Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
  SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ, 1945-1960
      Sosyalist Blokta Sarsıntılar
      20. Kongre
  » Üst Konu
20. Kongre
Çekoslovakya'da Pilsen Ayaklanması
Doğu Berlin Ayaklanması
Macar Milli Ayaklanması
Polonya'da Poznan Ayaklanması
Romanya Gelişmeleri
Sovyet Rusya'da İktidar Mücadelesi

 
20. Kongre

 


 Stalin'in ölümü Sovyet Rusya'nın tarihinde bir dönemi kapatıp yeni bir dönemi açmıştır. Stalin 1924'ten 1953'e kadar 29 yıl boyunca Sovyet Rusya'nın kaderine hakim olmuş ve gerek Sovyet dış politikasına, gerek Sovyet sistemine kendi damgasını vurmuştur. Bir halde ki, Marksizm ve Leninizm'den sonra bir de Stalinizm ortaya çıkmıştır. Stalinizm, esasında, Marksizm ve Leninizm gibi gerçek anlamda bir doktrin veya Marksizmin yeni bir yorumu olmaktan ziyade, komünizmin bir tatbik şekli olmuştur ki, bu şeklin temel unsurunu da Stalin'in kişisel diktatörlüğü teşkil etmiştir.

    Stalin'den sonrakilerin hiç biri kişisel diktatörlüklerini kurma yetenek ve gücüne sahip olmadıkları için, önce kollektif liderlik kavramını ortaya atmışlar, ondan sonra da iktidar mücadelesine girişmişlerdir. Bu mücadelede Kruşçev galip çıkmıştır. Fakat bir başkası da çıkabilirdi. Ne var ki, bu oldukça uzun süren iktidar mücadelesi, Stalin'in yakın çalışma arkadaşları ile, yine Stalin devrinin önde gelen isimlerinden pek çoğunu sahneden silmişti. Şimdi yeni liderin ve ekibinin kendisini kabul ettirme meselesi ortaya çıkıyordu. Halbuki bir "Stalin Putu" mevcut olduğu sürece, bu iş kolay olmazdı. O halde önce bu "Put"un yıkılması gerekirdi. İşte Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin 20 Kongresinin görevi bu oldu. "Put" yıkıldıktan sonra, Sovyet Rusya'nın iç ve dış politikasının tatbikatında da bir takım değişiklik yapmak kolaylaşmıştır.

    Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin kongreleri umumiyetle dört veya beş yılda bir yapılırdı. 19'uncu Kongre 1952 Ekiminde yapılmıştı. 20'inci Kongre ise 14-25 Şubat 1956 günlerinde yapıldı. Kongre'nin en mühim hadisesi, Kruşçev'in 25 Şubat 1956 günü bir gizli oturumda yaptığı konuşma olmuştur. Gizli oturuma sadece Parti delegeleri alınmış, yabancı komünist partilerinin temsilcileri alınmamıştır.

Kruşçev bu uzun konuşmasında Stalin'i yerden yere vurmuş, politikasını hatalarla dolu olarak göstermiştir. Stalin'in yaptığı işkenceleri, zulmü ve rakiplerini bertaraf etmek için nasıl adam öldürttüğünü uzun uzun anlatmıştır. Stalin idaresinin kötülüklerini ve ülkeye ve Parti'ye yaptığı zararları anlatmıştır. Stalin'in sadece kişisel diktatörlük kurmuş olduğunu ve bir "kişiye tapma" (Cult of the Individual, Personnality Cult) yarattığını söylemiştir.

    Kruşçev konuşmasında Stalin'in yaptıklarını anlatırken, delegeler zaman zaman Stalin aleyhine gösteriler yapmışlar ve tepkiler göstermişler ve konuşmanın sonunda da Kruşçev'i ayakta uzun uzun alkışlamışlardır. Bununla beraber, Stalin aleyhtarlığı kamu oyuna, basın ve yayın organları tarafından yavaş yavaş yayılmaya çalışılmıştır.

20'inci Kongre'nin getirdiği yeniliklerden biri de, milletlerarası münasebetlerde "Barış İçinde Birarada Yaşama" (Peaceful Co-existence -Coexistence Pacifique) prensibinin kabulüdür. Esasında bu prensip 20'inci Kongre'nin bir icadı değildir. Daha önce, 1954 Temmuzunda Hindiçini meselesi için Cenevre'de yapılan konferanstan dönen Çin Başbakanı Chou En lai, Yeni Delhi'de Hindistan Başbakanı Nehru ile görüşmelerde bulunmuş ve iki başbakan, iki ülke arasındaki münasebetlere Beş Prensip'in (Panch Shela) hakim olmasına karar vermişlerdir. Bu Beş Prensip şöyle idi: Birbirlerinin toprak bütünlüğü ve egemenliklerine karşılıklı saygı, Saldırmazlık, Birbirlerinin içişlerine karışmama, Eşitlik ve karşılıklı fayda ve barış içinde bir arada yaşama.  

    Barış içinde birarada yaşama politikası, Stalin'in sertlik politikasından milletlerarası politikada bir yumuşamaya doğru gidişin bir işaretini taşımaktaydı. Kruşçev'i böyle bir politikaya iten en mühim sebep, ekonomiktir. Sovyet Rusya'nın ekonomik kalkınması hızlandırma arzusudur. Zira devamlı bir savaş psikozu, çabaların ekonomik kalkınmaya yönelmesini önleyecekti. Halbuki Sovyet komünizmi ekonomik refahı gerçekleştirmedeki üstünlüğünü göstermek zorunda idi. Sovyet komünizminin ekonomik üstünlüğü gerçekleşecek olursa, bu diğer ülkelere de tesir edebilirdi. Dolayısiyle, barış politikasında Sovyet Rusya'nın menfaati vardı.

    1961 Ekimindeki 22'inci Kongre'de taktik ve stratejileri daha ayrıntılı bir şekilde geliştirilen ve daha muhtevafı hale getirilen Barış İçinde bir arada Yaşama politikası, ister istemez Marksizm-Leninizm'e ters düşmekteydi. Bir defa Doktrine göre, Kapitalizm ile Sosyalizmin birarada yaşaması mümkün değildi. Çünkü Sosyalizmin varlığı Kapitalizmi ortadan kaldırmak içindi. Kapitalizm var oldukça Sosyalizmin varlığı tehlikede idi.

    İkincisi, Marksiz-Leninizme göre, Kapitalizm var olduğu sürece savaşlar kaçınılmazdı. Barış, ancak kapitalizm ortadan kalktığı zaman mümkün olabilirdi.

    Şimdi Sovyet Rusya bu yeni politikası ile, Marksizm-Leninizm'in bu iki temel kavramından vaz mı geçiyordu? Şüphesiz ki hayır. Esasında bu politika, Kruşçev'in milletlerarası komünizm hareketi için benimsemiş olduğu bir takım yeni taktiklerdir başka bir şey değildi. 22'inci Kongre'de kabul edilen Parti Programında şöyle deniyordu:

    "Barış İçinde birarada yaşama, sosyalizm ile kapitalizm arasında... nıf mücadelesinin özel bir şeklini teşkil etmektedir." Kruşçev de Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin 21 Haziran 1963 günlü toplantısında yaptığı konuşmada, meseleye daha fazla açıklık getirmiş ve şöyle demiştir: "Farklı sosyal sistemlere sahip devletler arasındaki barış içinde birarada yaşama, milletlerarası plandaki sınıf mücadelesinin gevşetilmesi demek değildir. Sınıf mücadelesi devam ederken, ideoloji alanında barış içinde birarada yaşama imkansızdır. Kim ki ideolojik barış içinde birarada yaşamaya taraftar olur, o sosyalizme ihanet ediyor demektir, komünizme ihanet ediyor demektir."

    Daha ilerde göreceğimiz gibi, Sovyetlerin barış içinde bir arada yaşama politikası va bununla ilgili olarak Marksizm-Leninizme getirdikleri yeni yorumlar, Çin Komünist Partisi'nin sert tenkitlerine, hedef olacaktır.

    20'inci Kongre'nin getirdiği bir üçüncü yenilik de, sosyalizmi gerçekleştirmede farklı ve çeşitli yolların varlığının kabul edilmesidir. Bu görüş Yugoslavya ile ilgili olarak ortaya atılmıştır. Kruşçev, Yugoslavya'nın Kominform'dan çıkmasında da Stalin'in hatası olduğunu söylemiş ve bu vesile ile sosyalizme ulaşmada farklı yolların olabileceği kabul edilmiştir. Tabiat ile bu ideolojik değişiklikte, bir yandan Yugoslavya ile münasebetleri düzeltmek arzusunun, diğer yanda da bilhassa Batı sömürgelerindeki milliyetçi hareketlere ve diğer sosyalist hareketlere şirin görünme gayretinin rol oynadığından şüphe yoktur.

    Lakin Stalin Putu'nun devrilmesi, Stalin'in kötülenmesi ve sosyalizm için farklı yollar kavramları, diğer ülkelerden önce, Polonya ve Macaristan gibi uyduları harekete geçirdi. 20'inci Kongre'nin hemen arkasından Polonya ve Macaristan ayaklanmaları patlak verdi.

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi