Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
  YENİ YAPILANMAYA DOĞRU
      Sovyetler Birliği'nin Dağılması: Yeni Dünya
      Stalin'den Gorbaçov'a
  » Üst Konu
Glasnost ve Perestroyka
Sovyet-Amerikan Silahlanma Yarışı
Sovyetler Birliği'nin Dağılması: Gorbaçov'dan Yeltsin'e
Stalin'den Gorbaçov'a
Uyduluk'tan Bağımsızlığa: Avrupa'da 1989 İhtilalleri

 
Stalin'den Gorbaçov'a

Stalin 5 Mart 1953 de öldükten sonra, Nikita Kruşçev, oldukça uzun bir mücadelenin sonunda, 1957 de tek başına Sovyet ikdidarının sahibi olmayı başarmıştı. Kruşçev döneminde Doğu-Batı münasebetleri, denebilir ki, Stalin zamanındakilerden çok daha sert ve tehlikeli gerginler içine girmiştir. Kuruşçev'in, 1958'den başlayan Mao ile kavgası, 1964 Ekiminde, bir "saray darbesi" ile iktidardan düşürülmesine sebep oldu. Yerine, 18 yıl iktidarda kalacak olan, Leonid Brejnev geçti. Brejnev döneminin en önemli olayı ise, Doğu yahut Sovyet Bloku'nun içerden sarsılmasına sebep olan ve 1 Ağustos 1975 de 35 ülkenin imzaladığı Helsinki Nihai Senedi veya Helsinki Deklarasyonu'dur. Sovyetler Birliğinin dağılmasının itici gücü, Gorbaçov'un ortaya attığı glasnost ve perestroyka olmuş iken, Sovyet veya Sosyalist Blok'un temellerini sarsan da bu Helsinki Nihai Senedi olmuştur. Doğu-Batı münasebetlerine bir yumuşama ve bir yakınlık getirmek isteyen bu belgenin yürürlüğe girmesinden sonra, Doğu Avrupa'daki bütün Sovyet uydusu sosyalist ülkelerde, aydınlar ve milliyetçiler arasında, insan hakları ve hürriyet hareketleri başlamış ve bu hareketler zamanla Moskova'nın hegemonyasına karşı bir mücadeleye dönüşmüştür. Şüphesi bunlar, bir patlama değil, yavaş yavaş gelişen hareketler olmuştur.

Brejnev 1982 Kasımında öldü. Yerine hem hasta ve hem de yaşlı, Yuri Andropov geçti. Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin bu yeni Genel Sekreteri, 1956 Macar ayaklanmasında Sovyetlerin Budapeşte Büyükelçisiydi ve İmre Nagy'ın tuzağa düşürülüp tutuklanmasında önemli bir rol oynamıştı. Yalnız şu var ki, Andropov, parti yönetiminde gençlere ağırlık verilmesi taraftarıydı. Bundan dolayıdır ki, Parti üst kademesindeki gençlerden Mikhail Gorbaçov'a, özellikle dış politikada önemli görevler vererek, bir bakıma kendisinin veliahdı yapmak istemişti. Lakin Andropov, 15 ay "saltanat" sürdükten sonra, Şubat 1984 de öldü. Fakat Andropov'un yerine 53 yaşındaki Gorbaçov değil, yaşlı ve hasta, Konstantin Çernenko geçti.

Çernenko, görevini ancak 13 ay sürdürebildi. 10 Mart 1985 günü öldü. Özellikle Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin 50 yaşın altındaki gençlerin etkisiyle, Genel Sekreterliğe Mikhail Gorbaçov getirildi. Şurası bir gerçektir ki, Gorbaçov iktidara geldiğinde, Batı'da hiç kimse, bu olayın, Sovyetler Birliği tarihinin bir dönüm noktası olacağını ve Sovyetler Birliği'nin, Komünist Partisi'nin bu genç, yetenekli ve dinamik Genel Sekreteri zamanında ve onun politikası sonucu dağılıp gideceğini aklına bile getirmedi. Bu sırada Amerika'da, bir takım "akl-ı evveller", Sovyetler Birliği'ni, Orta Asya'dan ve "İslam" faktörü ile yıkma hesap ve tartışmaları yapmaktaydı. Halbuki, Sovyetler Birliği, Doğudan değil Batıdan, Orta Asya'dan değil, Doğu Avrupa'dan yıkıldı.

Şunu hemen belirtelim ki, Gorbaçov'un kendisini Komünist Partisi'ne kabul ettirmesi de kolay olmadı. Gorbaçov, Parti içinde kendi iktidarını pekiştirmek için, iki istikamette hareket etti. Birincisi, her fırsatta, "eski tüfekleri" sahneden çıkarmaya çalıştı. İkincisi de, Parti'nin temel organlarındaki kadroları kendi görüşlerine yatkın kişilerle takviye etmek için çaba harcadı. Bu mücadele 1988 yılı sonlarına kadar sürdü.

Gorbaçov'un Parti'ye egemen olması kolay olmamıştır. Onun için Parti kadroları üzerinde, kendi görüşlerine göre manipülasyonlar yaparken, yine de Komünist Partisi ve özellikle Merkez Komitesi'nden bir hayır beklememiş olmalı ki, iktidarını başka unsurlar üzerine dayandırma yoluna gitti.

Komünist Partisi'nin, 1941 yılından beri toplanmayan ve halkın temsilcilerinden meydana gelen bir "Parti Konferansı" vardı. Gorbaçov seçim yaptırarak, Haziran-Temmuz 1988 de Parti Konferansı'nın toplanmasını sağladı. Bu Konferans'ın en önemli özelliği, konuşma ve eleştirilerin, gayet serbest ve açık olarak yapılmasıydı. Konferans'ta Gorbaçov'un "çok adaylı" seçim sistemini savunması ilginçtir. Gorbaçov, iktidarını, Komünist Partisi'ne değil, halka dayandırmak istiyordu.

Halk Kongresi, bir danışma organı niteliğinde olmakla beraber, anayasa değişikliği ile ilgili kararlar da aldı. Bunlardan biri de, Komünist Partisi'nin "devlet" üzerindeki "vesayeti"nin kaldırılması, yani Parti ile Hükümet işlerinin birbirinden ayrılmasıydı. Ayrıca, Gorbaçov'un bir çok yetkileri de genişletildi. Sovyetler Birliği'nin parlamentosu niteliğindeki Yüksek Sovyet, Aralık 1988'deki toplantısında bu kararları, yani Gorbaçov'un yetkilerinin genişletilmesini aynen onayladığı gibi Gorbaçov aynı zamanda Devlet Başkanlığı'na da getirildi.

Yüksek Sovyet, yine Halk Kongresi kararlarına uygun olarak, Anayasa değişiklikleri içinde, 1500'ü halk tarafından ve 750'si kamu kuruluşları tarafından seçilecek 2.250 üyeli bir Halk Temsilcileri Kongresi kurulmasını da kabul etti. Bu kongre ilk toplantısını Mayıs-Haziran 1989 da yaptı. Bu suretle Sovyet sistemine, doğrudan halkı temsil eden yeni bir organ dahil olmaktaydı.

Yüksek Sovyet, 1990 Şubatında, Gorbaçov'u, "Executive President" yapan, yani Amerika'daki gibi "Başkanlık Sistemi"ni getiren bir karar aldı.

Fakat, 1990 Şubatındaki gelişmeler bu kadarla da kalmadı. Bir defa, 4 Şubat 1990 günü Moskova'da, 200.000 kişinin katıldığı yürüyüş ve gösteriler yapıldı. Gösterilerde Komünist Partisi'nin ülke yönetimindeki tekeline son verilmesi ve Partide radikal reformlar yapılması istenmekteydi. Tarihçi, Yuri Afanasyev, bu gösteriler için, Çarlığa son veren 1917 Şubat ihtilalinden esinlenerek, "1990'ın barışçı Şubat ihtilali" diyordu.

Bu gösteriler Komünist Partisi Merkez Komitesi'ne hemen yansıdı. Gösterilerin ertesi günü Komite'de alınan kararlarla, Komünist Partisi'nin ülke yönetiminin tek gücü olmasını öngören Anayasa maddesinin kaldırılması ve "Sovyetler Birliği Komünist Partisi halk için vardır ve halka hizmet etmektedir" hükmünün Anayasaya girmesi kabul edildi.

Bütün bu gelişmelerle Gorbaçov, iktidarını iyice pekiştirmekle beraber, Parti ve devlet sisteminde yapılan bu değişikliklerle de, Sovyetler Birliği'nde bir ihtilal ve inkılap yaptığı da bir gerçekti. Gorbaçov, Stalin'in bıraktığı "Marksist" ve "Komünist" sistemi, ne Karl Marx ve Engels'in, ne Lenin'in ve hele Stalin'in hiç düşünmedikleri bir yere getirmişti. Gorbaçov, Marx'ın uydurma "proletarya diktatoryası"ndan, Sovyet komünizmini, "halkın demokrasisi"ne getirdi. Bu, Stalin ve haleflerinin, yine uydurma "halk demokrasisi"de değildi.

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi