banner bilim
 
Ana Sayfa « E-tarih.org    
   
Osmanlılarda Bilim
  Bilim Adamları
      Erzurumlu İbrahim Hakkı
      Evrim Kuramı ve İbrahim Hakkı
  » Üst Konu
Amerika Kıtasının Bulunuşu ve İbrahim Hakkı
Evrim Kuramı ve İbrahim Hakkı

 
Evrim Kuramı ve İbrahim Hakkı
Evrim kuramı, bilim ile teolojninin doğrudan çatıştığı bir alana ilişkin. Onunun bilimsel ayrıntısıyla ilgili olmayanlar için işin özü, maymun-insan ikilemi üzerine kuruludur. Oysa evrim kuramı çok daha derin ve kapsamlıdır. Üç milyar yıldan bu yana neler olup bittiğinin büyük bir açıklamasıdır.

Evrim kuramı nedir?Evrenin ve onun çok çok küçük bir üyesi olan Dünya’nın ve onun üzerinde yaşayanların çok değişik zamanlarda değişik biçimlerde bugünkü aşamaya geldikleri düşüncesidir. Güneş Sistemi nasıl oluştu? Karalar ve denizler nasıl oluştu? Bitkiler ve hayvanlar nasıl oluştu? İnsanlar nasıl oluştu?

Diyelim, 5 bin, 10 bin yıl, 100 bin yıl, 5 milyon yıl önce “bizimkiler” nemenem “varlıklardı”? Bugünkü Ali, Özge, Öykü, Cem... gibi miydi?Yoksa maymuna mı benziyordu?

Umarım siz de aynı tepkiyi gösteriyor olmalısınız: “Bak kardeşim! Sen kendini maymundun gelmiş kabul edebelirsin; ama ben maymundan gelmedim. Onun için içim rahat.”

Bunu söyleyen zat, kendisini anasının karnına leyleklerin getirdiğine de inanır görünen bir zatttır. Sözü uzatmayacağım.

İbrahim Hakkı’nın Marifetname adlı eseri-eski harflerle- 10 defa basılmıştır. Kitabın eski harflerle ilk baskısı 1835’te Bulak’ta, 7. baskısı ise 1914’te İstanbul’da yapılmıştır. Marifetname yeni harflerle ise 1961-1987 yılları arasında 20 kere basılmıştır. 1970 yılında yapılan Türkçe alfabeyle yapılan baskısında evrimle ilgili bölümler metinden çıkarılmıştır.

Erzurumlu İbrahim Hakkı eserini 1757 yılında tamamladı. Marifetname, ilk kez 1825’te Kahire’de yayımlandı. Bu görüşlerin incelenmesi yazarın zihniyet yapısı hakında fikir verdiği gibi,Osmanlı entellektüel hayatındaki değişmenin anlaşılması bakımından da bize özgün ipuçları sunmaktadır.

.Marifetname, birbiriyle ilgisi olmayan, birbirine ters düşen düşünce ve inanç şekilleri ile dolu olduğu gibi, kaynakları belirtilmeyen uzun nakil ve iktibaslar da ihtiva etmektedir. Bunlar arasındaki ifade birliği yazarın “Ey Aziz” diye başlayan hoş üslubu ile sağlanmakta ise de eserin dikkat çeken özelliği, müellifin aynı konu hakıknda, eserin değişik yerlerinde çelişkili bilgiler vermesidir. Ancak işin en tuhaf yönü, aynı konu hakkında müellifin farklı bahislerdeki değerlendirmelerinin de birbirine tamamen zıt olmasıdır. Bu da bize zihniyette bir nevi ikilem bulunduğunu veya yazarın buna mecbur kaldığını düşündürmektedir.

Marifetname bir önsöz, üç fen ve bir sonsöz olarak düenlenmiştir.Önsözün “İslam Astronomisi” başlığı altındaki kısmında (s. 2-22), önce alemin yaratlış düzeni ile ilgili ayetler verilmiş, alemdeki varlıkların yaratılışları hakkındaki kozmolojik bilgiler, adları verilmeyen tefsir ve hadis(s:168) kitaplarından aktarılmıştır. Önsözden maksat, insani varlıkların yaratılış hikmetleri üzerinde düşündürüp ona Allahın büyüklüğü ve gücünü öğretmektir.

Eserin birinci fenninde (s.24-158) cevherler, arazlar ve unsurlardan bahsedilmekte, astronomi bilimi için gerekli olan aritmetik ve geometri bilgileri verilmektedir. Alemin küre şeklinde olduğu ispat edilirken, gezegenler hakkında da ayrıntılı bilgi sunulmaktadır. Bitkiler, hayvanlar, cansızlar, dört unsur, enlem-boylam daireleri, yedi iklim gibi konular işlenmektedir. Birinci fennin sonlarında “yeni astronomi” bilimi ele alınmaktadır. Birinci fenden maksat, Allah’ın eşsiz yaratıcı kudretini gösteren Dünya’nın sırlarını öğretmek, “alemin insanın kabuğu, insanın da alemin özü olduğunu” bildirmek ve Allah’tan başka her ne varsa onlardan sıyrılmanın yollarını buldurarak insanın kendi kendisine gelmesini sağlamaktır. Birinci fende öğretilenler fizik, astronomi, geometri, aritmetik ve astroloji alimlerinin eserlerinden alınmış akli (hakimane) bilgilerdir.

İkinci fen (s:158-257), anatomi ve psikoloji hakkındadır. Bu fenden maksat, alemdeki varlıkların benzerlerinin insanda da bulunduğunu öğretmek, insanın da küçük bir alem olduğunu bildirmektir. Yazar bu fenni vücutların aynası diye tanıtır.

Üçüncü fen (s:257-528) itikat ve imanı düzeltip Allah’ı bilmek üzerinedir. Kişinin “marifettullah mertebesi”ne erişmesinin yollarını anlatır. Yazar bu fenne, kalblerin aynası adını verir.

Sonsöz (528-559) dostlarla, yakınlarla ve komşular ile görüşmenin yolları hakkında olup maksat insanı eşin dostun sevdiği bir kişi haline getirmektir. Sonsözü takip eden sayfalarda (s:559-561) ise yazar ibadet ve taatleri insana kolaylaştıran “tevhid”i konu alır.(s:169)

İbrahim Hakkı ’nın evren (kainat) anlayışı, eserin farklı yerlerinde kozmografya ve astronomi bilimleri açısından farklı iki manzara göstermektedir. Bu farklı manzaralara örnek olarak Ay ve Güneş tutulmaları ve zelzelelerin oluşumu konusunda kitabın değişik yerlerinde verilen çeşitli bilgileri aktarmak isitiyoruz.

Güneş ve Ay’ın doğudan batıya hareketi ve kıyamet alameti olarak kabul edilen tutulmalar için şu bilgiler verilmiştir(s:13-14):
“.. Hak Teala dünya göğü altında ve ona bitişik bir su denizi yaratmıştır... Sonra hak Teala, anılan deniz içinde Güneş için elmas cevherinden ç yüz altmış kulplu bir araba yaratıp her kulpu tutmak için de bir melek tayin etmiştir.Ta ki Güneş’i arabasıyla o denizde doğudan batıya çekip getireler. Hak Teala Ay için dahi üç yüz kulplu sarı yakuttan bir araba yaratıp Ay’ı onun üzerine koymuştur. Her iki kulpu tutmak için bir melek tayin etmiştir. Ta ki Ay’ı arabasıyla o deniz icinde doğudan baıya getireler... Hak Teala Güneş ve Ay tutulması için belirli vakitler tayin etmiştir ki yeryüzünde bulunan kulları Güneş ve Ay’ın değişimini görüp uyanıp kendisine yalvarıp yöneleler.. Tutulma vakti geldiğinde nurlu Güneş arabasından düşüp göğe doğru denizin derinliğine gider. Eğer bütünüyle düşerse tam Güneş tutulması vaki olup yıldızları örten ışığı kalmayıp en büyükleri (s:170) görünür. Eğer yarısı denize düşerse o miktarı tutulur... tutulma vakti geldiğinde güzel Ay da böyle arabasından denizin derinliğine ya tam ya eksik düşüp düşüşü miktarı tutulma hasıl olur.”

Diğer taraftan yazar, kitabın başka bir yerinde yukarıda Ay ve Güneş tutulması icin verdiği hurafeye dayalı açıklamalırın aksine, Gazali’nin Tehafüt el- Felasife ’sinden olduğu gib aktardığı ilmi bir izah sunmaktadır:

“... Ay tutulması, Yerküresinin Güneş ile Ay arasında olmasıyla Ay’ın ışığının kaybolmasından ibarettir. Güneş tutulması ise yer ile Güneşin arasında Ay’ın bulunmasıdır.” Bu ilmi ifadeden sonra,İbrahim Hakkı konuya vakıf bir şekilde önceki mantık ve bilim dışı açıklamalarıyla ters düşen fikirlerini ileri sürer: “ Bu gibi şeylerin din meselelerinden olduğunu sanan kimse dine zarar vermiş olur. Çünkü anlatılan hususların meydana geldiğini aritmetik ve geometri delleri gösterir. Bunları bilen kimseye, ‘bu şeriata aykırır’ dense o kimse bildiğinden değil şeriatten şüphelenir. Akla uygun olmayan bir tarzda şeriate yardım etmek isteyen kişinin zararı, akla uygun bir şekilde şeriate hücum eden kişinin zararından çoktur. Nitekim, ‘Akıllı düşman, cahil dosttan hayırlıdır”.

Çelişkili ifadeler zelzeleler bahsinde de mevcuttur. Bilim dışı ilk açıklamaya (s:16) göre, hak Teala büyük bir meleği zelzeleye tayin etmiş ve dağların damarlaranı onun emrine vermiştir. Hak Teala bir yerin halkını günahlardan alıkoyup sakındırmak istediğinde o melek Hakk’ın emri ile o yerin damarını hareket ettir. O yerin halkı o zelzeleden uyanıp Hak Teala’ya yönelene kadar bu böyle devam eder.

İkinci açıklama (s:120-121) tamamen ilmi karakterdedir: “.. Yerin içinde oluşup sıkışan buhar öyle bir mertebe yoğun olsa ki Yer katlarından geçip çıkmak mümkün olsa (E. İhsanoğlu, s:171) yahut Yer kalın ve sert olup buharın çıkmasına mani olsa, o buhar başka bir yere çıkmak için Yer’i sertçe yarıp yırtıp ittiğinde o yer hareket eyler ki Yer’in zelzelesi odur”.(3.Cilt s: 65’te bu açıklama var).

Marifetname’de yeni astronomi kavramları birinci fennin 144-151. sayfalarında tanıtılmaktadır. İbrahim Hakkı bu kısımda yeni astronominin beminsenme sürecini ve kainatın yapısının din ile ilişkisini ele almaktadır.

Burada, önce Güneş merkezli teoriye rağbet eden alimlerin bu görüşe destek vermek için çabaladıkça saf gönüllü olan halkın onları kınamak için taş attıklarını, fakat zamanla gelişen rasat aletleriyle daha iyi gözlemlerin yapılması neticesinde yeni astromoninin revaç bulduğu anlatılır. Ayrıca yazar, kainatın merkezinin Yer veya Güneş olduğuna inanmanın din ile ilgisi olmadığını belirtir. Esas olan, kainatın yüce yaratıcının eseri olduğuna inanmaktır. Kainatın şekilinin şu veya bu şekilde olduğuna inanılması dini meselerden değildir. Bu kısımda, merkezdeki Güneş etrafında yörüngelerde hareket eden gezeggenler, bunların yörünge zamanları ve uydumlarıyla ilgili aktarılan bilgiler tamamen ilmi karakter taşırlar.

İbrahim Hakkı, doğrudan doğruya riyazi ilimler ve astronomi ile uğraşan, meslekten yetişme bir alim olmadığı halde tercihini Güneş merkezli sistemden yana kullanır. Bunu yaparken de “... bu küre şekilli olup harete daha elverişli olan küçük kütleli Yer’in büyük Güneş’in etrafında senede bir kere dönmesi, çok daha kolay ve işin gereğine uygun, akla daha yakındır” şeklinde bilgi kaynağı olan Müteferrika’nın aksine ihtiyatlı davranmaya gerek görmeden, kendisinden öncekilerden daha cesur ve açık bir ifade kullanmıştır.

Öte yandan, eserin “İslam astronomisi” başlıklı kısmında kainatın yapısının din ile ilişkisini bilim dışı ve hurafelere dayanan açıklamalara göre ele alan İbrahim Hakkı (s:172) şöyle demektedir: “buraya gelinceye kadar yazılanların hepsi din meselelerindendir, bu anlatılanların hepsine şüphe etmeden inanmak hepimiz için gereklidir, çünkü bunlar din meselelerinin ana esaslarıdır ve akli delillerle kıyas etmek (mantığa vurmak) doğru olmaz. Çünkü beşer aklı bunları idrak etmekten noksan ve acizdir... Kuran ayetleri ve Peygamber hadisleri uyarınca alemin şekilini burada bu kadar açıklamakla yetinilmiştir.” Bu ifadede öncekinden tümüyle farklı bir zihniyet yapısı ortaya çıkar. Bu da brahim Hakkı’nın en büyük çelişkisidir.

Tefsir ve hadis ehlinin (müfessir,muhhaddis) sözleri olduğu belirtilen ve “İslam Astronomisi” bölümünde yer alan bilgilerin,İslam dinin iki teme kaynağı olan Kur’an-ı kerim ve sahih hadisler ile ilgisi olmadığı gibi İslam medeniyetinin altın çağında, bilim ve gözleme dayalı olarak gelişen “İslam Astronomisi” ile de herhangi bir ilgisi yoktur. Bunlar daha çok efsane ile karışık, lirik bir üslup içerisinde metaforik ifadeler ile süslü, din ve bilim ile hiç ilgisi olmayan cahil halk kitlelerinin zevkine hitap eden açıklamalardır. Bu ifadelerin konusun hadislere dayanılarak öne sürüldüğü anlaşılmaktadır.

İbrahim Hakkı’nın yukarıda anlatılan görüşleri el-Suyuti’nin “İslam Astronomisi” hakkında yazdığı ve gelecek nesiller tarafından bir referans kabul edilen kitabında bu konu hakkında bilim dışı literatüre dayanmaktadır(s:173)
 
El-Suyuti (öl: 1505)’nin el-Hey’et el-Seniyye fi’l-Heyet el-Sünniye adlı eseri,1654 yılında İbrahim b. Abdurrahman el-Karamani el-Amidi (1654 yılında) tarafından bazı eklemelrle Risale fi’l Hey’e ‘ala tarik-i Ehl el-Sünnet ve’l-Cemaat adı altındoa yeniden düzenlenmiştir. Nazmizade Hüseyin Murtaza b. Ali el-Bağdadi (öl: 1722), Karamani’nin eserini daha sonra Türkçe’ye çevirmiştir.

İbrahim Hakkı, marfifetnamesinin değişik kısımlarında kainat anlayışını,Ay ve Güneş tutulması, zelzelelerin oluşumu gibi tabiat olaylarını açıklarken farklı kaynaklar kullanmaktadır. Bu kaynaklar başlıca üç kategoride toplayabiliriz:

1.Dini kaynaklar (Kur’anı kerim ayetleri, hadisleri,Gazali’nin Tehafüt el-Felasifesi gibi meşhur dini referans kitapları)

2.Katip Çelebi’nin Müteferrika’nın yeni eklemelerini ihtiva eden Cihannümas’sı gibi ilmi eserler

3. Efsane ve hurafelere dayanan halk inançları (Suyuti’nin esasen astronomiden rivayete dayanan kitabı gibi eserler). Bu kaynakların incelenmesinden İbrahim Hakkı’nın iki ayrı zümreye hitabettiği anlaşılmaktadır. Birincisi, “avam-ı nas”dediği fazla kültüre sahip olmayan geniş halk kitlesidir. Bunu da yaparken, belirli devirlerde İslam literatürüne girip, gerileme devirlerinde revaçta bulunan İsrailiyet ve efsaneleri “Ey Aziz” diye başlayan kendisine has üslubu ile kullanmakta (s:174) beis görmemiştir. İkinci muhatap zümre ise belirli kültür seviyesinin üstünde olan “aydın kesim” (havass-ı nas) dir denilebilir. Bu iki zümrenin yanı sıra, İbrahim Hakkı, dar fikirli olan ve kendisinin halk arasındaki nüfuz ve şöhretini kıskanan bazı resmi ulema karşısında da ihtiyatlı olmak zorunda idi. Ancak işin en şaşırtıcı tarafı, yazarın bu zıt görüşleri aynı eserin içinde yanyana bulundurması, ikisini de aynı hararetle sunması ve çelişkili iki zihniyet arasında bir tercih yapmamasıdır.

İbrahim Hakkı’nın eserinde, yukarıda belirtilen çelişkili fikirleri ifade etmesinin sebeplerini anlamaya çalışırken, onun hayatındaki bazı hadiseleri kısaca gözden geçirmek gerekir.İbrahim Hakkı, birkaç yıldır üzerinde çalışmakta olduğu Marifetname’sini 1757 Ağustos ortalarında tamamlamıştır. Anlaşıldığına göre Marifetname daha yazıldığı sırada ünlenmeye başlamıştı. Söylentiye göre, Erzurum Müftüsü olan Kadızade Muhammed Arif b. Muhammed el-Erzurumi (öl: 1759-1760),geniş bir halk topluluğu tarafından sevilen, sayılan ve kendisini hicveden İbrahim Hakkıyı kıskanmaktaydı ve ona karşı cephe aldı. Doğruluğu ispatlanmamış bir söylentiye göre,müftü bazı dar görüşlü mollalardan bir meclis toplayarak İbrahim Hakkı’yı sorguya çağırmış ve “Molla! Sen bir supara yazarmışsın, yerden gökten dem vururmuşsun,şer-i şerife uymayan şeyler karalarmışsın!... Nice olur?” diye sorguya başlamış. Bu söylentiyi aktaran Mesih İbrahimhakkıoğlu’nun belirttiğine göre,İbrahim Hakkı, müftü ve yandaşlarına Marefetname’yi gösterip kitabın hangi kısmının şeriate aykırı olduğunu sorunca, mollar kitapta şeriate ters düşen bir yer bulamamışlar ve hepsi pişman olmuşlar. İbrahim Hakkı’nın torunlarından olan Mesih İbrahimhakkıoğlu, babası veya (s: 175) ağabeyinden duyduğu bu hadiseyi gerçekliğine herkesin inandığı bir söylenti olarak aktarmaktadır.

Mehmet Nusret Efendi ,Tarihçe-i Erzurum adlı kitabında Kadızade Mehmed’in biyografisini verir; İbrahim Hakk’ının, tasavvufa yakınlığı olan ulemaya mutaassıp bir şekilde karşı çıkan müftünün, makbul olmayan ahlakını ve fiziki özelliklerin hicveden bir beyit yazdığını anlatır.

Marifetname’deki çelişkili ifadelerin sebebi, kısmen yukarıda anlatılan olay ile açaklanabilir.İbrahim Hakkı, Müftü Kadızade’nin kendisini soruya çekmeyi planladığını önceden haber aldığı için eserin başına “İslam astronomisi” kısmını ilave etmiş olabilir. Marifetname’nin planı ve içeriği,”İslam astronomisi” kısmının müftü ve yandaşlarının kendisine cephe almaması için yazar tarafından sonradan eklendiğini göstermektedir. Gerçekten de, eserin bu kısmındaki bilimdışı açıklamaların aksine,İbrahim Hakkı eserin geri kalan kısmında tabiat olaylarını tamamen ilmi bir şekilde açıklamaktadır.

M. İbrahimhakkıoğlu’nun kitabından anlaşıldığına göre, bazı insanlar İbrahim Hakkı’nın fikir ve davranışlarını yanlış anlamışlar ve çevresinden gördüğü itibarı kıskanmışlardır. Bu yüzden onun şeriate ve inanca karşı fikirler ileri sürmekle itham ederek cahil halk kitleleri nezdinde şöhretini lekelemek istemişlerdir. Bu sebeple,İbrahim Hakkı’nın ölümünden üç sene önce 1777’de yazdığı Urvet el-İslam ve Hey’et el- İslam adlı her iki eseri de kendi kitabı olan Marifetname’nin yanı sıra hadis ve tefsir kitaplarına dayanmaktadır. Açıkça görülüyor ki, amacı kendisini mesnetsiz ithamlardan korumaktı. Kitabın başlığından anlaşıldığı üzere (s:176),İbrahim Hakkı’nın bilim dışı fikirlere ve efsanelere dayanarak yazdığı Hey’et el-İslam adlı kitabı “İslam astronomisi” hakkındadır. Eserin önsözünde İbrahim hakkı,”Filozofların astronomiye ait söz ve eserlerini okumanın inancı bozacağından ve din işlerine gevşeklik vereceğinden bunları bıraktım” demektedir.

Şimdi İbrahim Hakkı’nın Marifetname’sindeki fikirlerinden geri dönüşünü anlamamıza ipuçları teşkil eden aşağıdaki mektupları inceleyelim: İbrahim Hakkı, kuzeni Yusuf Nesim Efendi’ye yaszdığı 23 Mayıs 1777 tarihli bir mektubunda, oğlu Ahmedülhayr’a şiirlerini gönülden okumasını fakat beyitlerini halk arasında “lisana almamasını” vasiyet etmektedir. İbrahim Hakkı’nın hangi beyitleri kastettiği konusunda maalesef bir delil bulunmamakla beraber, muhtemelen tasavvufa dair beyitler olduğunu tahmin edebilirz. İbrahim Hakkı oğluna, doğru yoldan ayrılmamak için Urvet el-İslam ’da yazılanlara göre davranmasını tavsiye eder.

Bu konuda M. İbrahimhakkıoğlu başka bir olay daha aktarıyor. İbrahim Hakkı’nın tasavvufi eserlerini okuyan Derviş Halil adlı bir öğrencisi, Hasankalesi’nde hocasının bir sır kitabı yazdığı söylentisini yaymıştı. Açıkça görülüyor ki bazı kimseler İbrahim Hakkı’nın İslam inancını bozan bazı gizli fikirleri olduğundan şüphelenerek kuzeni Yusuf Nesim’i rahatsız etmişlerdi. İbrahim Hakkı,islam tarihinde birçok bilginin mesnetsiz olarak dini inançlara aykırı düşüncelerle itham edildiğini biliyordu.

İbrahim Hakkı, kendisini bu çeşit haksız ithamlardan korumak için kuzeni Yusuf Nesim’e Urvet el-İslam adlı kitabıyla birlikte gizli bir mektup yollar. Bu mektubu İbrahim Hakkı, oğlu İsmail Fehim’e yazdırmıştır. Bu mektupta İbrahim Hakkı, Yusuf Nesim’e şöyle öğüt vermektedir: (s: 177) “Benim oğlum,geçen sene yazmıştın ki: “Efendi bir sır kitabı telif etmiş deyi bana sıklet edirler” sana sıklet edenlere şimdi bu Urvet el-İslam kitabını bu kaime ile değil öbür mektupla gösterip diyesin ki: “İşte, Efendimizin marifetnameden sonda tasnifi budur”. Mektubu dahi okuyup diyesin ki “Bu kezzap (yalancı) Halil gibi müfsitler kendilerine paye için Efendimize iftira eylemişlerdir.”. Hasankalesi’ne gidende bu kitabı merkum mektupla götürüp gösteresin ve tembih edesin ki : ‘Şer-i şerife muhalif Efendimizin bir sözü ve bir işi yoktur. Her ne ki, şer-i şerife muhalif nesne ile Efendimizi lisana getirip naseza işler Efendimize nisbet ederler.tanrı kendilerini rüsvay edecektir. Anınçin bu güna Efendimize iftira ederler.’

İbrahim Hakkı’nın sözlerinin sonunda,imzası ve mührü mektubun ele geçirilebileceği korkusu ile oyulup çıkarılmıştır. Mektubun geri kalan yerinde İsmail Fehim, Yusuf Nesim’e hitaben şöyle yazmıştır: “Efendimiz bu mertebe beyitlerden iba (reddetme) ve i’raz (yüz çevirme) etmiştir ki, İnsaniye gibi kitabı ateşe atmışken fakir yetişip ocaktan alıp sakladım. Efendimizin cevabı budur ki “Beni seven beyitlerimi nesyen mensiyyen (tamamen) unutup bu Urvet-ül-İslam’a yapışıp bunu okur ve bunu yazar. Zira asıl Kuran ve hadistir .Gayri sözleri unutmuşumdur.”

İbrahim Hakkı’nın hayatı,yaşadığı zaman ve eserleri hakkında daha geniş bilgi ve belgeler elde edelip çalışmalar yapılana kadar,yukarıdaki açıklama teşebbüsümüz Marifetname’deki çelişkili kısımları ve İbrahim Hakkı’nın Marifetname’deki ilmi görüşlerinden daha sonra yazdığı eserlerdeki dönüşümü aydınlatabilir. Ayrıca eknid el yazısı nüshanın sonraki kopyaları ve basılan nüsha ile mukayesesi de birtakım yeni ipuçları sunabilir ve yeni değerlendirmeleri vesile olabilir. Diğer taraftan Marifetname’nin 1835-1914 yılları arasında 10 kere basılması, geniş bir halk kitlesine bir yüz yıl boyunca hitap eden popüler bir kitap olması, Güneş merkezli sistemin Osmanlı astronomları ve bilim adamlarından oluşan çevrenin dışına yayılmasını ve tanınmasını sağlamıştır denilebilir.

ZicTercümeleri

17. yy’da Fransız astronomu Noel Durret’in zicinin Zigetvarlı tezkireci köse İbrahim tarafınan yapılan tercümesinden sonra,18. yy’ın ikinic yarısında yineiki zic tercümesyle karşılaşıyoruz. Bunlardan her ikisi de 18. yy’da İstanbul’da yetişen astronomlardan Halife-zade İsmali Efendi tarafından yapılmıştır. Çınari İsmail Efendi olarak da tanınan bu astronomun, astronomi sahasında telif ve tercüme birçok eseri bulunmaktadır.