Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
Lübnan İç Savaşı 1975-1976

 
Lübnan İç Savaşı 1975-1976

Bu iç savaş Lübnan'ın son otuz yıllık tarihinde beşinci iç savaş olmuştur. Bu iç savaşların sonuncusu 1955'de meydana gelmişti. Lübnan'ın bu kadar sık bir şekilde iç karışıklıklara ve iç savaşlara maruz kalmasının arkasında, ülke halkının farklı dinlere ve bu dinler içinde de farklı mezheplere bölünmüş olması ile, bu din ve mezhep ayrılıklarının siyasi düşünce gruplaşmalarına dönüşmüş olması yatmaktadır. Bu dini ve siyasi bölünmüşlüğe, bir de, 1970'de Ürdün'de bir vatan ele geçirmek isteyip de başarı sağlayamayan ve gözlerinı Lübnan'a çeviren ve kendi içinde de bir çok siyasi gruplaşmalara ayrılmış olan Filistinlileri de ekleyecek olursak, Lübnanın yürekler acısı manzarası kolaylıkla ortaya çıkar. Hemen belirtelim ki, 1975 Nisanında Lübnan'da çatışmalar başladığı zaman, ülkede, kendi içindeki bölünmüşlüğü ile 300.000 Filistinli mülteci ve 5-7 bin Filistin gerillası bulunmaktaydı. Kaldı ki, Filistinlilerin dışında, Lübnan'da her din veya mezhep grubu ile siyasi grubun da kendisine mahsus Milis teşkilatı, yani, askeri kuvveti vardı. Bu ise, Lübnan'da, en küçük bir anlaşmazlığın bir silahlı çatışmaya ve bir iç savaşa dönüşmesini kolaylaştıran çok mühim bir faktör olmuştur.

Lübnan'da 1975-76 iç savaşı çıktığında, mevcut olan siyasi gruplaşmalar genel hatları ile şöyledir:

Sol Gruplar: Bunların en kuvvetlisi Kemal Canbulat'ın ilerici Sosyalist Partisi'dir ki, esas itibariyle Güney Lübnan'daki Dürzi'lere dayanmakta olup, yine Güney Lübnan'da 3.000 kişilik bir milis kuvveti vardı. Bunun dışındaki sol gruplar ise şöyle sıralanmakta idi:

1) Nasırcı sosyalistler.

2) Suriyeci ve Irakcı olmak üzere ikiye ayrılan Baas'cılar.

3) Suriye milliyetçilerinin desteklediği Suriye Halkçı Partisi.

4) Marksist-Leninist'ler ki, buna Lübnan Komünist Partisi ile Lübnan Komünist Hareketi dahildi.

Sol grupların içinde Hıristiyanlar olmakla beraber, bunlar temelde Müslümanlara dayanmakta idi.

Mutedil Müslüman Gruplar: Bunlar genellikle Sunni Müslüman gruplarıdır. Raşid Kerami'nin Arap Kurtuluş Partisi, Saib Salam'ın Reformun Öncüleri, Kemal Esad'ın Şİİ'lerden meydana gelen Sosyal Demokratik Partisi, Suriye taraftarı Alevi Gençlik Teşkilatı bu gruba dahil bulunmaktaydı.

Muhafazakar Hıristiyan Gruplar: Bu grupta iki büyük siyasi parti söz konusu idi. Bunlardan biri, Pierre Cemayel'in Falanjist partisi olup 10.000 kişilik bir milis kuvvetine sahipti. İkincisi ise, eski cumhurbaşkanlarından Camille Chamoun'un Milli Liberal Partisi idi ve 2.000 kişilik bir milis kuvveti vardı.

Dördüncü grup siyasi kuruluşlar ise, daha önce Ürdün İç Savaşı dolayısiyle belirttiğimiz ve sayıları 10'u bulan çeşitli teşkilatlardı.

Bütün bu dini ve siyasi bölünmeler ve bu bölünmelerin askeri kuvvetini teşkil eden milis kuvvetleri karşısında da, Lübnan Ordusu'nun kuvvetinin de ancak 15.000 kadar olduğunu ve ayrıca bu ordu içine de siyasi ve dini bölünmelerin girdiğini de belirtelim. Bu ordu, bir dış savunma kuvveti olmaktan ziyade, iç güvenlik için eğitilmişti. Başkomutanı genellikle Maruni, subaylar çoğunlukla hıristiyan ve askerlerin çoğunluğu da Şii idi.

Bağımsızlığın başlangıcından itibaren, Lübnan'ın devlet ve siyasi yapısı da, bu dini ve siyasi bölünmelere göre düzenlenmişti. Fransız sömürgeciliğinden kalan bu siyasi sisteme göre, o zamanlar halkın çoğunluğunu teşkit eden Hıristiyanlar Milli Meclis ve hükümette de çoğunluğu ellerinde tutuyorlardı. Cumhurbaşkanlığı, Hıristiyanların en geniş bölümünü teşkil eden katolik Maruni'lere veriliyordu. Başbakanlık daima Sunni Müslümanların ve Meclis Başkanlığı da Şii'lerin idi. Memuriyetler de keza, bu din ve mezhep genişliğine göre dağıtılmaktaydı.

Hıristiyanların bu siyasi yapı içindeki imtiyazlı durumları, onlara toplumda ekonomik ve sosyal üstünlük ve güç de kazandırmıştı. Müslümanların durumu ise iyi değildi. Bundan dolayı huzursuzdular. Halbuki zamanla Müslümanlar çoğunluk olmuşlardı. Fakat siyasi sistem değişmemişti.

Müslüman kitlesi de üç esas mezhebe ayrılmıştı. Sunni'ler, Şii'ler ve Dürzi'ler. Daha önce de belirttiğimiz gibi, sol fikirler esas itibariyle Müslüman gruplar içinde yayılmıştı.

Lübnan iç savaşı, 1975 yılının Şubat ve Mart aylarında Hıristiyan-Müslüman çatışması ile başladı. Hükümetin balık avı imtiyazını bir Hıristiyan şirketine vermesi üzerine, Sidon şehrinde, halkın çoğunluğunu teşkil eden Müslümanlar hükümet ve Hıristiyanlar aleyhine gösterilere başladılar. Bir süre sonra, Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında, bir çok kişinin öldüğü ve yaralandığı, bir hafta süren çatışmalar oldu. Bu çatışmalarda Filistinliler Müslümanlara silah temin etmiştir. Bir haftalık çatışmaların sonunda iki taraf arasında bir ateş-kes sağlandı.

Fakat Nisan ortalarında çatışmalar daha da şiddetlendi ve bu sefer Beyrut'a sıçradı. 13 Nisan günü Beyrut'un kenar mahallelerinde bir otobüs dolusu Filistinliler, Cemayel'in Falanjistlerinin saldırısına uğradı ve bütün Filistinliler öldürüldü. Bunun üzerine Beyrut'ta bir hafta süren kanlı çarpışmalar oldu. Bu sefer her iki taraf da ağır silahlar kullanmıştı. Bu çarpışmalara paralel olarak Sidon ve Trablus'ta (Tripoli) genel grevler başladı.

Beyrut'ta sağlanan ateş-kese rağmen, Hıristiyan-Müslüman çatışmalarının arkası kesilmedi. Çarpışmalar ülkenin diğer yerlerine de yayıldı. O kadar ki, Nisan-Temmuz arasındaki dönemde vukubulan çarpışmalarda 2.300 kişi ölmüş ve 16.000 kişi yaralanmıştır Temmuz ayından itibaren çarpışmalar şekil değiştirmeye başladı. Her iki taraf da, stratejik üstünlük sağlamak amacı ile Beyrut'un mahallelerini işgale başladılar. Beyrut'taki bu bölünme, ülkenin diğer yerlerine de yayıldı. Her iki taraf da, ülkenin stratejik bölgelerini kendi kontroluna almak için harekete geçti. Ülkede başlayan bu bölünme ve iç savaş, yabancı işadamlarının ve zengin Lübnanlıların ülkeden kaçmalarına sebep oldu. Yabancı bankalar ve şirketler, Orta Doğu'nun en büyük ticaret ve bankacılık merkezi olan Beyrut'ta çekilmeye başladılar. Yerli halk ise, çarpışmalardan canını kurtarabilmek için dağlara sığındılar. Aynı zamanda Orta Doğu'nun eğlence merkezi de olan Beyrut ve yine Orta Doğu'nun İsviçresi denen Lübnan, artık yavaş yavaş sönüyordu.

Mayıs ayının ortalarında Cumhurbaşkanı Süleyman Franjiye, bir milli birlik kabinesi kurması için Raşit Kerami'yi başbakanlığa getirdi. Kerami, bütün din gruplarının temsilcilerini içine alan bir kabine teşkil etti ve gerçekten Müslümanlarla Hıristiyanları uzlaştırmak için çaba harcadı. Fakat muvaffak olamadı. Müslümanlar Anayasa'nın değiştirilerek kendilerine Hıristiyanlarla eşit haklar verilmesini istediler. Hıristiyanlar ise, anayasa değişikliği yapılmadan önce, Müslümanların silahlarını teslim etmelerini istediler. Buna da Müslümanlar yanaşmadı. Bunun üzerine, yukarda da belirttiğimiz gibi, Temmuzdan itibaren çarpışmalar daha da şiddetlendi. Çarpışmaların genişlemesi ise, Filistinlileri aktif hale getirdi. Bir halde ki, çarpışmalar nerdeyse Hıristiyanlarla Filistinlilerin mücadelesine dönüştü. Şimdi Hıristiyanlarla Filistinliler karşı karşıya geliyordu.

Aralık ayında Falanjist kuvvetleri Beyrut'un doğu ve kuzey mahallelerinde bulunan Filistin kamplarına saldırmaya başladılar. Bunun üzerine Filistinliler de Beyrut'un kuzeyindeki Hıristiyan köylerine saldırdılar.

Nihayet Suriye'nin müdahalesi ve aracılık yapması ile, Hıristiyanlar Müslümanların isteklerini kabul ederek, iki taraf arasında, 21 Ocak 1976'da bir uzlaşma ve anlaşma meydana geldi. Buna göre Milli Mecliste Müslümanlarla Hıristiyanlar eşit sayıda temsil edilecek, memuriyetlerde din esasına göre kota sistemi kaldırılacak, cumhurbaşkanı yine Marunilerden olmakla beraber, Başbakanı Cumhurbaşkanı değil, Milli Meclis seçecekti. Bu anlaşma gereğince Elias Sarkis 1976 Mayısında Cumhurbaşkanlığına seçildi.

Bu anlaşmaya rağmen Lübnan iç savaşı durmadı. Bu sefer Hıristiyanlarla Filistinliler arasında anlaşmazlık çıktı. Şöyle ki: Diğer Arap devletlerinin baskısı sonucu, Lübnan hükümeti ile Filistin gerillaları arasında 1969'da ve 1973'de iki anlaşma yapılmıştı. Bu anlaşmalara göre, Filistinliler kendi kamplarının dışında da faaliyette bulunabilecekler, İsrail'e bitişik olan Güney Lübnan'a serbestçe girebilecekler, kendi kamplarını dış saldırılara, yani İsrail saldırılarına karşı savunabilmek için havan topları, ağır makinalı tüfekler ve uçaklara karşı füzelere sahip olabileceklerdi. Şimdi Hıristiyanlar Filistinlilerin ülkeden çıkmasını veya bu haklarının kaldırılmasını istediler.

Durum bu safhada iken, ülkenin üçte ikisini kontrolları altında tutan solcu Müslümanların ve Filistin gerillalarının kışkırtması ile Lübnan ordusunda, Ahmed el-Katib adında bir Müslüman subayın liderliğinde ayaklanma çıktı. Mart ayında meydana gelen bu ayaklanmada, çoğunluğu teşkil eden Müslüman askerler, hemen hemen üçte ikisi Hıristiyan olan subayları atıp, yerlerine Müslüman subaylar getirdiler. Bu hadiseden sonra artık bir Lübnan Ordusu kalmamıştı.

Hıristiyanlarla Filistinliler arasındaki çarpışmalara gelince: Bu çarpışmalar bütün yaz ayları boyunca devam etti. Bunların en şiddetlisi Haziranda, Beyrut'ta Hıristiyan kesiminde bulunan Tal al-Za'tar mülteci kampına Maruni kuvvetlerinin saldırması ile başladı. Tal al-Za'tar uzun süre dayandıktan sonra Temmuz ortalarında düştü. Bu hadise Filistinlileri, çarpışmaları durdurmaya yöneltti.

Bütün bu çarpışmalar olurken ve bilhassa 1976 yılı içinde, Suriye her seferinde bir kısım kuvvetini Lübnan'a sokarak, tarafların arasına girmeye ve ateş-kes sağlamaya çalışmıştı. Bundaki bir maksadı da, Filistin gerillalarını ve Filistin Kurtuluş Teşkilatını kendi kontrolu altına almaktı. Bundan dolayı, Suriye'nin Lübnan'a asker sokması, Mısır ve Irak gibi Arap ülkeleri tarafından tepki ile karşılandı. Mamafih, Suudi Arabistan ve Kuveyt'in aracılığı ile, 1976 Ekiminde Riyad'da yapılan Arap zirvesinde, Lübnan'da sayıları 30.000'e çıkmış bulunan Suriye kuvvetlerinin Arap Barış Gücü adı ile görev yapması kararlaştırıldı. Yani bu kuvvetler, Suriye'yi değil, bütün Arap ülkelerini temsil etmiş oluyordu. Ayrıca Lübnan'daki Filistinlilerin de 1969 ve 1973 anlaşmalarına uymaları prensibi kabul edildi. Lübnanın iç düzenini bozmayacaklardı. Arap ülkeleri Arap Barış Gücü'nün masraflarını üzerlerine aldıkları gibi, Lübnan'ın tamiri ve kalkınması için de bir fon kabul ettiler.

Lübnan iç savaşı burada bitti, ama Lübnan'ın çilesi burada bitmedi. Bir defa, Elias Sarkis'in bütün çabalarına rağmen ülkenin birlik ve bütünlüğünü sağlamak mümkün olmadı. Çünkü, bu tarihten sonra Filistin Kurtuluş Teşkilatı ülkenin tek hakimi gibi oldu. 30.000 kişilik Arap Barış Gücü, adındaki Arap kelimesine rağmen, gerçekte Suriye işgal kuvvetleri idi. Bir yanda Filistinliler ve Müslümanlarile, öte yanda Hıristiyanlar arasındaki anlaşmazlık ve mücadele de ortadan kalkmadığına göre, bu şartlarda ülkenin birleştirilmesi elbetteki mümkün olamazdı.

Lübnan iç savaşının bundan da daha mühim neticesi, ülkeyi İsrail'in karşısına çıkarmasıdır. Zira, bu tarihten sonra, Filistin gerillaları, Suriye kuvvetlerinln de himayesinde, İsrail topraklarına karşı saldırılarını iyice arttıracaklardır. Bir halde ki, Güney Lübnan tamamen Filistin gerillalarının kontrolu altına girecektir. Filistinlilerin saldırılarına da İsrail, her zaman yaptığı gibi, misliyle karşılık verecek ve bundan da Lübnan zarar görecektir. Keza bu mücadele sadece gerillalar ile İsrail arasında değil, zaman zaman da, hava muharebeleri şeklinde İsrail ile Suriye arasında ve Lübnan havalarında cereyan edecektir.

Filistin gerillaları ile İsrail arasındaki mücadele, altı yıl sürdükten sonra, nihayet, 6 Haziran 1982 günü İsrail Güney Lübnan'ı işgal ederek Beyrut'a girecektir. İsrail'in Lübnan operasyonu, Lübnan'ın Filistin gerillalarından temizlenmesini sağlayacak ise de, bu sefer Lübnan'ın güney yarısı ve başkentini İsrail'in işgali altına sokacaktır.

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi