Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
YUMUŞAMAYA (DETANT) DOĞRU
  Yeni Gelişmeler
      Neticesiz Kalan Salt 2
  » Üst Konu
Bandung'tan Bağlantısızlığa
Silahsızlanma Çabaları
SALT-1 Anlaşması
Neticesiz Kalan Salt 2
Helsinki Deklarasyonu

 
Neticesiz Kalan Salt 2

SALT-I'in yarattığı bu gayet müsait ve müsbet atmosfer içinde Amerika ve Sovyet Rusya, saldırgan stratejik silahların (füzelerin) de sınırlarıdırılması için hemen, yani 21 Kasım 1972'de Cenevre'de görüşmelere başladılar.

SALT-II görüşmeleri, birincisi gibi kolay yürümedi. Zira SALT-I'e karşı Amerikan Kongresinden bir takım itirazlar yükselmişti. ABM Antlaşmasını Amerikan Senatosu hiçbir itiraz göstermeden 3 Ağustos 1972'de 2'ye karşı 88 oyla kabul etti. Fakat Geçici Anlaşma'da, denizaltılardan atılan füzelerin sayısında Amerika aleyhine olan eşitsizlik, tenkitlere sebep oldu. Bazı Senato üyeleri, SALT-II anlaşmasında bu eşitsizliğin giderilmesini istediler. Bunların liderliğini Senatör Henry Jackson (Washington-D) yapıyordu. Senatör Jackson'ın teşebbüsü ile kabul edilen ve "Jackson Amendment" adını alan bir kararla, SALT-II görüşmelerinde Amerika ile Sovyetler Birliği arasında eşitlik ilkesinin korunması kabul edildi.

Fakat bu eşitliğin manası açık olmadığı için, sonradan hem Amerikan müzakerecileri için güçlük çıkarmış ve hem de gereksiz tartışmalara sebep olmuştur. Bununla kasdedilen sayı eşitliği ise, bunun manası yoktu; çünkü her iki tarafın sahip olduğu silahların vurucu güçlerinde bir eşitlik yoktu. Böyle olunca sayı eşitliğinin manası kalmıyordu. Kantitatif Eşitlik denen bu kavramın karşısında yer alan diğer kavram ise Kalitatif Eşitlik, SALT-II anlaşmasında, füze ve nükleer silahların vurucu güçlerinde bir eşitlik sağlanmasıydı. Böyle bir eşitliği sağlamanın güçlüğü de meydandadır. Çünkü bu füze ve nükleer silahların teknolojik üstünlükleri gayet karmaşık bir sisteme dayanıyordu. Karşılaştırma, mukayese yapıp eşitlik kurmak son derece zordu.

Meselenin mahiyetindeki bu güçlüğün yanısıra, saldırgan stratejik silahların (kıtalararası füzelerin) sınırlandırılmasında her iki tarafın da, karşı tarafa üstünlüğü kaptırmamak endişesi SALT-II görüşmelerinin uzamasına sebep olmuştur. Çünkü her iki taraf da biliyordu ki, gelecekteki savaş kıtalararası füzelere dayanacaktı ve birbirlerine karşı kuvvet durumları da esas itibariyle bu stratejik silahlardan kaynaklanıyordu. Konvansiyonel kuvvete güvenme ise, ancak stratejik silahlardan sonra gelmekteydi. Dolayısıyla gerek Amerika ve gerek Sovyet Rusya, bu silahlarda dengeyi sağlayacak gibi görünen her formülü en ince ayrıntılarına kadar incelemişler ve karşı tarafa en küçük bir üstünlük vermemek için gayet dikkatli davranmışlardır.

Diğer taraftan, SALT-II anlaşmalarının imzalandığı 1979 Haziranına kadar geçen sürede, milletlerarası münasebetlerde ortaya çıkan hadiseler de, müzakerelerin uzamasında müessir olmuştur. Vietnam Savaşı, 1973 Arap-İsrail savaşı, 1973-1974'de Amerika'da Watergate Skandalı, Amerika'da başkanlık seçimleri ve başkanların değişmesi ve diğer hadiseler gibi...

Görüşmelerin uzamasına rağmen, dikkati çeken bir nokta, her iki tarafın bir anlaşmaya varmak hususunda, niyetlerini her vesile ile vurgulamaktan kaçınmamışlardır. 1973 Moskova Zirvesi ile 1974 Vladivostok Zirvesi bunun örneğidir.

Başkan Nixon'un 27 Haziran-3 Temmuz 1974 günlerinde Moskova'yı ziyareti sırasında Brejnev ile yaptığı zirve toplantıları sonunda yayınlanan bildiride, taraflar, kitlesel tahrip silahları ile nükleer silahların kullanılabileceği bir savaş tehlikesini önlemek, bilhassa stratejik silahlar yarışını durdurmak veya hiç değilse sınırlamak, genel bir silahsızlanmayı gerçekleştirmek, milletlerarası gerginlikler ile askeri çatışmaların sebeplerini ortadan kaldırmak, yumuşamayı genişletmek ve aralarındaki ticari, ekonomik, kültürel, bilimsel ve teknik alanlardaki münasebet ve işbirliğini geliştirmek için ortak çaba harcayacaklarını ve SALT-II görüşmelerine devam edeceklerini açıklıyorlardı.

Görülüyor ki, SALT-I anlaşmasından sonra Sovyet-Amerikan münasebetleri tam bir detant havası içine girmiş bulunuyordu. O kadar ki, yukardaki bildiride kullanılan ifadeleri, çok değil, bu tarihten beş-altı yıl önce iki devletin münasebetlerinde görmek mümkün değildi.

Moskova Zirvesinde 3 Temmuz 1974 günü de, yeraltı denemelerini sınırlayan ve "Eşik" (Treshold) antlaşması dediğimiz antlaşma da imzalandı. Bu antlaşmadan daha yukarda söz etmiştik.

Moskova Zirvesi Nixon'ın SALT'a yaptığı son katkı oldu. Çünkü, bir yıl önce patlak vermiş olan Watergate Skandalı yüzünden 8 Ağustos 1974 de istifa etmek zorunda kaldı. Watergate, Demokrat Parti'nin Washington'daki genel merkezinin bulunduğu bina idi. 1973 Haziranında bir gece, beş kişi bu binaya dinleme aletleri koyarken yakalandı. Soruşturma derinleştirilince, Nixon'ın da bilgisi dahilinde olmak üzere, Demokrat Parti binasına bir çok dinleme aleti yerleştirildiği ve bu suretle Nixon'ın Cumhuriyetçilerin seçim taktiklerini kolaylıkla öğrenmek imkanını elde etmek istediği anlaşıldı. Suçlular mahkemeye verilince, işin gerçekten bir skandal olduğu görüldü. Zira, bu hadisenin dışında, Nixon'ın çalışma arkadaşlarının da bir çok marifetleri ortaya çıktığı gibi, rüşvet hadiseleri ve seçimler için gizli ve usulsüz paralar alındığı tesbit edildi. Nixon kamu oyunun tepkilerine ve baskılarına bir yıldan fazla dayandı, fakat sonunda 8 Ağustos 1974 de istifa etmek zorunda kaldı. Anayasa gereğince yerine Başkan Yardımcısı Gerald Ford geçti.

Gerald Ford ile Brejnev arasında 23-24 Kasım 1974 de yapılan Vladivostok Zirvesi ise, stratejik silahların sınırlandırılması ve SALT-II istikametinde yeni ve mühim bir adım teşkil etti. Zirve sonunda yayınlanan "Demeç" ve "Bildiri" de hiç sözü edilmemekle beraber, daha sonra yapılan açıklamalardan görülmüştür ki, Vladivostok Zirvesinde, "saldırgan" (offensive) füzeler konusunda da bir sınırlama anlaşmasına varmışlardı. Buna göre, "taşıyıcı" (delivery vehicle) denen, kıtalararası (ICBM) ve denizaltılardan atılan (SLBM) füze sayısı her iki taraf için de en çok 2400 olarak tesbit edilmişti. Bunlardan ancak 1320 tanesi çok başlıklı füze (MIRV) olabilecekti. Ayrıca, bu anlaşma 31 Aralık 1985 tarihine kadar geçerli olacaktı.

Bir yandan bu kantitatif sınırlamanın yapılmış olması ve bir yandan bu sınırlamanın 1985 yılı sonuna kadar geçerli kabul edilmesi, müzakerelerin bundan sonra daha ağır yürümesinde herhalde mühim rol oynamıştır. Fakat tekrar edelim ki, müzakerelerin yavaş gitmesinde esas sebep, her iki tarafın da kalitatif sınırlamada çok dikkatli davranması ve kalitatif sınırlamanın zor ve karmaşık bir sistem olmasındadır.

SALT-II Antlaşması, 18 Haziran 1979 da Viyana'da, 1976 seçimlerinde Cumhurbaşkanlığına gelmiş olan Jimmy Carter ile Leonid Brejnev arasında imzalanmıştır. Bu antlaşmanın gayet uzun, ayrıntılı ve antlaşma, protokol, memorandum ve demeçler gibi bir çok belgeden meydana gelmiş olması, SALT-II görüşmelerinin neden uzun sürdüğünü açıklamaktadır. Bu sebeple, SALT-II Antlaşması deyimi yerine SALT-II Anlaşmaları demek daha doğru olacaktır.

SALT-II anlaşmalarında, hem Amerika ve hem de Sovyetler Birliği, 1 Kasım 1978 tarihi itibariyle sahip bulundukları bütün stratejik füzelerle, uzun menzilli yani stratejik bombardıman uçaklarının miktarlarını bir memorandumda ortaya koymuşlardır. Stratejik uçaklarda birinci planda gelenler, Amerika için B-52 ve B-1 uçakları ile, Sovyetler için Backfire denen Tu-22 M ağır bombardıman uçakları idi.

Diğer taraftan, yine bu anlaşmalarda hem, kıtalararası füzelerin (ICBM), hem denizaltılardan atılan füzelerin (SLBM) ve hem de çok başlıklı olup her başlığın bağımsız olarak ayrı hedefe gidebildiği füzelerin (MIRV) tarifleri yapılıp spesifikasyonları belirtildiği gibi, her çeşit füzenin de miktar sınırlaması yapılmıştı. Bu arada şunu da belirtelim ki, bugün tartışması hem NATO içinde ve hem de Sovyet Rusya ile münasebetlerde tartışması yapılan ve 30 Kasım 1981'denberiCenevre'de Amerika ile Sovyet Rusya arasında müzakerelere konu olan "Cruise" füzelerinin 600 kilometreden daha uzun menzillileri de SALT-II anlaşmaları ile yasaklanıyordu. Bunlar deniz rampalarından ve kara rampalarından atılamayacağı gibi, çok başlıklı (MIRV) da taşıyamıyacaktı.

SALT-II anlaşmaları, 1922 Waşington ve 1930 Londra deniz silahsızlanmaları anlaşmalarından beri, son 50 yıl içinde gerçekleştirilmiş bir silahsızlanma anlaşması idi. Asıl ehemmiyetli tarafı ise, stratejik ve dolayısiyle uzun menzilli nükleer silahları sınırlaması idi. Fakat SALT-II anlaşmaları yürürlüğe giremedi. SALT-II Amerikan kamu oyunda ağır tenkitlere uğradı. Bu tenkitler gerek Kongre'den, gerek uzman çevrelerden gelmekteydi. Bu tenkitlere göre, getirilen sınırlamalarla Amerika stratejik üstünlüğü Sovyetlere kaptırmıştı. Hava öyle bir duruma geldi ki, Kongre'nin SALT-II'yi tasdik etmesi çok şüpheli görünüyordu.

İşte tam bu sıradadır ki, Sovyetler bir hata yaptılar ve 1979 Aralık ayı sonundan itibaren Afganistan'ı işgal etmeye başladılar. Daha aşağıda ayrıntıları ile alacağımız bu işgal hadisesi üzerine, Amerika SALT-II anlaşmalarını tasdik etmekten vazgeçti ve bir kenara koydu. Çünkü Afganistan'ın Sovyetler tarafından işgali, Orta Doğuda, en az stratejik silahlar anlaşması kadar ehemmiyetli bir stratejik değişiklik yapmaktaydı. Kaldı ki, Sovyetlerin Afganistan'ı işgali Amerikan kamu oyunda, detant ve silahsızlanma konusunda Sovyetlerin samimi olmadığı ve yumuşamayı kendi yayılma ve genişleme tasarıları için müsait bir fırsat olarak gördüğü şeklinde değerlendirildi. Netice olarak, SALT-II doğmadan değil, ama doğduktan biraz sonra, çok kısa bir ömürle öldü. Bundan sonra olsa olsa ancak yeni bir SALT-III söz konusu olabilir.

Sovyetlerin, Afganistan'ı işgal suretiyle, SALT-II'ye öldürücü bir darbe vurmanın sebeplerini, tabiatiyle Tarih ilerde açıklayacaktır. Fakat şu anda akla çeşitli ihtimaller gelmektedir. Bu ihtimallerin birincisi, müzakerelerin yedi yıl kadar sürmüş olmasına bakınca, Sovyetlerin SALT-II'ye isteksiz olarak yanaşmaları ve zoraki bir şekilde imzalamış olmalarıdır. Bu ihtimale gerçek sebep olarak bakacak olursak, Sovyetlerin her halukarda ilerde bir sebep bulup bu anlaşmaları bozmaları beklenebilecekti. Günümüzdeki Avrupa'da orta menzilli füzeler meselesinde Sovyetlerin, güya bir anlaşma yapmak ister görünüp, hiç bir tavize yanaşmayan tutumlarına bakınca, bu ihtimali yabana atmamak gerekiyor.

Tabiatiyle, Sovyetlerin tutumunda rol oynayan bir diğer faktör de, Amerikan Kongresinin ve kamu oyunun SALT-II anlaşmalarına karşı gösterdiği tepkidir. Bu tepki Sovyetleri ümitsizliğe sevketmiş ve SALT-II ile Afganistan'ın işgalinin kazandıracağı stratejik avantaj arasında bir mukayese, bir karşılaştırma yapmaya ve bir karar almaya zorlamış olabilir.

Nihayet, üçüncü ihtimal ise, yedi yıllık görüşme, müzakere ve tartışmalardan sonra, Amerika'nın her ne olursa olsun SALT-II'ye yürekten bağlanarak bunu tasdik edeceğine ve Afganistan'ın işgalinin Amerika'nın SALT-II konusundaki kararlılığını veya kararını değiştirmeyeceğine Sovyetlerin inanmış olmasıdır.

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi