Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
BLOKLARDA YAPI DEĞİŞİKLİĞİ
  Batı Bloku Gelişmeleri
      U-2 Hadisesi
  » Üst Konu
1958 Berlin Buhranı
Fransa'nın NATO'dan Uzaklaşması
Küba Füzeleri Buhranı
NATO'nun Güney-Doğu Kanadında Çatlama
U-2 Hadisesi
Vietnam Savaşı ve Batı

 
U-2 Hadisesi

Daha önce de sözünü ettiğimiz ve Berlin Buhranı'nın ortasında patlak veren U-2 hadisesinin kaynağında, Amerika ile Sovyetler arasındaki stratejik mücadele yatmaktadır.

Hatırlanacağı üzere, Sovyetler uzaya ilk uyduyu 1957 Ekiminde atmışlardı. Uydunun uzaya fırlatılması uzay tekniği bakımından mühim olmakla beraber, hadisenin askeri ve stratejik bakımdan ehemmiyeti, bu uyduyu uzaya götüren füzenin yapılabilmiş olması ve böyle bir uzun menzilli ve güçlü bir "taşıyıcı"nın gerçekleştirilmiş olmasıydı. Sovyetler böyle bir "taşıyıcı"yı elde etmekle, Amerika'nın havalardaki stratejik üstünlüğü sona eriyor ve stratejik üstünlük Sovyetlere geçmiş oluyordu. Çünkü, Amerika 1950-1953 Kore savaşından sonra, uzun menzilli uçaklar geliştirerek, kısa adı SAC olan Stratejik Hava Komutanlığı'nı (Strategic Air Command) kurmuştu. Amerika, nükleer bomba taşıyan bu uzun menzilli uçaklarla Rusya'nın her tarafına erişebilmek imkanını elde ediyordu. Lakin, Sovyetlerin şimdi bu uçaklardan çok daha hızlı ve güçlü füzeleri yapmış olması, SAC'ın müessiriyetini azaltıyor ve stratejik üstünlüğü Sovyetlere geçiriyordu. Zira, uçakları havada yakalamak mümkündü, fakat füzeleri havada önlemek mümkün değildi. Bu imkan çok sonra ortaya çıkacaktır.

Sovyetlerin stratejik üstünlüğü bu devlete, Amerikaya "ani baskın" ve bir "sürpriz darbe" vurma imkanını kazandırıyordu. Bu durumu önlemenin yolu ise, Sovyetlerin askeri faaliyetlerini yakından takip etmek ve gözlemek, yani devamlı istihbarat yapmaktı. İşte bu istihbaratı Amerika, Lockheed firmasının geliştirdiği yeni bir uçak olan U-2 uçağı ile yapmaya başladı.

Bu uçaklar 30 bin metreye kadar çıkmak suretiyle radarların ve avcı uçaklarının tesirinden kendilerini koruyabiliyorlar ve ayrıca bu kadar yükseklikten de çok net resim çeken teknik teçhizata da sahip bulunuyorlardı. Uçağın bir diğer hususiyeti de, yakıt almaksızın yedi buçuk saat havada kalıp 3.000 mil uçtuğu gibi, motorları bozulduğu zaman da 300 mil süzülebilmesiydi. Bu uçakların üsleri ise, İngiltere, Almanya, Japonya ve Türkiye'de bulunuyor ve bu üslerden havalanıp Rusya üzerinde uçuyorlardı.

Bu uçuşlar gayet gizli olmakla beraber, bilmeyen de pek yoktu. Zira 1958 ve 1959 yıllarında bir takım havacılık ve bilim dergileri bu uçaklardan ve bunların "casusluk uçuşlarından" söz etmişti. Hatta, Kruşçev'in 1959 Eylülünde Amerikayı ziyaret ettiği zaman Eisenhower'a U-2 uçuşlarından şikayet ettiği söylenir.

Pilot Francis Gary Powers idaresindeki bu U-2 uçaklarından biri, 1 Mayıs 1960 günü Türkiye'deki Adana-İncirlik havaalanından kalkıp, Pakistan'da Peşaver üzerinden Sovyet topraklarına girdikten bir süre sonra motorlarının arıza yapması üzerine alçalmak zorunda kalınca Sovyet radarlarına yakalandı ve düşürüldü. Pilot sağ olarak kurtulmuştu. Uçağın uçuş planı Sovyet toprakları üzerinden geçip Norveç'e kadar uzanmaktı.

Amerikan Milli Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) 3 Mayısta yaptığı bir açıklamada, kendi teşkilatlarına ait bir "araştırma" (research) uçağının Türkiye'de Van civarındaki dağlık bölgede düşmüş olabileceğini bildiriyordu. Halbuki U-2 uçakları Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) tarafından kullanılmaktaydı. Ve U-2 uçaklarının da meteorolojik araştırma ile ilgisi yoktu.

Sovyetler 5 Mayısa kadar seslerini çıkarmadılar ve bu süre içinde Amerikan idarecilerini, Başkan dahil, gerçekleri saklamaya sevkederek güç bir duruma sokmak istediler. O kadar ki, Kruşçev Yüksek Sovyet Şurası önünde 5 Mayısta yaptığı konuşmada bir Amerikan uçağının düşürüldüğünü söylemesine rağmen, bu uçağın bir U-2 uçağı olduğundan hiç söz etmedi. Bu ise gerek Başkan Eisenhower'ı, gerek Dışişleri Bakanı Herter'i, gerçek durumu gizlemekte daha da ileri götürdü. Kruşçev Amerikalıları bu duruma getirdikten sonra, nihayet 7 Mayısta yaptığı açıklamada, düşürülen uçağın U-2 uçağı olduğunu, pilotun sağ olduğunu, bu uçağın Sovyet Rusya üzerinde casusluk maksadiyle uçtuğunu gösteren bütün delillerin elde edildiğini söyleyip, Amerikaya veryansın etti.

Bu durum karşısında Amerikalılar da gerçeği söylemek zorunda kaldılar. Lakin, hem Sovyetler tarafından dünya kamu oyunda zor duruma düşürüldüler ve hem de tam dörtlü zirvenin arifesinde hoş olmayan bir durum yarattılar. Bununla beraber, Kruşçev 11 Mayısta yaptığı bir konuşmada, Paris zirvesine katılacağını ve toplantının bir neticeye ulaşmasına gayret edeceğini söyledi. Buna mukabil Amerikalılar da meseleyi büyütmemek için aşağıdan aldılar ve Başkan Eisenhower 11 Mayısta yaptığı basın toplantısında, "Kimse yeni bir Pearl Harbour" istemiyor diyerek havayı yumuşatmaya çalıştı.

Fakat, daha önce gördüğümüz gibi, Kruşçev U-2 hadisesini Paris Zirvesi'ni torpillemek için kullanmaktan kaçınmadı. Zirveye gitmeden önce yumuşak görünmesinin sebebinin, intikamını Paris'e saklamak olduğu anlaşılıyordu.

U-2 hadisesi Türk-Sovyet münasebetlerine de tesir etti. Sovyetler bu vesile ile Türkiyeye de çattılar. Lakin Türkiye, uçağın Adana'dan havalanmasına rağmen, Sovyet topraklarına girmesinin doğrudan Türkiye değil, Pakistan üzerinden olması dolayısiyle, sorumluluğa sahip olamıyacağını bildirerek, yakasını bu işten sıyırmaya çalıştı.

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi