı. Lakin "Yüz Çiçek" (Hundred Flowers) dönemi Mao'nun beklediği neticeyi vermedi. Çünkü, kısa bir süre içinde aydınlardan, feodaliteden hızla kurtulmanın yolları hakkında teklif ve tavsiyeler geleceği yerde, parti ve rejime karşı açık ve cesaretli tenkitler gelmeye başladı. Anlaşılmıştı ki, Çin Komünist Partisi kitlelerin eğitilmesinde başarılı olamadığı gibi, aydınlar arasında da rejime karşı bir direnme vardı.

1958'den itibaren "İleriye Doğru Büyük Hamle" (Great Leap Forward-Grand bond en avant) dönemi başladı. Bu dönem, Yüz Çiçek döneminin tamamen aksi istikamette bir politikadır. Zira, Büyük Hamle, ideolojik açıdan da büyük hamle idi. Çünkü, bu politikanın esası, sosyalizm merhalesini tamamen atlayarak, feodalizm'den doğrudandoğruya komünizme geçişi sağlamaktı. Bunun için Çin toplumu "halk komünleri" şeklinde organize edildi. 500 milyon köylü 26.000 "komün" içine alındı. Komünlerde en ileri komünist sistem tatbik edildi. Komünler çiftliklere sahip olduğu gibi, küçük küçük demir ve çelik üretme birimlerine de sahipti. Yani komünler hem tarım ve hem de endüstri işletmeleri şeklinde organize edilmişti. Mao buna "iki ayak üstünde yürüme" diyordu.

İleriye doğru büyük hamle, kitleye verdiği ihtilalci ruh ve heyecan ve gayretle başlangıçta başarılı gözüktü. Hava şartlarının da iyi gitmesi neticesi 1958 yılında tarımsal üretimde büyük bir artma oldu. Yine bu ruh ve heyecanla, komünlerde evlerin arka bahçelerinde kurulan küçük ocaklarda demir ve çelik üretimine teşebbüs edildi. Bu Mao'nun "çelik savaşı" idi. 1958 Ekimi sonunda bu küçük demir-çelik ocaklarının sayısı bir milyonu bulmuş ve yaklaşık 100 milyon kadar insan sadece bu işte çalışıyordu.

Fakat 1959'dan itibaren işler kötüye gitmeye başladı. Dört yıl üst üste havaların kötü gitmesi, komün halkının bir süre sonra ilk heyecanını kaybetmesi, ekonomik gerçeklere uymayan demir-çelik endüstrisi, sektörler arası denge ve koordinasyonun iyi kurulamaması, Büyük Hamle'yi tam bir başarısızlığa uğrattı. Daha sonraları Mao Tse-tung hatasını şu sözlerle itiraf edecektir: "Kömür ve demir kendi kendilerine yürümezmiş. Bunların taşıma vasıtalarına ihtiyacı varmış... Ben bunu göremedim... Ben sadece ihtilal üzerinde durdum... Endüstriyel planlama konusunda hiç bir şey bilmiyormuşum".

İleriye doğru büyük hamle, Marksizm-Leninizm'e de ters düştüğü için Sovyet liderlerinin de tenkitlerine hedef olmuş ve hele bu teşebbüsün başarısızlığı, ideolojik alanda Moskova'nın haklılığını ortaya koymuştu. Moskova-Pekin çatışmasının şiddetlenmesinde bu hadise de mühim bir rol oynamıştır.

Mao 1961'den itibaren Büyük Hamle'nin peşini bıraktı ve bunun neticesi olarak da ihtilatçı hava bir süre için hızını kaybederek, yerini nisbi bir hürriyet havasına terketti. Bu durum bir kaç yıl devam etti. Fakat 1964'ten itibaren durum değişmeye başladı. Çünkü, Çin'de ortaya çıkan durum Mao'yu endişelendirdi. Şöyle ki:

1) İleriye Doğru Büyük Hamle'den ve bunu takip eden ekonomik çöküntüden sonra, ideolojik ve ihtilalci heyecan ciddi bir şekilde azalmaya başlamıştır.

2) Keza bürokrasi de, heyecanını kaybetmeye ve bir atalet içinde donuklaşmaya başlamıştır.

3) Menfaatçilik, menfaat düşkünlüğü ve menfaat grupları ortaya çıkmıştır.

4) Kuşaklar arasında farklılaşma kendisini gösterdiği gibi, genç kuşak rejimden hayal kırıklığı duymaya başlamıştır.

5) Her kademedeki liderlik kadrosu ise gittikçe ihtilalci niteliklerinikaybetmeye ve Mao'nun deyimi ile "revizyonist" olmaya başlamışlardır.

Mao bu durumu ortadan kaldırmak ve topluma yeni bir dinamizm kazandırmak için 1964'ten itibaren bir ideolojik kampanya başlattı. Proleter Kültür İhtilalinin başlangıcını bu kampanyada görmek gerekir. Bu kampanyanın hedefi, birinci planda aydınlardı ve ihtilalci heyecanını ve ideolojik dinamizmini kaybedenlerin, nerede olursa olsun, "temizlenmesi" amacını güdüyordu.

Mao bu ideolojik temizlik hareketini başlangıçta istediği gibi yürütemeyince, bu hareketi bir kitle hareketine dönüştürmek istemiştir ki, bu da Kültür İhtilali olmuştur.

Mao, Kültür İhtilalini iki safhalı olarak düşünmüştür. Birinci safhada, kendi düşüncesine karşı olan, dinamizmini kaybeden ve yozlaşmaya başlayanlar temizlenecekti. Bunlar siyasi hayattan atılacaktı. İkinci safhada ise, Mao'nun düşünceleri; öğretileri ve felsefesi, geniş bir kampanya ile toplumun bütün tabakalarına yerleştirilecekti.

Birinci safhayı teşkil eden temizlik safhasına 1965 sonlarında, Pekin Üniversitesi ile Pekin Komünist Partisi ileri gelenlerinden bazılarının atılması ile başlandı. Bu başlangıç ile beraber, bundan sonra hadiseler öyle bir hızla gelişmeye başlayacaktır ki, artık Kültür İhtilal'i Mao'nun da kontrolundan çıkıp, sokağın kontroluna girecektir. Keza, planlı bir ideolojik kampanya olmaktan da çıkıp, ülkenin her tarafına yayılan bir keyfilik ve sokak terörizmi haline gelecektir. Bu terörizmin baş aktörü ise, Kızıl Muhafızlar denen gençlik teşkilatı olacaktır. Mao'nun, Kızıl Muhafızların yarattığı kargaşa ve karmaşadan ülkeyi kurtarabilmesi ve sokağı kontrol altına alabilmesi ancak 1968 yılı sonlarında mümkün olabilecektir.

Kültür İhtilali, Başbakan Chou En-lai'ın 30 Nisan 1966 da yaptığı bir konuşma ile resmen ilan edilmiştir. Bu konuşmasında Chou, üniversitelerde, eğitimde, basında, san'at ve edebiyat ile kültürün diğer alanlarında, "burjuva ideolojisi"ne karşı sert ve uzun bir mücadele açılmasını istedi. Bu ilk işaretten sonra, Haziranda, Pekin'de Üniversite gençliğinin günlerce süren gösterilerine şahit oluyoruz. Kültür İhtilali'nin prensipleri, Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin 1-12 Ağustos 1966 günlerinde yaptığı toplantıda 16 madde halinde tesbit edildi. 8 Ağustosta açıklanan bu 16 maddelik karara göre, ülkede bir burjuvazi tehlikesi vardı. Kapitalizm yeniden hortlamak istiyordu. Bunun için "Büyük Proleter Kültür İhtilali" gerekliydi ve şöyle deniyordu: "Büyük Proleter Kültür İhtilali'nde kendilerini kurtaracak olanlar kitlelerin ta kendisidir... Başkan Mao'nun öğretilerine göre, ihtilal nazik, yumuşak, merhametli ve hoş bir şey değildir. Kültür İhtilalini sokağa döken de herhalde bu son cümleydi.

18 Ağustos 1966 günü ise Pekin'de, Mao'nun başkanlık ettiği ve bir milyon kişinin katıldığı bir açık hava toplantısı yapıldı. Bu toplantıda ilk konuşmayı Savunma Bakanı ve Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun başında bulunan 58 yaşındaki Lin Piao yaptı. Mareşal Lin, bundan sonraki gelişmelerde Kültür İhtilalinin Mao'dan sonraki lideri olarak görev yapacaktır. Nitekim, bu toplantıda, 12 kişilik en yüksek liderlik içinde Lin Piao Mao'dan sonra birinci sırayı, Başbakan Chou En-lai ikinci sırayı ve bugünkü Çin lideri Teng Hsiao-ping ise beşinci sırayı alıyordu. Kültür İhtilalinden önce Teng yine beşinci sırada iken, Lin Piao ondan sonra altıncı sırayı işgal ediyordu. Kültür İhtilali sırasında Mao'nun arkadaşları "eski tüfekler" temizlenecek ve Mareşal Lin Mao'nun halefi olarak ilan edilecektir.

Pekin'de yapılan 18 Ağustos toplantısının hemen arkasından gençler tarafından "Kültür İhtilalinin Kızıl Muhafızları" teşkilatı kuruldu ki, bundan sonra ülkenin sokakları Kızıl Muhafızların kontroluna girecektir. Aralık ayında ise, bu kere yetişkinler tarafından İhtilalci Asiler teşkilatı kuruldu. Kızıl Muhafızlar bilhassa büyük şehirlere hakim olurken, İhtilalci Asiler kırsal alana girdiler. Bu ise İhtilalci Asiler ile köylülerin hemen her yerde çatışmasına sebep oldu.

Yine Aralık 1966'dan itibaren Kızıl Muhafızlar Kültür İhtilalini kültür kesiminden endüstri kesimine aktarmak için fabrikalara girmeye başladılar. Bu gelişme de, bilhassa Shanghal, Nanking, Canton, Heilungkiang, Hopei gibi endüstri merkezlerinde işçilerle Kızıl Muhafızların çatışmasına sebep oldu.

Gerek kırsal alanda köylülerin, gerek fabrikalarda işçilerin Kızıl Muhafızlarla çatışmaya girmesinin sebebi ise, sözümona buralarda ideolojik temizlik yapılmak istenmesiydi. Lakin Kızıl Muhafızlar o derece yıkıcı, yakıcı ve vahşi bir şekilde davrandılar ki, ister istemez halkın mukavemeti ile karşılaştılar. Çatışmalar bir çok yerlerde yüzlerce kişinin ölmesi ve yaralanmasına sebep oldu. 1967 Temmuzunda, Hupeh eyaletinin başkenti, 2 milyonluk Wuhan şehrinde resmen bir iç savaş patlak verdi.

Kültür İhtilalinin ortaya çıkardığı bu terör, ülkede belirgin bir şekilde Mao aleyhtarlığının doğmasına sebep oldu. Mao, ihtilalci bir toplum yaratmak isterken, toplumda kendisine karşı bir muhalefet yaratmıştı. Mao'nun kendisi bile bu gelişmelerden hayal kırıklığına uğramış ve 1968 Temmuzunda Kızıl Muhafızların liderlerine, "Beni mahcup ettiniz. Daha da mühimmi, işçileri, köylüleri ve askerleri hayal kırıklığına uğrattınız" demiştir. Gerçekten, Kızıl Muhafızlar sadece işçi ve köylülerle ve zaman zaman da askerlerle çatışmakla kalmamış, bir çok yerlerde görüş ayrılıkları sebebiyle birbirleriyle de çatışmışlardır. Bu anarşi ve kargaşa dolayısıyledir ki Mao-Tse-tung ve Lin Plao, 1968 Ekiminde yapılan Merkez Komitesi Genel Kurulunda, yapılan tenkitler dolayısiyle, kendilerini savunmak zorunda kalmışlardır.

1968 sonlarından itibaren durum sakinleşmeye başlamıştır. Çünkü, Mao da ülkenin içine sürüklendiği kaos'u görmüş ve Proleter Kültür İhtilalinden fazla Kızıl Muhafızlar hareketi haline gelmiş olan hareketi durdurmak ve kontrol altına almak için harekete geçmiştir. Bunun neticesi olarak da Proleter Kültür İhtilali 1968 sonundan itibaren hızını kaybetmeye başlamıştır.

Proleter Kültür İhtilali Çin'in kendi içinde bir takım neticeler doğurduğu gibi, dış politikada doğurduğu neticeler çok daha ehemmiyetli olmuş ve Çin için büyük gelişmelerin kapısını açmıştır.

İçerdeki neticelerin başında, Çin Komünist Partisi'nde yapılan tasfiyeler ve bilhassa eskilerin tasfiye edilerek yenilere ve gençlere Parti içinde yükselme imkanının açılmış olmasıdır. Bu temizlik hareketi içinde Mao o kadar acımasızca hareket edecektir ki, Devlet Başkanı ve Mao'nun 1920'lerdenberi en yakın arkadaşı olan Liu Shaochi dahi, Merkez Komitesi'nin 1968 Ekimindeki toplantısında bütün devlet ve parti görevlerinden atılacaktır. Parti'nin Genel Sekreteri olan Teng Hsia-ping ise, Liu Shao-chi ile birlikte "kapitalist yolu" benimsemiş olmakla itham edilmekle beraber, Parti'den atılmamış, fakat adı bir daha geçmez olmuştur. Teng, Mao'nun 9 Eylül 1976 da ölümünden sonra ancak ortaya çıkabilecektir.

Parti içinde yapılan temizlik faaliyeti için şu örnekleri verebiliriz:

Merkez Komitesi'nin 48'i, yani yüzde 51'den fazlası, yine Merkez Komitesi'nin 79 yedek üyesinden 45'i, yani yüzde 56'sı, 13 kişilik Politbüro'nun yarısı, 67 kişilik Merkez Sekreteryasından 37'si "temizlenmişlerdir". Tabii; en üst kademelerde yapılan bu temizlikler en alt kademelere kadar intikal ettirilmiştir.

Bir ikinci netice de, Parti ve bürokrasinin içine düştüğü anarşide, Savunma Bakanı Lin Piao'nun başında bulunduğu Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun tek organize kuvvet olarak sivrilmiş olması ve Savunma Bakanı Lin Piao'nun, Mao'dan sonra Çin'in en kuvvetli adamı haline gelmesidir. Esasen, Kültür İhtilali sırasında Lin'in, Mao'nun halefi olduğu çeşitli şeklllerde belirtilmekten geri kalınmamıştır. Nitekim, Çin Kömünist Partisi'nin 1969 Nisanında yapılan 9'uncu Kongresinde Lin Piao resmen Mao'nun halefi olarak kabul ve ilan edilmiştir. Mareşal Lin'in bu derece parlamasında, Proleter Kültür İhtilali'nin sevk ve idaresinin Mao tarafından 1967 yılı başından itibaren Halk Kurtuluş Ordusuna verilmesi mühim bir faktör olmuştur. Zira, Proleter Kültür İhtilali vasıtasiyle Mao'nun öğretilerinin ve ihtilalci ruhun kitlelere yayılması görevi Halk Kurtuluş Ordusu'na verildiği gibi, Kızıl Muhafızlar ülkeyi anarşiye sürükledikleri zaman, bunları durdurma ve kontrol altına alma görevini de yine Halk Kurtuluş Ordusu yapmıştır. Böylece Lin Piao Kültür İhtilâli'nin birdenbire parlattığı bir yıldız olmuştur. Mamafih, Lin'in Kültür İhtilalini kendi amaçları için kullandığı da bir gerçektir. Nitekim, Lin Piao'nun 13 Eylül 1971 günü Moğolistan üzerinde bir uçak kazasında öldüğü bildirilmekle beraber, iki yıl sonra yapılan açıklamada, Lin Piao'nun Mao'yu öldürerek yerine geçmek için komplo hazırladığı ve muvaffak olamayınca, uçakla kaçarken, uçağının düşmesi sonucu öldüğü bildirilmiştir.

Ordu'nun sivrilmesi, Parti üzerinde de askerin hakimiyetini arttırmış ve Kültür İhtilali'nden sonra Merkez Komitesi'nin hemen yarı üyesi askerlerden meydana gelmiştir.

Kültür İhtilali'nin bir üçüncü neticesi de, ülke ekonomisinde, eğitim sisteminde ve hatta savunma sisteminde yaptığı ağır tahribattır. O anarşi içinde ekonominin mekanizması bozulduğu gibi, eğitim kuruluşları ve bilhassa üniversiteler çalışamaz olmuştur. Ordu'nun iç anarşiye ve politikaya o kadar dalması ise, elbetteki Ordu'nun savunma kapasitesini azaltacaktı. Bütün bunlardan da mühimi Kültürel İhtilal Çin'i milletlerarası sahnede yalnızlığa mahkum etmiştir. Çünkü İhtilal'in sert ve yıkıcı metodu, Çin'e sempati duyan üçüncü dünya ülkelerinde bile korku ve dehşet uyandırmıştır. 1969 yılında Çin gerçekten yalnızdır.

Kültür İhtilali'nin Çin'in dış politikasında yaptığı en büyük tesir şüphesiz, Moskova-Pekin çatışmasının şiddetlenmesi ve Sovyet Rusya ile Çin arasındaki münasebetlerin gerginleşerek adeta bir savaş havasına bürünmesidir.

Proleter Kültür İhtilali'nin dışarıya dönük bir yüzü de, başlangıçtan itibaren bir Sovyet aleyhtarlığı idi. Bilhassa, Mançurya-Sovyet sınırı bölgesinde Kızıl Muhafızlar ile Çin askerleri Sovyet Rusya aleyhine açıkça gösteriler yapmaktan kaçınmadılar. Tabiatiyle Kültür İhtilali'nin bu tutumunu Sovyetler cevapsız bırakmadılar. Sovyetler, Mao ve Kültür İhtilali aleyhine yoğun bir propagandaya giriştikleri gibi, Çinle olan sınır bölgelerini de yeni kuvvetlerle takviye etmekten de geri kalmadılar.

Bu gerginlik içinde, tam Kültür İhtilali'nin sonuna gelindiği bir sırada, 1968 Ağustosunda Sovyetlerin Çekoslovakya’yı işgal etmeleri ve Kasım ayında da Brejnev Doktrini'nin ilan edilmesi, Çinlilerde, kendilerinin de bir Sovyet işgaline uğrayabileceği endişesini uyandırdı. Çinliler Dubçek'in insancıl komünizminden ne kadar hoşlanmadılarsa, Sovyetlerin Çekoslovakya’yı işgal etmelerine de o kadar karşı geldiler. Çinlilere göre, şimdi Sovyetlerin yaptıkları sosyal-emperyalizm, yani sosyalizmin emperyalist şekli idi.

Bu atmosfer içinde, 1969 Martında Çin-Sovyet sınırı üzerindeki Ussuri (Amur nehrinin bir kolu) nehrinde bulunan bazı anlaşmazlık konusu adalarda Çin ve Sovyet askerleri arasında silahlı çatışmalar çıktı. Bu çatışmalar çok fazla devam etmedi. Fakat Çin ile Sovyetler Birliği arasında, bilhassa sınır konusunda yeni tartışmalara sebep oldu. Bu tartışmalar 1971 yılında da devam etti. Sovyetler, yumuşak bir tutumla Çin'i uzlaşmaya çekmek istedilerse de, Çin Moskova'ya karşı olan güvensizlik tutumunda hiç bir değişiklik yapmadı. O kadar ki, şimdi Çin için Sovyet Rusya'nın "sosyal emperyalizmi" ile "Amerikan emparyalizmi" arasında hiç bir fark yoktu. 1970 Ağustosunda Çin basını hep bir ağızdan şöyle diyordu: "Sosyal-emperyalizm büyük bir iştahla gözlerini Çin topraklarına çevirmiş bulunuyor. Çin'e saldırmak için yaptığı hazırlıkları bir tek gün bile gevşetmemiş bulunuyor." Gerçekten Sovyet Rusya bu sırada Çin sınırlarına bitişik bölgelerine 45 tümenlik bir kuvvet yığmış bulunmaktaydı.

Çin için kuzeyden gelen bu Sovyet tehlikesi, aynı zamanda güneyde de belirmeye başlamıştı. Zira, Ho Chi-minh liderliğindeki Kuzey Vietnamın 1960'ların başından itibaren Güney Vietnama ve aynı zamanda Amerikaya karşı giriştiği mücadeleye başlangıçta Çin destek olurken, Kültür İhtilali sırasında Vietnam ile meşgul olamamış ve Kuzey Vietnam giderek Sovyet Rusyaya dayanmak zorunda kalmıştı. Bir halde ki, 1970 yılı geldiğinde, Ho Chi-minh Çin ile Sovyet Rusya'nın arasını bulmaya çalışmakla beraber, artık Kuzey Vietnam Sovyet nüfuzuna girmiş bulunmaktaydı. Bu ise, Sovyet Rusya'nın güneyden de Çin'i baskı altına alma imkanını elde etmesi demekti.

9 Ağustos 1971 de Sovyet Rusya'nın Hindistanla bir dostluk ve işbirliği anlaşması imzalaması ise, Çinliler için daha da can sıkıcı oldu. Bu anlaşmaya göre, bir saldırı halinde, taraflar birbirlerine danışacaklardı. Bu şu demekti ki, Hindistan'a bir saldırı halinde, taraflar birbirlerine danışacaklar ve elbetteki bu danışma sonunda şu veya bu şekilde bir yardım durumu ortaya çıkacaktı. Bu anlaşmanın Çin'e yöneltilmiş olduğu açıktı. Zira Çin ile Hindistan'ın münasebetleri 1959 yılındanberi bozuktu. 1959 Martında Çin'in Tibet'i işgal etmesini Hindistan iyi karşılamadığı gibi, 1959 Ekiminde Hindistanla Çin arasında sınır çatışmaları patlak verdi. Yine sınır bölgelerindeki toprak anlaşmazlıkları yüzünden 1962 Ekiminde Hindistan ve Çin tam manasiyle bir savaş haline geldiler. Bu gelişmeler Hindistan'ı bir Çin tehlikesi ile karşı karşıya bıraktı.

Buna mukabil Pakistan ile Çin'in münasebetleri başlangıçtan itibaren gayet iyi gitmişti. Keşmir meselesinden dolayı Hindistanla münasebetleri ötedenberi iyi olmayan Pakistan, Çin Hind münasebetlerinin bozulması karşısında, Hindistan'a karşı bir denge unsuru olarak Çin'e dayanma yoluna gitti. Pakistan bu sıralarda Batı tarafları bir politika takip etmekle beraber, Amerika'nın Hindistan'ı da elde tutmak amacı ile Hindistan ile Pakistan arasında tarafsız kalmaya çalışması, Pakistan'ı Çin'e dayanmaya sevketmiştir. Bu suretle Asya alt-kıtası (sub continent) Çin-Sovyet mücadelesinin bir başka sahnesi olmuştur. Fakat 1971 Ağustosunda Sovyet-Hind dostluk anlaşmasının imzası, dengeyi Sovyetler tarafına eğiyordu ve Sovyetler Hindistan'da Çin'e karşı yeni bir dayanak elde ediyorlardı. Proleter Kültür İhtilali'nin arkasından meydana gelen bu durum, Çin ilderlerini köklü bir dış politika değişikliğine itmiştir.

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi