Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
DÜNYA POLİTİKASINDA ORTA DOĞU 1960-1980
  Yemen İç Savaşı
  » Üst Konu
1967 Arap-İsrail Savaşı
1973 Arap-İsrail Savaşı
1973 Petrol Krizi
Camp David Anlaşmaları ve İsrail-Mısır Barışı 1978-1979
Güney Yemen
Irak-İran Savaşı
İran'da Şah'ın Devrilmesi: Yeni Rejim
Lübnan İç Savaşı 1975-1976
Sovyet Rusya'nın Afganistan'ı İşgali
Ürdün İç Savaşı
Yemen İç Savaşı

 
Yemen İç Savaşı

  1960-1980 arasındaki milletlerarası politika gelişmelerini bir takım ana bölümlere ayırmak gerekirse, şu söylenebilir: Bu gelişmeler üç temel konu etrafında toplanabilir. Bunlar, Doğu Batı münasebetleri ve buna bağlı olarak silahsızlanma ve Detant, Vietnam Savaşı ve bunun doğurduğu güney-doğu Asya gelişmeleri ve nihayet, Orta Doğu gelişmeleridir. 

  Bunlardan ilk ikisinde şu anda bir durgunluk mevcut olup, bu iki konu bir bakıma "stabilize" olmuş, yani bir hareketsizlik dönemine girmiştir denebilir. Fakat, üçüncü konuyu teşkil eden Orta Doğu gelişmeleri ise, devamlı bir hareketlilik ve bir dinamizm içinde, günümüz milletlerarası politika gelişmelerinin gündeminin başında yer almaya devam etmektedir.   Şimdi, Orta Doğu'nun son yirmi yıllık gelişmelerine bir göz atalım.

   Yemen iç savaşı, 1962'de başlamış olup 1970'lerin sonuna kadar devam etmiş olan, gayet karmaşık bir gelişmeler zinciridir. Aynı zamanda, Orta Doğuyu bölünmelere, gerginliklere ve çatışmalara  sevketmiş bir hadisedir başlamıştır. İmam Yahya, Yemenin kuzeyindeki Şii mezhebine mensup Zaidi'lerdendi ve hükümdarlığında da hep Zaidi'lere dayanmıştır. Halbuki Güney Yemen halkı Sünni Müslümanlardan Şafi'lerdi ve bunlar İmam Yahya'ya daima karşı gelmişlerdir. Aralarında geçimsizlik vardı. Bunun neticesi olarak, 1948 Ağustosunda çıkan bir ayaklanmada İmam Yahya öldürüldü ve yerine İmam Ahmed geçti. İmam Ahmed Suudi Arabistan'ın da yardımı ile ayaklanmayı bir kaç hafta içinde ve çok kanlı bir şekilde bastırdı, Zaidi'ler sadece başkent San'a da 3000 kişiyi öldürdüler. Bununla beraber, İmam Ahmed'e de yönelen suikastların ve darbe teşebbüslerinin arkası kesilmemiştir. 1955 Nisanında ve 1959 Mayısında başarısız darbe teşebbüslerinden sonra, 1961 Martında da bir suikaste maruz kalmıştır. 

  Yemen'de monarşiye karşı hareketlerin ortaya çıkmasında, 1952 Temmuzunda Mısır'da monarşinin askerler tarafından devrilmesi büyük rol oynamış görülüyor. Zira monarşiye karşı olan aydınların büyük çoğunluğu bu tarihten sonra Kahire'de toplanarak Hür Yemenliler hareketini başlatmışlardır. Yine büyük bir kitle de güneyde Aden'de Halk Sosyalist Partisi'ni kurmuşlardır. 1958 Temmuzunda Irak'da da monarşi devrilip General Kasım'ın komünist eğilimli idaresi başlayınca, bir kısım Yemenliler de Bağdat'a gitmişler ve orada teşkilatlanmaya çalışmışlardır.

  İmam Ahmed 19 Eylül 1962'de öldü ve yerine oğullarından Muhammed el-Bedr tahta geçti. 38 yaşındaki yeni İmam, 20 Eylülde radyodan halka yaptığı konuşmasında, esaslı reformlar yapacağını ve Yemen'in fodal hayatını çağdaşlaştıracağını ilan etti. Fakat el-Bedr bu söylediklerini yapamadan bir hafta sonra, 27 Eylül 1962'de Albay Abdullah Sallal liderliğindeki bir askeri darbe ile düşürüldü. Fakat Muhammed el-Bedr saraydan ve San'adan kaçmaya muvaffak oldu. İşin garip tarafı Muhammed el-Bedr hükümdar olur olmaz, Sallal'ı Genelkurmay başkanlığına getirmişti. 

  Darbe başarılı olur olmaz, beş kişilik bir ihtilal konseyi kuruldu ve hem bu Konsey'in başkanlığına, hem Başbakanlığa ve hem de Yemen Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığına Sallal getirildi. 

  Konsey, yeni rejimin amaçlarını şu şekilde açıkladı: Monarşinin sona erdirilmesi ve sosyal adalete dayanan bir cumhuriyet rejiminin kurulması, kabile anlaşmazlıklarının giderilmesi, halkın kendi kendini idare edecek şekilde teşkilatlandırılması, ordunun modernleştirilmesi ve ülkede kapitalizmin yerleştirilmesi, fakat tekellerin önlenmesi. 

  Yapılan açıklamalara göre, dış politikada da, Arap milliyetçiliği ve Arap ülkeleri ile dayanışmaya ehemmiyet verilecek, Arap Ligi güçlendirilecek, Birleşmiş Milletler Antlaşması desteklenecek ve Yemen'in bağımsızlığını tanıyan bütün ülkelerle dostluk münasebetleri geliştirilecekti. 

  Sallal darbesi ile 28 Eylül 1962'den itibaren Yemen'de Cumhuriyet ilan edilmekle beraber, bu Cumhuriyeti yürütmek kolay olmadı. Zira darbe sırasında kaçmış olan İmam el-Bedr, onbeş gün sonra Yemen'in kuzeyindeki dağlık bölgelerde ortaya çıktı ve etrafına topladığı kuvvetlerle Sallal rejimine karşı mücadeleye başladı. Kralcılarla Cumhuriyetçiler arasındaki Yemen iç savaşı bu şekilde başlamış oluyordu. 

  Yemen'deki darbe ve arkasından gelen iç savaş Arap dünyasını ikiye böldü. Yeni cumhuriyeti ilk tanıyan Mısır ve Başkan Nasır oldu. Irak, Suriye, Lübnan, Sudan, Tunus ve Cezayir yeni rejimi tanıdılar. Suudi Arabistan, Ürdün ve Fas, yani üç monarşi, yeni Yemen rejimini tanımadılar. Tabiatiyle hem Suudi Arabistan'ın ve hem de Ürdün'ün bir diğer endişesi ise, komşu ülkede başgösteren bu gelişmelerin kendi ülkelerine de bulaşması ve sıçraması ihtimali idi. Bu sebeple, bu iki ülke, Sallal rejimini tanımadıkları gibi derhal İmam Bedr'e yardıma başladılar. Esasen bu sırada Cidde'de İmam taraftarları bir "sürgünde hükümet"de kurmuşlardı. 

  Başkan Nasır ise, Sallal'ı desteklemek üzere, 4 Ekimden itibaren Yemen'e Mısır askeri göndermeye başladı. Yemen iç savaşı uzadıkça, Nasır da, Amerika'nın Vietnam bataklığına girmesi gibi, Yemen bataklığı içine gömülmeye başlayacaktır. 1967 Haziranında Arap-İsrail savaşı patlak verdiği ve Mısır, İsrail saldırısına uğradığı zaman, Mısır'ın Yemen'de 70-80 bin kadar askeri bulunuyordu. Nasır'dan sonra Başkanlığa gelen Enver Sedat da Yemen'deki askeri harekata katılan Mısır komutanlarındandı. 

  Sallal rejimini destekleyen büyük devletlerin başında da Sovyet Rusya geliyordu. Yemen Cumhuriyet hükümeti, 27 Aralık 1962'de Sovyet Rusya ile iki tane ekonomik yardım anlaşması imzalamıştır.Buna karşılık Amerika tarafsız kalmış ve hatta bir ara Kralcılarla Cumhuriyetçiler arasında aracılık teklifinde dahi bulunmuştur. Başkan Kennedy'nin 1962 Kasımında yaptığı, Mısır kuvvetlerinin Yemen'den kademeli olarak çekilmesi ve buna karşılık da Suudi Arabistan'ın yardımlarını Kralcılardan çekmesi teklifi, Sallal tarafından kabul edildi ise de, Kralcılar tarafından reddedildi.

  Arap ülkelerinin Yemen iç savaşı karşısında bölünmeleri, bunların birbirleriyle olan münasebetlerini de gerginleştirdi. Ürdün'ün Suudi Arabistan'ın ue Kralcı'ların yanında yer alması, Mısır'ın Ürdün üzerindeki hücum ve baskılarını arttırdı. Ayrıca, Mısır uçakları da zaman zaman Suudi toprakları üzerinde uçmaya başlamıştı. Bu sebeple, 4 Kasım 1962'de Ürdün ile Suudi Arabistan arasında bir askeri ittifak imzalandı. 

  Mısır, Ürdün-Suudi ittifakını cevapsız bırakmadı ve 10 Kasım 1962'de, Başkan Sallal ile Mısır Başkanlık Konseyi üyesi General Enver Sedat arasında bir Yemen-Mısır Ortak Savunma Paktı imzalandı. Bu Paktın imzasından sonra Yemen'in Suudi Arabistana karşı tutumu sertleşti. Sallal 13 Kasımda verdiği bir demeçte, Arabistan yarımadasındaki sınırların, koloniyalizmin yarattığı sun'i sınırlar olduğunu söyledi ve "güzel topraklarımızı Suudi'lerden kurtaracağız" dedi. Sallal, daha içerde durumunu sağlamlaştırmadan Suudi Arabistan topraklarına göz koymuştu. Tabi bunu yaparken Mısıra güvenmekteydi. Bundan dolayı, Amerika Avrupadaki jet filolarından bir kısmını Suudi Arabistana gönderdiği gibi, Yemen veya Mısır saldırısına karşı bir uyarı olmak üzere, bir savaş gemisini de Cidde limanına gönderdi. Bunun üzerine Mısır ve Yemen tutumlarını yumuşatmak zorunda kaldılar. Bu yumuşama üzerinedir ki, Amerika, biraz önce sözünü ettiğimiz ve netice vermeyen aracılık teşebbüsünde bulundu.

  Yemen iç savaşı dolayısiyle birbirlerine cephe almış olan tarafların bu tutumları, iniş çıkışlarla, yani zaman zaman gerginleşerek ve sertleşerek, zaman zaman yüzeyde bazı yumuşamalar göstererek, 1967 Haziranındaki Arap-İsrail savaşına kadar devam edecektir. 

  Yemen iç savaşı ve Orta Doğuda doğurduğu gerginlikle, barışın bozulması ihtimali dolayısiyle, Birleşmiş Milletler de yakından alakadar olmuştur. Bilhassa 1963 ve 1964 yıllarında Güvenlik Konseyi, Mısır ve Suudi Arabistan'ın Yemen'den ellerini çekmesini sağlamak (disengagement) için çeşitli kararlar almış ve formüller ortaya atmıştır. Fakat bunların hiçbirisi netice vermedi.

  Buna mukabil, 1964 yılında Yemen meselesinde bazı müsbet gelişmeler de ortaya çıktı. Bir defa, Arap dünyası içinde çıkan bu gerginlik diğer Arap devletlerini rahatsız etmeye başladı. Zira, Yemen meselesi dolayısiyle bir kısım Arap ülkeleri birbirleri ile çatışırken,  öte yandan Arap dünyasının İsrail ile münasebet veya meseleleri de gerginlik göstermeye başlamıştı. Dolayısiyle bir bütün olarak çabaların İsraile yönetilebilmesi için, kendi aralarındaki anlaşmazlıkların bir an önce sona erdirilmesi gerekirdi. Bu sebeple, 13-16 Ocak 1964'de Kahire'de 13 Arap devletinin katılmasiyle yapılan Arap Zirve Konferansında ve 5-11 Eylül 1964'de yine Kahire'de yapılan ikinci Arap zirvesinde, dolaylı veya dolaysız Yemen meselesi de ele alındı. Hatta Mısır, Suudi Arabistan ve Yemen Cumhuriyeti liderleri arasında temaslar da yapıldı. Bunlardan bir netice alınamadı ise de, bu temasların havayı yumuşattığı görüldü. 

  Bu atmosfer içinde, Cezayir Başkanı Bin Bella ile Irak devlet Başkanı Abdüsselam Arif'in aracılık gayretleri neticesinde, Kralcıların ve Cumhuriyetçilerin temsilcileri Sudan'da bir yerde 1-3 Kasım 1964'de biraraya gelerek, bir ateşkes anlaşması imzalayabildiler. Buna göre, 8 Kasımdan itibaren ateş kesilecekti. Gerçekten ateş kesildi. Lakin Yemen'in bütünlüğünü gerçekleştirecek tedbirlerin tatbikatında anlaşamadıkları için ateş-kes tekrar bozuldu. 

  Başkan Nasır'ın Cidde'de 22-24 Ağustos 1965 günlerinde Suudi Arabistan Kralı Faysal ile yaptığı iki günlük görüşmelerden sonra Cidde Anlaşması adını alan bir anlaşma imzalandı. Buna göre Suudi Arabistan Kralcılara yapmakta olduğu yardımı kesecek ve Mısır da, 23 Kasım 1965'de başlamak üzere on ay içinde Yemen'deki bütün kuvvetlerini geri çekecekti. Bu arada "Yemen'deki bütün milli kuvvetlerin" temsilcilerinden meydana gelen 50 kişilik bir konferans 23 Kasım 1965'de Harad'da toplanacak ve en geç 23 Kasım 1966'da yapılacak bir plebisitle Yemen halkı istediği hükümet şeklini kendisi tayin edecekti. 

  Bu anlaşmadan sonra Mısır ve Suudi Arabistan münasebetleri de bir bahar havasına girdi. Fakat bu bahar da uzun sürmedi. Çünkü, Harad Konferansı bir aylık bir çalışmadan sonra, hiç bir anlaşma sağlayamadan dağıldı. Kralcılarla Cumhuriyetçilerden hiç birisi görüşlerinden fedakarlığa yanaşmadılar. Tabi çatışmalar yeniden başladı. 1966 sonunda ise Mısır ile Suudi Arabistan tekrar çatışma durumuna girdiler. 1966 Ekiminde bir kısım Mısır uçakları Suudi Arabistan'ın bazı limanlarını bombardıman ediyordu. 

  Fakat bütün bu gelişmeler olurken gerek Cumhuriyetçilerin gerek Kralcıların da kendi içlerinde bölünmeler ve çatışmalar cereyan etmekteydi. Öyle ki, Yemen iç savaşı, iç ve dış unsurları ile tam bir arap saçı haline geldi. 

  1967 Arap-İsrail Yemen iç savaşına çok kısa bir süre için bir durgunluk getirebildi. Lakin tarafları birbirine yaklaştıramadı. O kadar ki, Nasır bile, Yemen'deki Mısır kuvvetlerinin ancak bir kısmını israil savaşı için geri çekti. Yine büyük kısmını orada bıraktı. 

  Fakat Arap-İsrail savaşından sonra, Yemen iç savaşında da değişiklik meydana gelmeye başladı. Bir defa, Nasır 1967 Kasımından itibaren, kendisini Yemen bataklığından kurtarabilmek için kuvvetlerini geri çekmeye başladı. Bu Sallal'ın durumunu da zayıflattı. 1967 Kasımında Sallat, Yarbay Muhammed el-Iriani liderliğindeki subaylar tarafından iktidardan düşürüldü. Yeni rejim, Suudi Arabistan da dahil bütün Arap ülkeleri ile yakın münasebetler kurmak istediğini açıkladı. Bu, müsbet bir gelişme idi.

  Buna karşılık Kralcılar arasındaki anlaşmazlıklar da artmaya başladı. 1967'den itibaren Kralcıların Cumhuriyetçilere karşı giriştiği saldırılar zayıflamaya ve başarısız olmaya başladığı gibi, Kralcıların içinde de İmam el-Bedr'e karşı muhalefet de gittikçe arttı. 

  1967 Arap-İsrail savaşı ve bu savaşta Mısır'ın uğradığı hezimetin, Nasır'ı Yemen'den çekilmeye sevkettiği anlaşılıyor, çünkü İsrail meselesini görüşmek üzere 1967 Ağustosunda Hartum'da yapılan Arap zirvesinde, Nasır, Suudi Arabistan'a Yemen konusunda anlaşma teklif etti. Bu teklif kabul edildi ve Nasır ile Kral Faysal arasında 31 Ağustos 1967'de yapılan Hartum Anlaşması ile, Mısır 9 Aralık 1967 tarihine kadar bütün askerini Yemen'den çekmeyi ve Kral Faysal da Kralcılara yaptığı yardımı durdurmayı kabul ediyordu. Gerçekten Mısır Aralık ayı başında bütün askerini Yemen'den çekti.

  Bununla beraber, uzlaşma hemen gerçekleşmedi. Cumhuriyetçiler ile Kralcıların çatışmaları daha bir süre devam etti ve 1969 yılından itibaren çatışmalar hafiflemeye başladı. Bu arada yeni bir gelişme oldu ve biraz aşağıda değineceğimiz üzere, solcu rejimi ile Aden'de Güney Yemen Cumhuriyeti ortaya çıktı. Bu gelişme Suudi Arabistan'ı daha fazla korkuttu ve Kralcılarla Cumhuriyetçiler arasında aracılık yaparak, barış görüşmelerinin gerçekleşmesini sağladı. 1970 Nisanında gerçekleşen anlaşmaya göre, Cumhuriyetçiler hem hükümette ve hem de Milli Danışma Konseyinde ve bazı diplomatik postlara tayinde, İmamcılara da yer verecekler ve İmam el-Bedr ailesinin de Yemen'e dönmesine müsaade edeceklerdi. 

  Bu anlaşma üzerine Suudi Arabistan 23 Temmuz 1970 tarihinde Yemen Arap Cumhuriyeti'ni resmen tanıdı. Amerika da 1972 yılında tanıdı. 

  Fakat bu sefer, Güney Yemen, Yemen Arap Cumhuriyeti'nin başına dert oldu. 13 Haziran 1974'de Albay İbrahim el-Hamidi bir darbe yaparak iktidarı ele geçirdi ve Suudi Arabistan ve Amerika ile yakın münasebetler kurdu. Lakin 1977'de bir suikastte öldürüldü. Yerine geçen kişi de kısa bir süre sonra, solcu Güney Yemen'in adamları tarafından öldürüldü.

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi