Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
DÜNYA POLİTİKASINDA ORTA DOĞU 1960-1980
      ASYA GELİŞMELERİ
      Pakistan ve Hindistan
  » Üst Konu
Çin'in Vietnam'a Saldırısı
Hindistan ve Çin
II.Dünya Savaşından Sonra Asya
Pakistan ve Hindistan
Vietnam Savaşı
Vietnam Savaşından Sonra
Vietnam'ın Kampuchea'yı İşgali

 
Pakistan ve Hindistan

Pakistan ve Hindistan'ın kapladığı ve Asya alt-kıtası veya Hindistan alt-kıtası denen geniş topraklar 18'inci yüzyılın ortalarından beri İngiltere'nin sömürgesi idi. İngiltere burasını Yedi Yıl Savaşları (1756-1763) sonunda 1763 Paris barışı ile Fransa'dan almıştı. İngiltere Hindistan'ı tam bir sömürge şeklinde idare etmekle beraber, bilhassa 18'inci yüzyıldan itibaren yerli halk İngiliz idaresine karşı, zaman zaman çok çetin mücadeleler açtı.

I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere sadece Hintlilerden meydana gelen bir askeri kuvvet teşkil etti ve kuvveti bilhassa Orta Doğu'da kullandı. Bundan dolayı, İngiltere 1919'da, bazı eyaletlerdeki bir kısım yetkilerini halk tarafından seçilen yerlilere bıraktı. Fakat bu küçük taviz Hindistan halkını tatmin etmekten uzaktı. Kaldı ki şimdi bağımsızlık hareketi de genişlemişti. Bağımsızlık hareketinde Hinduların lideri Mahatma Gandhi ve Kongre Partisi, Müslümanların lideri ise Muhammed Ali Cinnah ve Müslüman Ligi idi. Bu liderlerin İngiliz idaresine karşı mücadeleleri uzun sürdü. İngiltere nihayet 1935 de, halk tarafından seçilmiş üyelerden meydana gelen eyalet meclisleri kurulmasını kabul etti ve 1937'de ilk seçimler yapıldı.

Bütün Asyadaki sömürgelerde olduğu gibi, II. Dünya Savaşında Hindistan halkının bir kısmı Japonya'yı destekledi ve hatta Hindistan Milli Ordusu adı ile bir kuvvet Japonlarla beraber savaştı. Bu durumu gören İngiltere 1942'de Hindistan üzerindeki kontrolunu daha da gevşeterek, hükümetin yerli halktan olması esasını getirdi. Sadece savunma ve dışişlerini kendi elinde tuttu. Aynı zamanda yaptığı bir açıklama ile de savaştan sonra Hindistana bağımsızlık vereceğini bildirdi.

Gerçekten savaştan sonra sözünü tuttu ve 1947 Ağustosunda Pakistan ve Hindistan adı ile iki bağımsız devlet ortaya çıktı. Müslümanlar Pakistan'ı meydana getirdikleri için, nüfus dağılışı dolayısıyla Pakistan iki topraktan meydana geliyordu. Biri, bugünkü Pakistan olup buna Batı Pakistan deniyordu. Diğeri ise, eski adı Doğu Bengal ve bugünkü adı ile Bangladeş olan Doğu Pakistan idi.

Pakistan ve Hindistan bağımsız oldukları gündenberi birbirleriyle geçinememişlerdir. Ve bir kaç defa da silahlı çatışmaya girmişlerdir. Bunların ilki de 1948'dedir. Sebebi ise, halkının çok büyük çoğunluğu Müslüman olan, asıl adı ile Jammu ve Keşmir veya kısa adı ile Keşmir'dir.

Pakistan'ın kuzeyinde bulunan Keşmir, bereketli topraklara sahip, buğday ve pirinç yetiştiren 82.000 mil kare kadar büyüklükte bir toprak parçasıdır. Kuzeyde Afganistan'a ve Çin'e, güney ve batısında Pakistan'a ve doğu ve güneyinde de Hindistan'a komşudur. Halkının büyük çoğunluğu Müslüman olmakla beraber, İngiltere 1846'da Keşmir'in idaresini bir Hintli Mihraceye vermişti, Hindistan ve Pakistan bağımsız olduklarında, yine bu Mihrace ailesinin idaresindeydi.

Bağımsızlığın ilanı üzerine, halkının Müslüman olması sebebiyle Pakistan burasını almak için asker sevkettiğinde, hem mihracenin hem de Hindistan kuvvetlerinin karşı koyması ile karşılaştı. Arkasından da 1947 Ekiminde mihrace Keşmir'i Hindistan'a ilhak ettiğini ilan etti. İşte bu hadise 1948 yılında Keşmir yüzünden Hindistan ile Pakistan arasında bir savaş çıkmasına sebep oldu. Birleşmiş Milletler araya girdi ve Keşmir'de plebisit yapılarak halkın oyuna başvurulması şartiyle, bir ateş-kes sağladı. Pakistan bu çatışmada Keşmir'in ancak küçük bir kısmını ele geçirebilmiş, büyük kısım Hindistan'da kalmıştı. Bu sebeple, Hindistan bugüne kadar elinde tuttuğu Keşmir topraklarında plebisite yanaşmamıştır. Fakat Keşmir meselesi de, Pakistan-Hindistan münasebetlerinde bir çıbanbaşı olarak devam edecektir. Türkiye ile Yunanistan arasındaki Kıbrıs meselesi gibi. Bu iki ülkenin takip ettikleri dış politikaları da, bunları birbirinden uzaklaştırdı. Hindistan başlangıçtan itibaren tarafsızlık veya bağlantısızlık veya bloksuzluk politikasına bağlandığı gibi, Kongre Partisinin sosyalist muhtevalı bir programa sahip olması Hindistan'ı Sovyet Rusya'ya yaklaştırmıştır. Ayrıca, bu yaklaşmada, Sovyet Rusya'dan duyulan çekingenlik ve bu süper devletle herhangi bir çatışmaya girme endişesi de, rol oynamıştır.

Buna mukabil Pakistan Batı yanlısı bir politika takip etmiş ve 1954 Şubatından itibaren Amerikadan askeri yardım almaya başlamıştır. Esasında bu askeri yardım, herhangi bir komünist tehlikesine karşı kuvvetlenmek için alınmakta idiyse de, o günden bugüne Hindistan Pakistan'ın en hafif bir şekilde silahlanmasını dahi tepki ve endişe ile karşılamıştır.

1955 Eylülünde Pakistan'ın Bağdat Paktına üye olmasiyle, Hindistan ile Pakistan'ın yolları iyice ayrılıyordu. Ayrıca, bu gelişmeden sonra Sovyetler, gerek Keşmir meselesinde, gerek Pakistan'la olan diğer çeşit anlaşmazlıklarda daima Hindistanı destekleyeceklerdir. 1955 de Kruşçev şöyle diyordu: "Keşmir meselesi zaten Keşmir halkı tarafından çözümlenmiştir. Keşmir halkı kendisini Hindistan Cumhuriyetinin ayrılmaz bir parçası olarak telakki ediyor... Sovyet hükümeti Keşmir meselesinde Hindistan'ın politikasını desteklemektedir".

Biraz aşağıda göreceğimiz gibi, 1959 Martında Çin'in Tibet'i işgal edip burasını kendi sınırları içine katması ve Dalai Lama'nın da Hindistan'a sığınması, Çin-Hind münasebetlerini bozarken ve ikisi arasında sınır çatışmalarına kadar giderken, Pakistan-Çin münasebetleri bir yakınlaşma gösterdi. Pakistan, Çin'de, Hindistan'a karşı bir denge unsuru gördü. Diğer taraftan, Amerika'nın bu sırada can düşmanı olan Çin'in Hindistan için bir tehlike haline gelmesi üzerine, Amerika Hindistan'ı destekledi. Bu ise, Pakistan'da Amerika hakkında bazı şüpheler uyandırdı. Onun içindir ki, 1962 Ekiminde Çin Hindistan'a saldırdığı zaman, Pakistan basını Çini desteklemiştir. Pakistan bununla da yetinmedi ve Pakistan'ın Gilgit eyaleti ile Çin'in Sinkiang eyaleti arasında bulunup iki ülke arasında anlaşmazlık konusu olan sınır, 1962 Aralık ayında kesin şekle kavuşturuldu. Bu konuda 28 Aralık 1962'de yayınlanan bildiride, taraflar bu anlaşmazlığı kısa sürede çözmekten ve bu çözüm için de barışçı yolları kullanmaktan duydukları memnuniyeti ifade ediyorlardı.

Pakistan, Çin-Hind savaşından ve bu savaşta Hindistan'ın yenilmesinden yararlanarak Keşmir meselesini de halletmek istedi. Bu amaçla 1962 Aralık ayı sonundan 1963 Mayıs ortalarına kadar, iki taraf arasında karşılıklı ziyaretler yapıldı. Fakat bu ziyaret ve müzakerelerden hiç bir netice çıkmadı.

Fakat, 1963 yılı Çin-Pakistan münasebetlerinin gelişmesi bakımından çok verimli oldu. O kadar ki, Çin Başbakanı Chou Enlai 1964 Şubatında Pakistanı ziyaret ettiğinde, ilk defa Keşmir meselesinde açık ve kesin olarak Pakistanı destekledi ve Keşmir'de plebisit yapılmasını istedi. Hindistan'ın buna cevabı ise, 1964 yılı Aralık ayında, Keşmir'i Hindistan'ın ayrılmaz bir parçası ilan etmek oldu.

Bu gelişmeler olurken, Keşmir'de de, bir Pakistan-Hindistan savaşının tohumlarını atan gelişmeler olmaya başlamıştı. 1963 Aralık ayından itibaren Keşmir'de Hindularla Müslümanlar arnsında çatışmalar başladı ve bu çatışmalar iki ülke kamu oylarını da harekete geçirdi. Giderek artan bu gerginlik içinde, Pakistan askerlerinin 5 Ağustos 1965 günü Keşmir'in Hindistan'ın elinde bulunan kısmına geçmeleri ile bir savaş başladı, Bu savaşın Pakistan lehine geliştiği söylenemez. Neyse ki, B. M. Güvenlik Konseyinin 23 Eylül tarihli ateşkes kararına tarafların uyması ile savaş durduruldu.

Tarafların ateş-kesi kabul etmesinde Çin'in almış olduğu sert tutum büyük rol oynamıştır. Pakistan bu savaşta güç duruma düşünce, Eylül başından itibaren Çin, Hindistan'ın yaptığını "çıplak bir saldırı", "Asyanın bu bölgesinde barışa vahim bir tehdit" olarak adlandırmış ve "Hindistan'ın komşularından birine yaptığı saldırı diğer komşularını da ilgilendirir" diyerek, böyle bir saldırının "zincirleme neticeler" doğurabileceğini söylemiştir.

Çin Hindistan üzerindeki baskısında daha ileriye gidecekti. Lakin, öyle görünür ki, Pakistan tarafından frenlendi. Çünkü, Çin'in Hindistan üzerindeki baskısı Amerika'yı telaşlandırdı ve Amerika Hindistan'ın yanında yer aldı. Bu da Pakistan'ın mutedil hareketine sebep oldu.

Bu savaş karşısında Sovyet Rusya'nın tutumu dikkati çekmektedir. Bu sırada Sovyet Rusya'da Brejnev-Kosigin ekibi henüz bir yıldır işbaşındadır ve Çin ile uzlaşma yollarını aramaktadır. Bu sebeple Sovyetler, Çin karşısında Hindistan'ı tam manasiyle destekliyemedikleri gibi, Çin tarafına da bir eğilim göstermeyip tarafsız bir tutum almaya çalıştılar. Mamafih bunda, bu savaş patlamadan önce Pakistan'ın da Sovyet Rusya ile münasebetlerini bir yumuşak zemine oturtma çabası da rol oynamıştır. Binnetice, Güvenlik Konseyinin 23 Eylül ateş-kes çağrısında Sovyetlerin büyük tesiri olmuştur. Bu ateş-kes çağrısının bir diğer hususiyeti de, Güvenlik Konseyinin bu kararının, Sovyet Rusya gibi Amerika tarafından da desteklenmiş olmasıdır. Ne var ki, Sovyetlerin bu tutumu Çin liderlerini daha da sinirlendirmiştir. Çünkü Sovyetlerin bu tarafsızlık tutumu, neticede Hindistan tarafına bir eğilim ve ağırlık vermekteydi. Amerika ile Sovyetleri bir işbirliği içine sokmaktaydı. Çin'i sinirlendiren bu olmuştu.

Sovyetlerin "tarafsızlık" tutumu bu kadarla da kalmadı. Sovyetler Birliği Başbakanı Kosigin'in aracılık çabaları üzerine, Pakistan Devlet Başkanı Eyüp Han ile Hindistan Başbakanı Lal Bahadur Shastri, Özbekistan Sovyet Cumhuriyetinin başkenti Taşkent'de 4 Ocak 1966'da biraraya geldiler. Keşmir konusunda, 10 Ocak 1966'da Taşkent Deklarasyonu denen belgeyi imzalayıp yayınladılar. 9 Maddelik bu anlaşmaya göre, her iki taraf da, kuvvetlerini, çatışmaların başladığı 5 Ağustos 1965 tarihinden önceki mevzilere çekecekler ve anlaşmazlıklarını kuvvet yoluyla değil, barışçı vasıtalarla çözeceklerdi. İki ülkenin münasebetleri, birbirlerinin içişlerine karışmama esasına dayanarak ve her iki hükümet birbirlerinin aleyhine propagandaya girişmeyeceklerdi. Nihayet, iki ülke arasında, ekonomik ve ticari ve kültürel münasebetlerin geliştirilmesine çalışılacaktı.

Taşkent Deklarasyonunun bir mühim tarafı da, Deklarasyonun sonunda Pakistan ve Hindistan'ın, bu anlaşmayı gerçekleştirmesinden dolayı Sovyet hükümetine ve Başbakan Kosigin'e teşekkürlerini ifade etmeleriydi ki, tabiatiyle bu Çin için pek hoşa gidecek bir şey değildi.

1965 Pakistan-Hindistan savaşı, Pakistan'ın, eski adı ile Bağdat Paktı olan Merkezi Antlaşma Teşkilatı ile olan münasebetlerine bir burukluk getirdi. Türkiye ve İran müttefikleri olan Pakistanı bu savaşta destekleyeceklerini daha 10 Eylülde açıklamakla beraber, Pakistan'ın Türkiye'den istediği 24 savaş uçağını Türkiye, bunların NATO amaçları için kullanılabileceği gerekçesi ile veremedi. Daha 15 ay önce, Başkan Johnson'ın Türkiye Başbakanına gönderdiği mektupta, Amerikan yardımından verilen silahların ancak savunma amacı ile kullanılabileceğini, Kıbrıs'taki bir Türk askeri harekatı için kullanılamıyacağını bildirdiğini de burada hatırlatalım.

Mamafih, Türkiye 5 milyon dolar değerinde diğer çeşit askeri malzeme ve silahı Pakistana gönderdi.

Pakistan-Hindistan münasebetlerindeki sükunet ancak beş yıl kadar devam etti. 1971'de yeni bir çatışma ve savaş içine girdiler. Bu seferki savaşın sebebi ise, Doğu Pakistan'ın ayaklanarak Bangladeş adı ile bağımsızlığını alması ve Hindistan'ın da bu işe karışmasıdır.

Başkenti Dacca olan Doğu Pakistan, halkı Müslüman olmakla beraber, tarihi gelişim ve kültür itibariyle de Batı Pakistan'dan farklı idi. Bağımsızlıktan sonra Batı'nın Doğu'yu idare etmesi neticesi, Doğu Pakistanlılarda, kendilerinin Batı Pakistan tarafından ekonomik bakımdan sömürüldüğü kanaatı yerleşmişti. Yine aynı inanca göre, Batı Pakistan, Doğu Pakistan'ın ekonomik kalkınmasına da yeteri kadar ehemmiyet vermiyordu.

1970 sonlarında Pakistan'da yeni bir anayasa meselesi ortaya çıktı. Yeni anayasa meselesi, ayrılıkçı hareketin öncülüğünü yapan Şeyh Mucibur Rahman liderliğindeki Awami Partisi için bir fırsat oldu. Mucibür Rahman, yeni Anayasada, Doğu Pakistan için bağımsızlığa kadar varabilecek geniş hak ve yetkiler istedi. Tabiatiyle buna Batı Pakistan razı olmadı ve onun üzerine halk ayaklandı. Awami Partisi, 23 Mart 1971'de Bangladeş adı ile Doğu Pakistan'ın bağımsızlığını ilan etti. Fakat kurulan Bangladeş hükümeti Nisan ortalarında Pakistan askeri birliklerince dağıtıldı. Bunun üzerine Awami mensupları, Bangladeş Kurtuluş Ordusu adı ile bir kuvvet teşkil edip Pakistan'a karşı savaşa başladı. Yani, Doğu Pakistan'da bir iç savaş başlamıştı.

Bu iç savaş Hindistan ile Pakistan'ı tekrar karşı karşıya getirdi. Bununla da kalmadı diğer devletleri de işin içine soktu. Zira, iç savaş üzerine yüzbinlerce Bangladeşli'nin ülkelerinden kaçıp Hindistana sığınmaları üzerine, Hindistan yanıbaşında meydana gelen ve kendisinin başına iş açan bu gelişmelere karşı kayıtsız kalamıyacağını bildirdi. Sonradan görüldü ki, Hindistan Bangladeş'lilere asker ve malzeme yardımında bulunmuştur.

Hindistan'ı Sovyet Rusya da destekledi ve Pakistan'ın meseleye barışçı bir çözüm bulmasını istedi. Her ikisine de Pakistan'ın verdiği cevap ise, meselenin tamamen kendisinin bir iç işi olduğu idi.

Sovyet Rusya Hindistan'ın arkasında yer alınca, Çin de Pakistan'ın yanında yer aldı. O kadar ki, Çin Nisan ayında yaptığı açıklamada, Hindistan Pakistan'a saldıracak olursa, Pakistan'a her türlü yardımı yapacağını bildirdi. Çin'den sonra Amerika da Pakistan'ı destekledi. Bu sırada Amerika ile Çin'in münasebetleri bir düzelme ve yumuşama içine girmişti. Tam bugünlerdedir ki, Amerikan masa tenisi takımının Çin'e davet edildiğini hatırlatalım.

İç savaş Kasım ayından itibaren, Hindistan ile Pakistan arasında sınır çatışmalarına dönüşmeye başladı. Fakat 3 Aralık 1971 günü Pakistan uçaklarının Batı Hindistan'daki bazı havaalanlarını bombardıman etmesi üzerine, Hind-Pakistan çatışması açık savaş haline geldi ve Hindistan ordusu Doğu Pakistana girmeye başladı. Doğu Pakistan'daki Pakistan kuvvetleri Hind kuvvetleri karşısında fazla dayanamadı ve teslim oldu.

Pakistan birliklerinin Hindistan kuvvetlerine teslim olduğu 15 Aralık 1971 günü de Bangladeş Devleti'nin kuruluşu resmen ilan edildi. Hindistan Başbakanı Bayan Gandhi de 17-19 Mart 1972 günlerinde Dacca'yı ziyaret etti ve Hindistan ile Bangladeş arasında bir dostluk ve işbirliği antlaşması imzalandı. Bu suretle Hindistan Bangladeş'i kanadının altına alıyordu.

Bangladeş'in kuruluşu Hindistan için büyük bir avantajdı. Zira Doğu Pakistan mevcutken, Hindistan doğudan ve batıdan iki Pakistan arasında sıkışmış vaziyetteydi. Her iki tarafta da Hindistan için bir güvenlik meselesi söz konusu idi. Şimdi ise doğudan yönelen baskı kalktığı gibi, Hindistan doğuyu da kontrolu altına almış olmaktaydı.

Yeni kurulan Bangladeş devletini Amerika, Sovyetler Birliği ve Çin hemen tanıdılar. Yalnız şunu da belirtelim ki, Pakistan-Hindistan savaşı üzerine Amerika Hindistana yapmakta olduğu yardımı kesmiştir.

Pakistan ise Bangladeş'i 1974 Şubatında Lahore'da yapılan İslam Zirve Konferansı sırasında İslam ülkelerinin ısrarı üzerine tanımış ve Bangladeş de İslam Konferansına davet edilmiştir.

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi